şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • roma'nın gelmiş geçmiş en büyük imparatorlarından biri, roma topraklarını tarihteki en geniş sınırlarına ulaştıran şanlı fatih, senato tarafından optimus princeps ünvanı verilen ilk imparator olmasına ve hükümdarlığı devrine ait epeyce nümizmatik, mimari, mühendislik örnekleri günümüze kadar ulaşmış olmasına rağmen hakkında muazzam bir birincil kaynak kıtlığı mevcut.

    piyasada bithynia valisi genç plinius'la yazışmaları harici elle tutulur çağdaş kaynak yok. savaş ve fetihlerinin kroniklerini bizzat kendisi yazmış ancak bu kitap günümüze ulaşamamış. dacia savaşlarının tek detaylı ve somut kaydı trajan sütunu.

    çağdaşı olan tarihçiler, edebiyatçılar ise sus pus -ki o devirde ortalık tarihçi ve biyografi yazarı kaynıyordu. augustus'a cilt cilt şiirler döşenen tipler augustus'tan sonra en süper über imparator, optimus princeps dedikleri trajan'a gelince dut yemiş arpacı kumrusu modunda. hadi edebiyat kıtlığını trajan'ın -plinius'a yazdığı mektuplardan anlaşıldığı kadarıyla- dalkavukluktan, yağcılıktan, her yere heykellerinin dikilmesinden falan hiç hazzetmeyen bir karakter olmasıyla açıklayabiliriz, ama hiç tarih, kronik de mi yazmamış millet? belki kendisi 'siz uğraşmayın, ben yazarım' yaptı ama kendi yazdıkları da mektup kolleksiyonu hariç günümüze ulaşamadan kim bilir hangi yangınlarda, vandal baskınlarında yok oldu gitti. mantıklı bir açıklama bulamadım şahsen. hadi diyelim millet yazdı, bunların hepsi mi yok olur birader?

    çağdaşlarından bir şey çıkmıyor, sonraki nesiller de felicior augusto melior traiano diyor ama 'trajan dacia'yı zaptetti, partları patakladı' şeklinde üstünkörü zikretmekten öteye gitmiyorlar. adam roma'nın gelmiş geçmiş en büyük fatihi ama ortada ne biyografi var, ne kronik, ne edebiyat. gel de kafayı yeme monşer.

    bazı komplo teorilerine meyilli tarihçiler 'kaynak vardı da, acaba trajan'ın büyük mimarını, generallerini falan idam ettiren hadrian mı yok etti' diye sormuş, çünkü bu kadar büyük ve ismi hiç lekelenmeden 1900 sene yürümüş, dante'nin ilahi komedyasında adalet dağıtıcı olarak yer alacak kadar pozitif bir figür hakkında bu denli kaynak kıtlığı akla mantığa pek sığmıyor.

    trajan'ın hadrian'ı resmi varis olarak atamadığı, hadrian'ın hile hurdayla milleti kandırıp tahta geçtiği dedikoduları da yok değil. komplo teorisyenleri oradan yürüyor zaten.

    belki de sonraki nesillerin tarihçileri trajan'ı augustus gibi dramatik olmadığı, aşırı derecede aklı selim ve mutedil biri olduğu için çok ilginç bulmamışlar, kuru kuru zikredip geçmişlerdir, bilemiyoruz. modern trajan biyografileri de yazarların puzzle yapar gibi parçaları birleştirip bir dünya eksik yeri mantık yürüterek tamamlamaya kasması şeklinde.

    ne yapalım, trajan sütunu ve mektup kolleksiyonuyla yetineceğiz artık.

    bağlantılı konular:
    (bkz: lusius quietus/@sorg)
    (bkz: trajan sütunu/@sorg)
    (bkz: publius aelius hadrianus/@sorg)

    ana tema:

    (bkz: roma tarihi/@sorg)

    edit: elimden geldiği kadar kapsamlı bir şekilde anlatan seri yazmantayım şu an, şimdiye kadar yazdığım bölümler:

