*

şükela:  tümü | bugün
  • londra daki yeni camii onu diyebiliriz. domuz kadar agir guvercinler var orada...
  • trafalgar meydani. (bkz: trafalgar)
  • uyku getiren rufus wainwright parcasi ..

    somewhere near central london
    i imagine not so far from trafalgar square
    and the lions
    there lives an older gentleman
    who teas with bbc and britain's ghost
    his lady companion by his side.
    oh yes, i see him now.

    and cross the deep blue sea
    i cannot smell
    inside a symphony
    the 'pastorale'.

    so besides the black rats swimming
    i watch the english evening skies
    reflect my heart
    as i walk behind him,
    looking for what's been lost
    like looking over all the trees
    of hampstead heath
    now before us in the twilight.
    no, i can't bear it now.

    and cross the deep blue sea
    i cannot smell
    inside a symphony
    the 'pastorale'.

    a jacket and hat...the only trace...
    two gold rings...
    but never fades.

    a jacket and hat...the only trace
    two gold rings...
    but never fades...
    a face....

    diye gider..
  • güvercinlerin yürümenize bile izin vermediği meydan. vaktiyle, belediye başkanı ken livingston oradaki güvercinler için: "kanatlı fareler. bir çözüm bulacağız" demişti. pek ayıplanmıştı. gece vakitlerinde night bus'lara yetişmek için boydan boya kat ederken, o kafayla adım attığınız yeredikkat etmeniz gerekir. minnak havuzların suları etrafa taşar, zemin futbola müsait olmayan kaygan bir hal alır. aslan heykellerine çıkmak da bir eğlence şeklidir meydandaki. düşer kafanızı yararsanız hoş olmaz. velhasıl; turistler ve torbacılar, güvercin düşkünleri ve havuz kaçkınları tercih eder burayı. nedeni ise benim için bir sırdır.
  • mr ve mrs brown'un sıklıkla gittikleri meydan.
  • yorucu london turlarinin ardindan adi gectiginde "oh surda biraz dinlenilir" denilip cevresindeki kalabalik farkedilince sinirleri geren bir londra meydani.. kendileri hakikaten guzeldir lakin. ayrica guvercinleri engellemek icin birtakim girisimlerde bulunduklarini ogrenmistim bir ara ama biraz ugrasacaklar gibi.. ya da diger parklarda yaptiklari gibi sonunda her yer tel de olabilir tabi oradaki guzelligi bozmak pahasina hirs yaparlarsa..
  • barbaros bulvarının londra versiyonudur. hiç bi yerinden deniz görünmez.
  • meydandaki guvercinleri engellemek icin bir cok yol deneyen ve her seferinde basarisiz olan londra belediyesi son care olarak guvercinlere yem verenlere para cezasini uygun gormus boylece ac kalan guvercinler de "hay sokayim sizin gibi landin a bir kuru ekmegi esirgediniz lan!" diyerek baska diyarlara gocmustur. o nedenle son 6-7 aydir guvercinsizdir bu meydan.
  • bu meydanın güvercinleriyle mücadele yöntemleri arasında yem vermeyi yasaklamakla beraber kadrolu şahin istihdam etmek ve megafonla mahlukatı yıldırmak da vardı. bu sonuncusu tam olarak nası oluyodu bilmiyorum, "sıçma lan amiralin kafasına, guşbeyin" diye anons yapıp haysiyetleriyle oynuyolardı heralde.
  • icine giren yollardan birisinde kirmizi isikta duramayip, bisikletle iki polis memurunun uzerine ciktigim meydan. olabilecek bu en asiri talihsizlik uzerine -ki yabancisin, kirmizi isikta geciyorsun, ustune ustluk bir de polis eziyorsun- soyle bir konusmanin tecelli ettigi meydan.

    - beyaz polis (ayakta, buna bir sey olmadi pek, biraz kolunu siyirdim o kadar): kimligini ver.
    - ben: yok.
    - siyah polis (bu dustugu yerden kalkiyor, direkt tosladim herife:) kimligin yok mu?
    - beyaz polis: yokmus, nerelisin sen?
    - ben: turkiye, ogrenciyim. ozur dilerim, duramadim birden.
    - beyaz polis (cok sinirli, ingiliz siniri): pasaportunu ver.
    - ben: o da yok, sorry.
    - siyah polis: pasaportu da mi yok???
    - beyaz polis: simdi karakola gidicez seninle, ifade vereceksin.
    - ben: ogrenciyim dedim, birakin gideyim.
    - siyah polis: ogrencisin ha? simdi seni karakola goturursek ne olur biliyor musun, belki sinirdisi bile edilirsin, sonra bu cv'nde pek iyi durmaz. (tehdide bak? aynı durumda kalmış bir türk polisinin olası tehditlerini düşününce komik!)
    - beyaz polis: let's go.
    - ben: aman diyeyim. bakin bu ogrenci kimligim. ozur dilerim dedim.
    - siyah polis: ya birak gitsin.
    - beyaz polis: (ayakustu cok uzun sinirlice bir soylev, ardindan bisikletin kontrolu, helmet takmam icin uyari, ardindan) ok, make move, be careful in future. let's go george.

    giderler

    - arkadan bir baska siyah vatandas: ne oldu adamim.
    - ben (sigara sarmaya calisiyorum, eller titriyor, ulan daha geleli 2 ay olmamis, basimiza gelen bak): sigara sariyorum, as you see.
    - whacky tabacky mi o. oyleyse kullanma bisiklet.
    - ben: ?

    guzel bir meydandir. kosesinde national gallery vardir. 1 mayislarda kalabalik olur.
hesabın var mı? giriş yap