şükela:  tümü | bugün
  • hannah arendt 'in üç ciltlik, çok eleştiri konusu yapılan kitabıdır. birinci cildi anti-semitizm, ikinci cildi emperyalizm, üçüncü cildi ise totalitarizm'i anlatır. türkçeye bahadır sina şener tarafından çevrilen ilk iki cilt iletişim yayınları tarafından basılmış olup, üçüncü cilt henüz çevrilmemiştir. aslında kitap ilk olarak "the burden of our times" olarak basılmıştır fakat daha sonra bu isim "the origins of totalitarianism"le değiştirilmiştir.
  • arendt'i amerikan dusun camiasinda meshur eden ilk mensurdur; metodolojisi de muphem bulundugu icin elestirilir. ozellikle baslik ile metnin arasindaki iliski(siz)lik sorunlu bulunur, daha sonra ilk iki cildin ucuncu cilde baglanmadigi, ozellikle emperyalizm analizinin sinirli oldugu, afrika tasvirinin sert bir soylemle irkci, siyaseten dogru konusmamiz gerekirse evropa-sentrik (avrupa merkezci) nuveler tasidigi iddia edilir. son olarak da nazi ve stalin rejimlerinin arasindaki nitel farklarin totalitarizm kavramiyla indirgemeci bir anlayisin kurbani oldugu yorumlar arasindadir. (bu yorumlarin hepsi gusseeel tartismalarin konusu olabilir)ancak sonrasinda gelen calismalarina esas teskil ettigi icin onemli bir kitaptir, neresinden baksaniz 6-7 yillik uzun ve mesakkatli bir calismanin sonucudur, okurken de ayni ozeni gostermek gerekir. kitabin temel derdi, totalitarizm fenomenini klasik anlatilarin disinda irdelemektir. bunu hazirlayan tarihsel iki olgu, anti-semitizm ve emperyalizm anlatisinda da bu tutumu sergiler. anti-semitizm, emperyalizm ve totalitarizm modern fenomenlerdir der; anti-semitizm yahudi dusmanligindan, emperyalizm imparatorluk dusuncesinden ve totalitarizm tiranliktan farklidir saptamasinda bulunur ve neden farkli olduklarini anlatmaya koyulur. totaliter pratiklerde yeni ve dehset verici olan ne uyguladiklari siddetin olcusu, ne de katlettikleri insan sayisidir.
    totalitarizm insanin onuruna ve insanlik durumuna yapilan bir saldiri oldugu icin dehset vericidir, totaliter araclar bireyleri yasal haklarindan, ahlaki ve insani ozelliklerinden siyirmayi basardiklari icin tehlikelidirler. toplama/calisma kamplari ona gore totalitarizmin deney alanlari ve bir anlamda isleyis mekanizmasini gosteren mekanlardir. kamplarda insanlar 'sey'lestirilmislerdir; pavlov'un kopegi gibidirler, otomatlasmislardir.
    bu, insanin temel dogasinin hayvansi ozellikler gosterdigini, aslinda hepimizin icgudulerimiz ve isteklerimizle hareket ettigini savunan ve bu yuzden de bircogumuzun hoslanmadigi hobbes'a bir meydan okumadir. "hobbes" der arendt (demez de ben diyormus gibi dusunuyorum) "dogal durum dedigin ne ki, kamp denilen cehennemde insanlar istemekten vazgecmislerdir, yasam onlar icin hicbirseydir ve bak, modernlik dogal durumdan bin beterini avrupa'nin gobeginde insa etmistir, etmeye de bu gidisle devam eder." (bunlarin hicbirini arendt soylemez, ben ona soyletiyorum)
    kisaca, gunumuz siyaset ve sosyal hayatindaki egilimleri ve yonelimleri dusununce guncelligi hala suren bir kitaptir, nitekim bir yerde dikkatli olmamiz icin su uyariyi yapar:
    "totalitarian solutions may well survive the fall of totalitarian regimes in the form of strong temptations which will come up whenever it seems impossible to alleviate political, social, or economic misery in a manner worthy of man."
  • "kitleler ile ayaktakımının paylaştığı tek bir nitelik vardır o da şudur: her ikisi de tüm toplumsal odakların ve olağan siyasal temsillerin dışındadır." sayfa 49, totalitarizmin kaynakları, hannah arendt, iletişim yayınları.

    bu mutlaka okunması gereken kitaptan çok ilginç bir bölüm aktarmak istiyorum. stalin dönemi sovyetler birliği'nde gönüllü olarak çalışan batılı komünist mühendisleri ülkeye ihanetten yargılamak istiyorlar. tabii adamlar hiçbir şey yapmamışlar yani bir delil mevcut değil. gerisini yabancı mühendisten dinleyelim; "hiçbir zaman girişmediğim sabotaj eylemlerinin faili olduğumu kabul etmem konusunda yetkililer sürekli ısrar ediyordu. reddettim. bana denen şuydu: sovyet hükümeti'nden yanaysan, ki öyle olduğunu öne sürüyorsun, bunu eylemlerinle kanıtla: hükümet senin itiraflarına gereksinim duyuyor." sayfa 39, dipnot.

    bu ifadeyi okuyunca anlıyoruz ki george orwell'in 1984'ü sanki bir tür stalin dönemi sovyet belgeseli gibiymiş. gerçeğin kurgusu yani. gerçekten inanılmaz. tuhaf olan bunu ona söyleyen yetkililerin içinde yaşadıkları dünyanın "ne denli yalan olduğunu" içten içe bilmelerine rağmen hiçbir şey yapmadan öylece devam edebilmeleri. iktidarın gücü. mordor'un kendinden geçiren nefesi.