    1. bölüm (bkz: #81364079)
    2. bölüm(bkz: #81392542)
    3. bölüm (bkz: #81457871)
    4. bölüm (bkz: #81618164)
  • imparator olduktan sonra roma'ya dönene kadar bütün bir yıl boyunca ordusuyla hudutlarda takılmış olduğundan konsüllüğünün ilk senesi basılan paralardaki portresi kendisine hiç benzemez. bir çoğu da aslında eli yüzü gayet düzgün olan trajan'ı eciş bücüş, gargamel tipli biri olarak resmeder. trajan piyasada yok, darphaneciler ellerinde imparatorun resmi bir portresi olmadığından ne yapacaklarını şaşırmış, trajan reisin hükümranlığının ilk yılında bastıkları paralara kimi zaman trajan'ın selefi nerva'yı andıran, kimi zaman kafalarına göre tahmin yürütüp uydurdukları kel alaka dandik portreleri koymuşlar.

    üzerinde cos iii ve sonraki konsül yıllarının ibaresi olan paralardaki trajan portresi trajan'ın gerçek sıfatıdır, ama bence 2. yıl (cos iii) paralarının bir kısmı da şöyle böyle benziyor, olduğundan daha kilolu göstermişler. cos iiii ve sonrası ise trajan'ın tıpkısının aynısı tasviri.
  • ms. 1. yy'da yaşamış, bu çağda bırak muadilini, tırnağı olacak kalitede kimse bulunmayan pek müstesna roma imparatoru.

    hem senatoya, hem halka kendini onun kadar sevdirebilen augustus ve marcus aurelius dışında pek kimse yok zair.

    tiranın önde gideni olan zalim domitianus'tan sonra imparator olan nerva yaşlı ve hasta olduğu için onu devirmeye girişenler ve sağdan soldan yükselen çatlak sesler iyice ayyuka çıkınca capitol'e çıkıp 'ey romalılar! marcus ulpius nerva trajanus'u varisim ilan ediyorum!' diye son perdeden millete duyurur. daha sonra da senatonun şahitliğinde trajan'ı sezar ilan eder. (bunun klasik latincede aslında kaysar diye okunması lazım, fransızları taklit edip türkçeye sezar diye geçirmişiz. almanca'daki kaiser latince caesar'dan türemiştir zair. kayseri'nin ismi de kaysaria diye okunan caesaria'dan gelmekte)
    trajan abimiz çok başarılı, düzgün karakterli ve sevilen bir general olduğundan patrician tayfası ve senato bu kararı olumlu karşılar.

    nerva o sırada germania valisi olan trajan'a kendi eliyle yazdığı şu tek satırlık notu yollar: 'danaa'lılardan oklarınla gözyaşlarımın intikamını al.' bu cümle ilyada'da rahip chryses'in tanrı apollon'a yakarışıdır. (adamlar homeros'tan alıntı yapıyor monşer, günümüzde homeros, plato okumuş kaç lider sayabilirsiniz?)

    nerva'nın hayatta akrabaları vardır ve trajan italya değil ispanya doğumludur -italya dışında doğan ilk imparator trajan olmuştur- ama nerva bilge biri olduğundan varis seçtiği kişinin liyakatini akrabalık bağlarına ve memleketine üstün tutar. (şu an ağlıyorum ve entry giriyorum biliyor musun?)

    sağlığı iyice bozulan nerva, trajan'ı varis ilan edip sezar olarak atadıktan kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumar. nerva'nın hükümranlığı hepi topu bir yıl kadar sürmüştür.

    trajan imparator olsa da hemen roma'ya dönmez, tuna ve ren nehri kıyılarında konuşlanan orduları teftiş eder, cassius dio'nun anlattığına göre bunların sorun çıkarmayacağına emin olmak istemektedir. roma'ya hemen gitmeyip bir yıl kadar sınır boylarında takılmasının şöyle yan etkileri olmuştur: (bkz: #80499427)

