şükela:  tümü | bugün
  • ilkokulda* genellikle beşinci sınıflar arasından seçilen, kollarında iki oktan müteşekkil rozetleriyle havalı havalı gezen öğrencilerin oluşturduğu kol.

    trafik kolları teneffüslerde sınıfların düzenini kontrol edip tahtaya çok düzenli, düzenli, iyi, orta, düzensiz vb. notlar verirdi. bahçede hoplayıp zıplayanlara, koşanlara da karışıp minik bünyelere korku salarlardı. standart replikleri şöyleydi:
    - koşma! birinci ihtar.. ikinci ihtar.. koşma.. üçüncü ihtar.. adın soyadın sınıfın?

    (bkz: geçmiş zaman olur ki hayali cihana değer)
  • trafik kolu üyelerinin bir diğer görevi de okul çıkışlarında ellerine aldıkları, bir tarafında dur bir tarafında geç yazan garip bir nesneyle araçları durdurup öğrencileri karşıdan karşıya geçirmektir. kanımca bu oldukça afilli bir iştir. ne biliyim kızlara yol verirsin falan karizman olur.
  • ilkokulda 4 sene boyunca hayali kurulan, "beşinci sınıf olayım, gorursunuz" dedirten şey. derse giriş zilinin çalmasıyla bu kişiler birden merdivenlerde belirir "soldan tek sıra" yı tekerleme halinde duraklamadan söylerlerdi. her günün sonunda* da bir örnek öğrenci secerler, en az bir tane de yaramaz yazarlardı ellerindeki listeye. dersin baslamasıyla ufaklıgın sınıfına girerler, duruma göre cocugun tüm sınıfın önünde öğretmen tarafından ya takdir edilmesine ya da azarlanmasına neden olurlardı
  • üstünde çapraz iki okun yer aldığı havalı rozetleri olan, notları iyi öğrenciler arasından seçilen öğrencilerin karizmatik kolu. sınıf tahtalarına bir imza gibi çizdikleri tk logosu unutulmamalıdır. yaptıkları bi diğer mühim iş de, yemekhane çıkşında bekleyip, tepsisinde yemek bırakanları geri çevirerek "yemeğini bitirmeden çıkamazsın" demekti. gerçekten de böyleydi.
  • bu kol ögrencilerine il trafik müdürlügünce 1 haftalık trafik egitimi verilirdi. 1 hafta okuldan yırtmak ve diger okuldan gelen ögrencilerle tanişmak manasına da gelirdi bu kol. eğitim sonrası okulun trafik sorumlusuydu bu gençler. okul başlangıçlarında ve okul sonlarında giyilen yeşilimsi bir çeket ve önlü arkalı dur geç yazan bir pano ile en yakın yaya geçidinde trafik düzenlerlerdi. mini mini birleri, çalişkan ikileri trafik kazalarından akan trafigi durdurarak korurlardı. hatta onlara polis amcaları siz dur panosunu kaldırınca durmayan plakalari bize verin ceza keselim demişlerdi. durdurdukarı araçların içindeki teyzeler ve amcalar genelde hep bir sempatik yaklaşırlardı onlara, gülümselerdi, sanki koca adam olmuş ta bizi durdurup arkadaşlarıni karşıdan karşıya geçiriyor gibi bakarlardi. herşey başta güzel gelirdi onlara, okulun en seçilmişiydi onlar, özel görevleri vardı onların, değer cocukların canları onlara emanetti. diger arkadaşları imrenerek bakardı onlara. ama zaman geçince onlar anlarlardı ki özel olmak pek de iyi bi şey degilmiş, fazla mesai demekmiş, her sabah 10 dakika erken uyanıp okula gelme, her gün okul çıkışı 10 dakika geç eve dönmek demekmiş, arkadaşları okuldan çıkip beraber eve giderken sorumluluk sahibi olup orda gecen arabalarla ugraşıp yalnız kalmak demekmiş. en yakın arkadaşını kıskançlık yüzünden kaybetmek demekmiş. o zaman bu kolun ögrencileri bilinçleşip hayatta özel oldun mu hep daha fazla çaliştigini, hep kıskanıldıgını ve çekilemedigini, ve yalnızlıga mahkum oldugunu anlamiş. trafik kolu bunlara ders olmuş ve hep düzen içinde sıyrılmadan, sıradan olarak mutlu yaşamış ve bunu erken ögrendigi içinde trafik koluna duacı olmuşlar.
  • bu kollukların rengi yeşil-beyazdı bizim okulda, hatta bütün okullarda öyleydi yanlış hatırlamıyorsam. diğer kırmızı beyaz kolluklara göre değişik bir rengi olduğu hep bu kola seçilmek istemiştim son sınıfta da şansım yaver giderek seçilmiştim. haliyle kasılarak yürümüştüm o kollukla, boş bir olay olduğunu anlayınca da çeşitlik olsun diye oturduğum sokağın ilerisinde yerinden sökülüp kenara bırakılmış bir sağa dönülmez levhasını sınıfa getirmiş, milletin kafasını yarmıştım. ehe yok yarmadım ama tahtanın yanına dayadım. hocanın oğlum nerden çıktı bu sorusuna karşın ''kolluk görevimi başarıyla yerine getirdiğime inanıyorum öğretmenim'' gibi garip cevaplar verdiğimi sonra birkaç arkadaşla o levhayı söküldüğü yere paşa paşa tekrar diktiğimizi hatırlıyorum..
  • trafik kolu olarak görev yaptığım yıllarda beni en çok üzen olay, örtmenimin bana koşmayı yasaklaması olmuştu. velet olduğumdan ve bu "mesleği" sanki dünyanın en önemli olaylarından biri olarak algıladığımdan, görev bazında sahip olduğum sorumluluk bilinci bana bu yasağı istemeyerek de olsa deldirememişti bir süre. aslında epey üzülüyordum: koşmam gerekiyordu. çünkü çocuktum ve eğlenmek için yapılabilecek en güzel aktivite koşmaktı.

