şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: trail blazer)
  • londralı indie rock grubudur. bir de kendilerini yaşlı görüyorlar sanırım, sözlere bakınca onu anlıyorum.
  • illaki vardır türkçesi ancak bulamadım, bilemedim. parkur koşusu, patika koşusu, arazi koşusu, orman koşusu ya da doğa koşusu, hangisini seçersek, fakat en nihayetinde "trail" koşusu, düz bir zeminde değil de doğada çamurdan kayaya kadar değişen şeyler üzerinde koşulan, engellerle dolu bir koşu türüdür. düz bir zeminde koşmayla kıyaslandığında bedenin epey fazla parçasını çalıştırması sebebiyle, dengeyi öğretmesi sebebiyle, hadi sizi mi kıracağım daha iyi bir terim kullanayım, iyi bir proprioception inşa etmenizi sağlaması sebebiyle oldukça faydalı olduğuna karar verilmiş fakat tehlikenin farkında mısınız? ben farkındayım. sakatlanmamın koşuya başladıktan sonra ikinci dakikaya denk geleceği aşikar. benim için ve bileklerim için akıllıca bir seçim olmazdı. onun yerine ben başka bir şey yapmaya başladım.

    en sonunda kendimi yürüyüş için nasıl baştan çıkaracağımı buldum ve öyle bir baştan çıktım ki en az üç saatlik yürüyüşlere başladım. hal böyle olunca son günlerde asla yaraların ve morlukların, böyle galaksiler gibi renk renk, bordodan laciverte, ekimozların eksik olmadığı bedenime ayak parmağı kanamaları, yaralanmaları, ezilmeleri da eklendi. peki ben ne yaptım, yürüyüşü azalttım mı, hayır. başladım güzel bir ayakkabı arayışına. yaralanmaların sebebinin yürüyüşün uzunluğu olduğunu elbette biliyorum, ancak bir süre vazgeçemeyeceğimi de biliyorum, bu yüzden en azından iyi bir ayakkabı seçip daha yumuşak yaralanayım dedim. öleyim ama beyaz güllerle dolu bir küvette.

    ormanda da yürüdüğüm oluyor ama yürüyebileceğim upuzun bir sahil ve bu sahille birleşen koşu ayakkabılarına karşı duyduğum sakin bir hayranlık var. daha kapsamlı bir şeyin daha az kapsamlı bir şey için de kullanabileceğimizi düşündüğümüzde, koşu ayakkabılarının yürüyüş için de kullanılabileceği açık bir çıkarım gibi geliyor. koşu yürüyüşü kapsıyor. doğa sporları için ekipmanlar çeşitlilik ve işe yararlık bakımından, motosiklet için olanlar kadar olmasa da, almış başını gitmiş. biraz kurcalayınca epey güzel bir ayakkabı buldum, "trail" içinmiş. özel ayakkabıları var. su geçirmezlik, yol tutuşu, darbeye dayanıklılık derken basit, yumuşak ve hafif bir koşu ayakkabısından farklıydı ama yine de koşu içindi, ayağınızın hareketini engellemiyordu ve güzeldi, ekranda biraz seyrettim. kafamdaki soru: "içi kan dolacak, yıkanır mı acaba?" peki aynı gün ne oldu dersin? ayakkabıyla yüz yüze karşılaştım. keşke içinde kimse olmasaydı, ama vardı.

    yağmur yağacak diye baston şemsiyemi de almış dolmuşa binmişim. orta sıralardan bir yerde koridor tarafında oturuyorum. şemsiyeyi hemen yanımda, sağ elimde baston gibi dik bir şekilde tutmuşum, oturduğum yerde omzuma kadar geliyor. başımı eğmiş şemsiyenin sivri ucuna ve yerle birleştiği noktaya bakıyorum. yapacak daha iyi bir şey yoktu. sanırım sahiden yaşlanmıştım. birden dolmuşa insanlar binmeye başladı ve o anda bir mucize gerçekleşti. istediğim trail ayakkabıları hemen şemsiyenin ucunun yanında sahnede pırıl pırıl belirdi. satışı türkiye'de yok ama işte yanıbaşımda! o kadar çocukluğa dair, saf bir hisse büründüm ki, çok ifade edilecek gibi bir şey değil. nasıl çocukça bir merakla bakıyorum ayakkabılara, sanki tüm evren dolmuşla birlikte falan, her şey yok oldu. bir tek ben ve ayakkabılar. bir de şemsiye.

    bir an sağlam mı acaba dedim. bakın bu parlak an çok kritik bir an, eyleme karar veriş anım. şemsiyemin ucunu kaldırıp ayakkabının birinin üzerine koydum. biraz bastırdım, ağzım yarı açık şaşkın gözlerle ayakkabıya bakıyorum. nasıl tepki verecek darbeye? biraz daha bastırdım, adeta çubukla bir şey dürten dayı gibiyim, nesnenin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. sonra biraz daha bastırdım, küçük bir baskı ama, sanki de ayakkabının devamında bir bacak, bacağın üzerinde bir beden, en ucunda da bir kafa falan yok. ne düşündüm, sosyal davranış kodlarını, sosyal kimliğimi nasıl bir anda unutabildim, sahiden bilmiyorum. bildiğin adamın ayağını şemsiyeyle dürtüyorum! uyguladığım basıncı da değiştirmeden yine aynı yarım açık ağızla, ayakkabının performansını beğenmiştim çünkü, o yüzden mutlu bir şaşkınlıktı, yüzümü yukarıya doğru kademe kademe yavaşça kaldırıp bana doğru bakan ve dudakları çizgi filmlerdeki gibi s olmuş, gülmemek için kendini oldukça zorlayan bir yüzle karşılaşınca o şemsiyeyi nasıl çektim, nasıl aniden yüzümü dışarıya çevirdim tam gözlemlenemedi. hızım ışık hızına çok yakındı. ayakkabıdan sonra madde göğe doğru devam ediyordu, üstelik bilinçli bir maddeydi. lanet olsun. belki bir şey söyleyebilirdim ancak açıklamam ne olabilirdi ki? "kusura bakmayın, ayakkabınızı test ettim." ne denecek?! diyeceğim şu. koşucuysanız trail koşularını antrenmanlarınıza ekleyebilirsiniz. değilseniz ama yürüyorsanız bu koşular için özel üretilmiş ayakkabıları kullanabilirsiniz, şahaneler. bizzat şemsiyeyle test ettim. "okuyor musunuz, kaça gidiyorsunuz? kostüm çok güzel, koşuyor musunuz?" :(
  • tumor necrosis factor-related apoptosis -inducing ligand (trail), bazı kanser türlerinde, normal hücreleri etkilemeden sadece kanserli hücrelerde apoptoza sebep olur.
    kanser terapilerinde sıkça kullanılan bir ajandır.

    hayret kimse yazmamış.