    çağdaşı olan genç pliny'nin anlattığına göre trajan roma'ya geldiğinde şehrin kapısından imparatora yaraşır bir debdebe içinde, gösterişli bir savaş aygırı sırtında değil, gayet mütevazi bir şekilde yaya olarak girmiş ve halkı kucaklamış, verdiği bu mesajla halkın gözünde asla sarsılmayacak pozitif bir imaj yaratmıştır. (günümüzdeki kendini tanrı sanan, trajan'ın ayak tırnağı bile olamayacak bir takım evrim artığı liderler aklıma geldi şimdi be sözlük... burada oturup ağlamak için kısa bir mola veriyorum. daha durun siz, neler neler var daha.)

    ms. 98'de imparator olduğunda 42 yaşında olan ve bütün hayatı orduda, savaşlarda geçmiş trajan'ın gösterişten, saşaadan hiç hazzetmeyen bir karakteri vardır, kendisini tanrı gibi değil, roma vatandaşlarına hizmetle yükümlü bir devlet adamı olarak görmelerini ister. roma'ya varmadan önce senatoya mesaj yollayıp yönetimde onların söz hakkı olacağını ve hiç bir senatörün aşağılanmayacağını ve idam edilmeyeceğini garantiler, böylece senatörlerin de güven ve takdirini kazanır. ne de olsa senatoyla ters düşen imparatorların sonu pek iyi olmamıştır, yönetim katında sürtüşme ve garez oluşmasını istemeyen trajan'ın niyeti de senatoyla, patrician sınıfıyla iyi geçinip sağduyu ve aklıselim ile imparatorluğu ihya etmektir.

    bu arada dacia kralı, domitianus ile yaptığı barış antlaşmasına riayet etmemiş, roma sınırlarını diğer barbar kavimlerden korumak için aldığı yıllık ödemeleri kendi ülkesine müstahkem kaleler inşa etmeye harcamıştır. bunlar trajan'ın kulağına gider tabii, decebalus kaypağın önde gideni ve sicili de epey kabarık olduğundan trajan roma'nın sırtında bir çıbana dönüşen dacia meselesini kökünden çözmeye karar verir ve senatonun onayını aldıktan sonra ms 101 yılında sefere çıkar.

    senatoya verdiği garantilerin boş olmadığını bu şekilde üstüne basarak vurgulaması çok yerinde bir stratejik karar olmuş ve o seferde iken arkasından dolap çevrilmesi ihtimalini ekarte etmiştir.

    trajan reis iki lejyonla dacia'ya dalar, decebalus'un ordusunu tepeler ama roma tarafında da çok fazla ölü ve yaralı vardır. yaralılara sargı yetmeyince trajan kendi esvabını şeritler halinde kesip sargı yapar. (bu daha bir şey değil, dur daha sen neler gelecek daha ooooo)

    -------- devamı gelecek ---------

    ben bunu kenar'a atmıştım ve arada vakit buldukça az biraz ekliyordum, ama baktım ki bütün entry'yi bitireceğim diye kasarsam sittin sene bitmez, o yüzden daha önceki bizans enrylerinde yaptığım gibi tefrika edeceğim.

    sonraki bölüm: (bkz: #81392542)

    ana tema: (bkz: roma tarihi/@sorg)
  • önceki bölüm entry'si: (bkz: #81364079)

    decebalus iblisi akıllanır mı, tabii ki akıllanmaz ve geri dönmek üzere yola çıkan roma ordusunun artçı birliklerine müttefiki olan sarmat süvari birlikleriyle saldırır, trajan da 'ee yetti ama zikecem şimdi belanı' diye gerisin geri taaruz edip bunu tuna nehri kıyılarında bir güzel pataklar. deyyus decebalus bakar ki trajan'ın şakası yok, varır huzuruna çıkar, silahlarını imparatorun ayaklarının dibine atıp yerlere kapanır, 'aman ağam bokunu yiyem' modunda ağlar zırlar, trajan ne istiyorsa yapacağına, bütün kuşatma silahlarını ve bunları yapan mühendisleri romalılara vereceğine, roma'nın dostunu dost, düşmanını düşman belleyeceğine, roma ordusunun asker kaçaklarını barındırmayacağına, roma topraklarından kendi ordusuna adam toplamayacağına, sınırdaki topraklarının bir kısmından vazgeçeceğine dair söz verir. ama tabii ki kaypak üçkağıtçının teki olduğundan yarım ağızla böyle sözler vermiştir, hiçbirini yerine getirmeye niyeti yoktur. tokadı yiyince zaman kazanmak için daha önce domitianus'a yaptığı gibi palavra sıkmıştır tabii, domitianus'u da böyle vaatlerle kandırıp bir de üstüne dünya kadar para koparmıştı sonuçta.

