şükela:  tümü | bugün
  • türkçesi trenler olan ingilizce kelimedir.

    bunun yaninda bir porcupine tree sarkisidir, in absentia albumunden 2 siradan.

    train set and match spied under the blind
    shiny and contoured the railway winds
    and i've heard the sound from my cousin's bed
    the hiss of the train at the railway head

    always the summers are slipping away

    a 60 ton angel falls to the earth
    a pile of old metal, a radiant blur
    scars in the country, the summer and her

    always the summers are slipping away
    find me a way for making it stay

    when i hear the engine pass
    i'm kissing you wide
    the hissing subsides
    i'm in luck

    when the evening reaches here
    you're tying me up
    i'm dying of love
    it's ok
  • kusursuz bir porcupine tree parçası. sabahları ders çalışmaya kalkıldığında ekstra güç ve moral vermesiyle adından sıkça söz ettirir.
  • gunesli bi sabahta zinde bi sekilde uyanma hissi uyandiriyor bu sarki. ulan ne guzel bi gun kuslar cicekler bocekler hissiyatinda, zevkle ise/okula gideyim soyle bi dedirten sabahlar gibi *
    bi kere dinlemek kesmiyor kesinlikle.. cok guzel cok...
  • ıslak saclar,gunesli bir gun,yolculuk,ilkler.. herseyi barındıran sarkı..
  • "a 60 ton angel falls to the earth" kısmına takıldığım şarkı. melodisi ayrı, sözleri ayrı güzel. enerji içeceği niyetine kullanılabilir.
  • trenler.. uzun yolların birleştirdiği vagon vagon ses..

    bir trenin, son durağa ulaşana kadar çıkarttığı tüm sesleri bir araya getirin, anlamsızmış gibi gelse de aslında çok anlamlıdır. trenin içindeki insan için anlamı vardır. ulaşana kadar, tren yolundan çıkan her ses geriye doğru bir sayıştır. bu seslerin fazlasıyla aksak oluşu da bu yüzdendir; kavuşmanın verdiği heyecan, kavuşamamanın yaşattığı korkuyla karışır, bazen heyecan bazen de korku ağır basar.
    bazen kısa bir sessizlik olur, görünüşte heyecan korkuya yenilmiştir.. ancak o an tekrar başlar yollar aksamaya, raylar esnemeye.

    60 ton melek dünyaya düşer ve görüntü bulanır, metal yığın gibi ağır bir ışık huzmesi çarpar gözkapaklarına, yazın sıcaklığı gözyaşlarının kurumasına yol açar.. kavuşma anında bile ağlayamaz gözler..

    binlerce ağır aksak sesin tamamladığı yapboz sonunda yerini bir rahatlamaya bırakır. uzun bir “oh” çekercesine kendini atmosfere bırakan basınç, üzerindeki baskıya katlanmanın ödülünü alacaktır. kendini şanslı görmesi de bu yüzdendir, heyecanı ve korkusu sonunda diner ve gerçekleşmesini beklediği anın tadını çıkarmaya başlar kavuşan..
    kavuşmanın tadı sevgiden öldürecek gibidir, o an sadece bir kelime bile ruhu bedenden ayırmaya yetebilir..

    sadece bedenleri taşımaz trenler; anıları, heyecanları, korkuları, ruhları, sesleri, görüntüleri, acıları, geçmişi, şimdiyi ve geleceği.. porcupine tree’nin kulaklarımdan ruhuma taşıdığı ne varsa, hepsini..
  • kişinin -ne kadar yaz mevsiminden nefret etse de- "always the summers are slipping away" kısmını en bir hisli şekilde söyleyebileceği parçaymış bu. yine de, gayriihtiyari "find me a way for making it stay" dediğimde sarsmak istiyorum kendimi, gerçekten.
  • yaklaşık son 1,5 senedir hergün dinlediğim ve hiç sıkılmadığım porcupine tree'nin en beğendiğim parçası.
    ayrılık acısı yaşayanlara şiddetle dinlememelerini önerdiğim şarkı. zira 4.45'den sonra insanların kendilerini, çevresindekileri parçalamamak için zor tuttuğunu biliyorum.
  • "when the evening reaches here you're tying me up" kısmı ezginin günlüğü - 1980 deki "akşam vakti sardı yine hüzünler " kısmını hatırlatmaktadır..biri daha pesimist diğeri daha optimisttir..ikisi de candır..canandır..
  • huzur veren porcupine tree şarkısı.otobüs yolculuklarında camdaki siyah noktayı binaların üzerinden geçirmek gibi insani başka hayallere sürükler.