    koşan insanların çetelesini tutuyor ve her gün koşanları örtmenime gammazlıyordum. peki elime ne geçiyordu? hiç bir şey. sadece kolumun üstünde duran havalı rozet ve sosyal statü farkıydı sahip olduğum.

    giderek diktatörlük şeklini alan görevim artık beni de fazlasıyla sıkmaya başamıştı. dayanamıyordum. koşmam lazımdı... o dönem zihnim tam olarak nasıl çalışıyordu, şu an tam olarak hatırlayamıyorum fakat artık "başlarım ulan böyle işe!" mi dedim yoksa "yaaaa, ama ben dee, ben dee!" mi dedim, söylediğim gibi tam bilmiyorum, bir gün görev bilinci-milinci dinlemeyip, önce bir güzel depar atmıştım, hemen akabinde de bir sınıf kavgasına karışıp, b'lilerden iki üç veleti yığmıştım.

    bu sefer örtmene ispiklenen ben olmuştum. sınıf öğretmenimiz, sadece "silahını* ve rozetini masama bırak" demekle kalmamıştı, ondan standart da bir sopa yiyip görevden lağvedilmiştim...
  • ilkokullar için çok önemli bir olay olan koşma hadisesini kontrol altına almak için icat ettiklerini düşündüğüm kol.
  • zamaninda üyesi oldugum kol.. zira aksiyon oradaydi heyecan oradaydi.. okulun yanindan gecen yolda elinde yesil ve kirmizi levhalarla durur icabinda kocaman tirlari durdururdun bir isaretinle.. yasam tehliken oldugundan cok uzun süre yapamaz oradan yatay gecisle kütüphane koluna gecerdin.. kutuphane kolu demek sinifin toplamda 14 kitaptan bir de omer seyfettin in bomba adli kitabindan olusan kutuphaneyi korumak demekti.. cok sıkıcı bir sektor oldugundan bu kolda calisanlar genelde dişi kutuphane kolu uyelerine cinsel tacizlerde bulunurlardi.. hakim kolu gibi bir kol icat edilmis olsa cogumuz cinsel tacizden icerdeydik soyluyorum bunu..

    ben kendimi bildigimden hic bulasmadim kutuphane koluna.. hop direk gectim arkadas muzik koluna.. salla basini al maasini bir meslekti.. sahsen ilkokulu cok rahat gectim.. izmirde hem de..
  • bir anda canlandı anılar. ah ted ankara koleji ahhhh...

    bir de ben bunları gestapo’ya benzetiyorum nedense neyse.

    kimse yazmamış ama eski ted ilkokul’dan ortaokul’a geçişteki kapıda zebellah gibi dikilip sokmazlardı kimseyi. öğretmenler ve veliler hariç tabi:)