    trajan roma'ya dönerken decebalus efendi işini garantiye almak için bir de senatoya elçiler yollar, bunlar da orada silahlarını teslim edip ellerini önlerine bağlayıp boyunlarını bükerek itaat gösterisi yapar, barış anlaşmasını pekiştirip giderler. zaferini kutlayan trajan'a senato dacicus yani dacia fatihi ünvanını verir. nitekim trajan devrine ait paralarda dacicus ibaresi varsa ms. 101 ve sonrasına aittir. neyse lafı dağıtmayayım, kafama eserse gidip nümizmatik başlıklarında anlatırım onları bilahare.

    trajan baba savaşa gitmeden önce yıkık dökük halde bulup güzelce tamir ettirdiği circus maximus 'ta gladyatör dövüşleri, pandomim tiyatrocuları, dansçılar çıkarılmasını buyurup halkın haftalarca zafer sarhoşluğuyla alabildiğine eğlenmesini sağlar.

    köküne kadar asker olan, imparator olunca da ömrünün sonuna kadar savaş meydanlarında düşman tepelemeye devam eden trajan sivil yönetimde de son derece başarılı olmuş, ortaçağ'dan 19. asıra kadar yüzyıllar boyu bu yönüyle efsane haline gelmiştir. onun devrinde yapılan bir çok şey şu an hala sapasağlam duruyor. adamın her şeyi efsane zaten, daha durun siz anlatacam hepsini.

    reis dacia'yı zaptettikten sonra pleblerin tribünü sıfatını da köküne kadar hakettiğini ispatlarcasına kah augustus forumunda, kah başka yerlerde mahkemeleri yönetir, adalet dağıtır. daha önce de sözünü ettiğim trajan'ın adaleti sembolünün de tıpkı paraların üzerinde yazan tribunicia potestas gibi altı boş değildir. dante'nin ilahi komedyasında anlatıp ölümsüzleştirdiği, birçok güzide sanat eserine konu olan meşhur trajan'ın adaleti efsanesi de şöyle oluyor: trajan reis dacia seferine çıkarken oğlu cinayete kurban gitmiş olan bir kadın huzuruna çıkıp öldürülen oğlu için adalet istiyor. trajan acılı anneye kendisinin seferden dönmesini beklemesini, savaş dönüşü onun mahkemesini yapacağını söylüyor. kadın 'ya geri dönemezsen ey imparator, o zaman kim adaleti yerine getirecek?' diye protesto ediyor. trajan, 'o zaman şimdi benim olduğum makamda kim olursa o yapar' diye cevap verince kadın 'koskoca trajan kendi vatandaşını böyle ihmal ettikten sonra başkasından ne fayda umulur ki' diye lafı yapıştırınca trajan işi gücü bırakıp kadının davasını görüyor, katilin cezasını veriyor. 'adalet yerini buldu, yolcudur abbas bağlasan durmaz' deyip varıyor gidiyor dacia seferine.
    kutsal kitaplarda anlatılan adalet-dava sahnelerine benzerliği gözden kaçmıyor bu arada.

    bu efsanenin gerçek olup olmadığı tartışmalı, millet kitaplar makaleler yazıp asırlardır analiz etmiş falan, ancak zaman içinde tablolara, şiirlere konu olacak ve dante'nin büyük eserinde yer bulacak kadar kollektif hafızada yer etmiş olmasını, genç pliny'nin mektuplarında anlattığı, trajan'ın bizzat yargıçlık ettiği türlü çeşit davaların detaylarıyla, trajan sütununda yer alan, imparator reisin dacia'lı barbar kumandanlarını yargıladığı sahne gibi elementlerle bir arada düşünürsek romantize edilmiş gerçek hikaye kökenli olması bence gayet muhtemel.

    konuyu dağıtmamak için buradan detour yaptım, şurada ayrı başlık açıp detayıyla anlattım: (bkz: trajan'ın adaleti/@sorg)

    bir bölümün daha sonuna geldik canlar. enerji kalırsa yarın da devamını çiziktiririz artık.

    sonraki bölüm: (bkz: #81457871)

    ana tema: (bkz: roma tarihi/@sorg)
  • önceki bölümler
    1. bölüm (bkz: #81364079)
    2. bölüm (bkz: #81392542)

    birinci dacia savaşının üzerinden 3-4 yıl geçer, o arada decebalus tahmin edeceğiniz gibi verdiği sözlerin hiçbirini tutmamış, tam gaz silahlanmaya, yıkmaya söz verdiği kaleleri iyice müstahkem hale getirmeye, çevre ülkelerden asker toplamaya ve yeni ittifaklar yapmaya girişmiştir. bunlarla da kalmayıp etraftaki barbar kabilelerini tuna nehrinin ötesindeki roma kolonilerine saldırıp yağmalamaları için kışkırtır.

    bütün bunların raporu roma'ya ulaşınca trajan baba orduları toplayıp ms. 105 yılında ikinci dacia seferine çıkar. roma ordusu kesin bir zafer elde edemez, sağda solda çatışmalar şeklinde gider, decebalus'un ordusuna müttefik komşuları tarafından takviye yollandığından roma lejyonları dacia ordusu karşısında epey zorlanır ve bir sürü kayıp verirler. trajan bunun üzerine geri çekilip takviye kuvvet toplamaya girişir.

    cassius dio'nun anlattıklarına göre kaypaklar kralı decebalus savaş meydanında sağlam dayak yiyeceğini bildiği için entrika yoluna başvurur ve trajan'a suikast düzenlemek amacıyla iki adamını yollar. trajan alçakgönüllü ve egosuz karakterinden dolayı absürd dereceye varan bir açık kapı politikası izlemekte, isteyen herkesin kendisiyle görüşmesine imkan vermektedir. bunu bilen decebalus suikast düzenlemeyi çantada keklik olarak görmüş olmalı muhtemelen. suikastçilerden biri şüpheli davranışlarla kendini ele verip enselenince decebalus'un sinsi planları suya düşer. suikastçi işkence altında her şeyi bülbül gibi anlatır, suç ortağını da ele verir.

    suikast işi yalan olunca decebalus birinci savaşta kendisine kök söktüren romalı general longinus'a bir elçi yollar ve romalıların istediği her şeyi yapacağını vaadeder. longinus zokayı yutup görüşmeye gidince decebalus bunu derdest edip alıkoyar, trajan'a da bir mesaj yollayıp evvelki dacia seferinde romalılara geçen toprakları geri vermesi ve savaş masraflarını ödemesi karşılığı longinus'u serbest bırakacağını bildirir.

    trajan buna alabildiğine muğlak bir cevap yollar, decebalus esir tuttuğu generalin trajan için böyle absürd bir fidyeyi verecek kadar değerli biri olup olmadığına, imparatorun fidyeyi vermeye niyeti olup olmadığına karar veremez. o arada longinus da azatlı kölenin birinden zehir temin edip saklamıştır. decebalus'a gidip trajan'ı daha fazla saldırmamaya ve barış yapmaya ikna edeceğini söyler, tatlı sözlerle kandırır ki adi herif bunu fazla sıkı gözetlemesin. azatlı köleye de gizlice trajan'a götürmesi için bir mektup verdikten sonra zehiri içip hades'in yanına kaçar.

    olanları duyan decebalus derhal trajan'a bir mesaj yollar ve azatlı köleyi iade etmesi karşılığında longinus'un naaşını ve on romalı savaş esirini yollayacağını bildirir. ciddi olduğunu göstermek için mesajı ileten adamlarıyla birlikte longinus'un yanında tutsak düşen bir romalı centurion yollamıştır. longinus'un hikayesinin detaylarını centurion arkadaş romalılara anlatır.

    trajan bu elemanı geri yollamadığı gibi hayatını tehlikeye atma pahasına longinus'un mesajını getiren azatlı köleyi iade etmeyi de reddeder. decebalus'a verdiği cevap 'imparatorluğun şerefi için bu kişinin güvenliğini sağlamak, longinus'u toprağa vermekten daha önemlidir' şeklinde sağlam bir kapak olur. romalılar için cenaze töreni büyük öneme sahipti ve roma ordusuna büyük hizmette bulunan azatlı köleyi geri vermemek için koskoca generalin cenazesini kaldırmaktan feragat etmek de düşman kralına sinkafın büyüğünü çekmek oluyordu. (adam reis beyler.)

    dacia karşısında kesin bir zafer elde edip decebalus belasını kökünden kazımak artık farz olmuştur. trajan reis lejyonlarını karşı kıyıya mümkün olan en hızlı şekilde geçirmek için tuna nehri üzerine muazzam bir taş köprü yaptırır. (trajan sütununda resmedilen 1. dacia savaşı manzaralarından gördüğümüz kadarıyla, bu köprü yapılmadan önce gemileri yan yana dizerek köprü oluşturuyor ve karşıya öyle geçiyorlarmış.)

    trajan'ın dahi mimarı damascuslu apollodorus tarafından tasarlanan ve inşaatı ms. 105 yılında tamamlanan bu mimarlık ve mühendislik harikası köprü, roma medeniyetinin o zamana kadar görülmüş en muhteşem yapılarından biriydi. daha sonra trajan köprüsü olarak bilinecek olan büyük eser hem yapıldığı devirde, hem de trajan'ın halefi hadrian tarafından söktürülmesinden sonra müteakip yüzyıllar boyunca roma imparatorluğunun inşa ettiği en büyük ve gösterişli köprü ünvanını koruyacaktır. günümüze ancak çok az bir yıkıntısı ulaşabilen bu köprünün neye benzediğini ise trajan sütunundan ve nümizmatik kayıtlardan biliyoruz.

    arka yüzünde trajan köprüsünü gösteren bir sestertius:

    https://eksiup.com/3a64afc6f64
    (bu kadar iyi durumda olanları neredeyse böbrek fiyatına gidiyor piyasada...)

    cassius dio'nun anlattığına göre köprünün yerden yüksekliği 150 feet (50 metre kadar) olan, kemerlerle birbirine bağlanan yirmi tane dörtgen ayağı varmış. cassius dio şiddetli akıntılarla dolu, dibi çamurdan görünmeyen ve azgın bir tufan seli gibi akan tuna nehri'ne böyle bir köprü yapmanın ne kadar zor bir iş olduğundan sözediyor ve hayranlığını dile getiriyor. 'bu da trajan'ın tasarımlarının büyüklüğünü gösteren başarılardan biriydi ama maalesef şimdi bu köprüden yararlanamıyoruz, sadece ayakları duruyor, sanki salt insan hünerinin başaramayacağı bir şey olmadığını ispat etme amacıyla yapılmışçasına' diye sözediyor kroniklerinde.

    trajan sütununda köprüyü ve (tahminime göre köprünün açılış ayinini yapan) pontifex maximus trajan'ı resmeden rölyef:

    https://eksiup.com/79828177198

    tuna nehri'nin azgın suları arka planda resmedilmiş dikkat ederseniz.

    trajan'ın ölümünden sonra tahta oturan hadrian, selefi gibi savaşçı ruhlu olmadığından barbar kavimlerin köprüyü gözeten muhafızlara saldırıp etkisiz hale getirdikten sonra yardırıp roma'ya taarruz edeceğini, köprünün düşmanın işine
    yarayacak bir zayıf nokta olduğunu düşünüp söktürmüş gözelim köprüyü. mimarı apollodorus'u da idam ettirmişti zaten. siz hadrian'a sövedurun, ben de müsadenizle yarın ya da ertesi gün devam etmek üzere burada bölüm sonu noktasını koyayım.

    sonraki bölüm: (bkz: #81618164)

    ana tema: (bkz: roma tarihi/@sorg)
  • önceki bölümler

    1. bölüm (bkz: #81364079)
    2. bölüm (bkz: #81392542)
    3. bölüm (bkz: #81457871)

    ms 105 yılında lejyonları köprüden geçirip dacia'ya yeniden taaruz eden trajan reis bu sefer decebalus'un ordusunu sağlam tepeler, taş üstünde taş bırakmaz. bu lejyonların arasında afrikalı general lusius quietus'un dreadlock saçlı siyahi birlikleri de vardır.

    roma ordusu decebalus'un tahkim ettiği kaleleri tek tek alıp dacia'nın başkenti sarmizegetusa regia'daki kalesini kuşatınca deyyus decebalus fare gibi kaçar ama kısa sürede etrafı romalı süvariler tarafından sarılıp köşeye kıstırılır. daha fazla kaçamayacağını anlayınca romalılara esir düşmektense intihar etmeyi seçer. romalı süvari tiberius claudius maximus, decebalus'un kellesini alıp imparatora takdim eder. bu olayın yüzde yüz gerçek olduğunu ve tiberius claudius maximus'un kimliğini ise epigrafi kayıtlarından biliyoruz, çünkü adamımız hayattayken kendine bir anıt-mezar taşı yaptırıp bütün bu olan biteni üzerine yazdırmış. detaylı bilgi için wikipedia sayfasına bakabilirsiniz.

    decebalus'un kesik kafasını roma'ya yollayıp capitoline'e çıkan medivende sergilerler. roma imparatorluğu artık sırtında diken olan dacia belasından kurtulmuştur. trajan ms. 105 yılında fethettiği dacia'ya yeni şehirler inşa ettirir, savaş gazilerini aileleriyle buralara iskan eder. savaştan önce tuna nehrinin beri tarafındaki sınır karakollarının hepsi roma şehirlerine dönüşecektir artık. trajan, dacia'nın başkentini de 5. makedonya lejyonunun eski başkentin 40 km uzağındaki kamp yerine kurduğu ulpia traiana sarmizegetusa şehrine taşır.

    bunlardan moseia (modern romanya'da adamclisi) şehrinde 1. dacia savaşı sonrasında yapılan altarın olduğu yere trajan reis 2. dacia zaferinin anıtı olarak tropaeum traiani anıtını yaptırmıştır. bu anıt üzerinde romalıların dacialıları perişan ettiği savaş sahneleri yeralmaktadır. kiminde düşmanı biçen romalı savaşçılar, kiminde zincire vurulmuş dacialı esirler, bazılarında ise trajan'ın kendisi düşman üstüne atını sürerken, ayin yönetirken ve daha başka sahnelerde resmedilmiştir.

    54 frezeden günümüze ulaşanları arkeoloji parkı haline getirilen ören yerinin yakındaki müzede görülebilir. anıt 20. yüzyıla harabe durumda bir tümülüs halinde ulaşabilmiş, romanya hükümeti 1977'de rekonstrüksiyonunu yaptırıp toprak altında kalan rölyefler ve yerleşime ait arkeolojik kalıntıları kazılarla gün yüzüne çıkarmış.

    kaldığımız yerden devam edelim ve trajan reisin partları pataklamadan önce yaptığı işleri anlatalım şimdi.

    dacia'nın fethedilmesi, barındırdığı zengin altın madenleri sayesinde roma'ya o zamana kadar görülmemiş bir bolluk bereket getirecektir. romalılar madenlerde köle çalıştırma geleneğine sahip olsa da, dacia'da kölelik müessesesi olmadığından sözleşmeli işçilere madencilik yaptırırlar. bunları günümüze ulaşan epigrafi kayıtlarından biliyoruz. adamlar her şeyin büyük bir titizlikle çetelesini tutmuş zair. hangi lejyona kim kumanda ediyordu, nerelerde kamp yapmışlar, bayağı detaylı kayıtları mevcut. amma ve lakin trajan'ın julius sezar tarzı savaş kronikleri maalesef sırra kadem basmış, yanarım yanarım ona yanarım. (bkz: paranın satın alamayacağı şeyler)

    trajan baba roma'ya muzaffer olarak döndüğünde görkemli bir geçit töreni yapar, dacia'dan getirilen savaş ganimetleri, zincire vurulmuş esir kafileleri, yük arabalarına doldurulan düşman silah ve zırhları roma'nın büyük bulvarlarından geçirilip halka sergilenir. roma'nın çok az bilinen bir atraksiyonu da savaşta olan bitenleri bir sürü tablo şeklinde resmedip bunların pankart gibi taşıyan askerler aracılığıyla geçit töreninde sergilenmesiymiş. kroniklerde anlatılan bu resimlerin hiç biri maalesef günümüze ulaşamamış, ancak dacia savaşlarının ikisinin de inanılmaz detaylı olarak işlendiği, insanoğlunun elinden çıkan en muhteşem sanat eserlerinden biri olan trajan sütunu'nda her şeyi en ince detaylara kadar görebiliyoruz.

    cassius dio'nun anlattığına göre, trajan büyük zaferi kutlamak için yüz yirmi üç gün boyunca gladyatör dövüşleri ve türlü çeşit eğlenceler yaptırır, on bin gladyatör arenalara çıkar. halka da ganimetlerden epey bir para dağıtır.

    adamımız dacia'nın altın madenlerini ve bilumum hazinelerini alabildiğine yağma eder ama, amerikan emperyalistlerin yaptığı gibi bir avuç zenginin, para baronu oligarşisinin küpünü doldurmak, ya da malum diktatör oligarşisinin yaptığı gibi kendi yandaşlarına rantiye dağıtmak yerine bütün roma halkına refah olarak dağıtır. doğru düzgün şehirleri olmayan köylü kabileler ülkesi dacia'yı da epey bir imar eder, romanya'da bunların kalıntıları ören yeri olarak turistler tarafından ziyaret edilmekte.

    trajan savaş ganimetlerini amme hizmetlerinde kullanan bir çok icraat yapmıştır. bunlardan en iyi bilinenlerden bir tanesi alimenta denen sosyal yardım sistemini formalize etmesidir. bu programla italya'daki yoksul ve yetim çocuklara devlet tarafından gıda yardımı verilip bütün eğitim masrafları devlet tarafından karşılanır. (günümüz kapitalist devletleri antik roma'nın epey gerisinde kalıyor monşer...)

    savaş sonrası yedi yıl süren barış dönemindeki sivil yönetimi sırasında reisimiz roma'da büyük bir imar hareketi başlatıp günümüze olduğu gibi sapasağlam ulaşan mimari harikası trajan pazarı, yıkıntıları bile ihtişamını gösteren, içinde bazilika, kütüphaneler, toplantı yerleri gibi mekanlar bulunduran trajan forumu, günümüze yıkıntıları ulaşabilen devasa trajan hamamı, roma sanatının zirve noktalarından biri olan trajan sütunu , via appia ihtiyaçlara artık yetmediği için onun kadar muazzam olan via traiana ana yolu gibi birbirinden muazzam kamu binaları, altyapı elementleri ve tapınaklar yaptırır. bunların hepsinin mimarı o devrin mimar sinan muadili olan büyük deha damascuslu apollodorus'tur.

    trajan gözü tok ve alçakgönüllü bir karaktere sahip olduğundan selefleri nero ve domitianus gibi kendisine şatafatlı saraylar, villalar yaptırmak yerine titus ve vespasian'ı örnek alarak halka hizmet etmeyi seçmiştir. (burada sıcak paraları halkın refah seviyesini yükseltmek için değerlendirmek yerine yandaşa peşkeş çeken, kendine yüz bin odalı saraylar, onunla da doymayıp yazlık saraylar yaptıran, ülkenin her yerini çirkinlikten kırılan sakalet örneği beton yığınlarıyla dolduranların antik roma'nın bin yıl gerisinden geldiğini hatırlatıyor ve ağız dolusu küfürü basıyoruz... )

    barış zamanında millet vakti bol bulunca dedikoduya başlar, çekemedikleri şahsiyetleri trajan'a ispiyon edip bunların komplo düzenlediğini, suikast ve darbe planladığını fısıldamaya girişir. trajan bunları zerre kadar kaale almaz, fesat kişilerin dostlarıyla arasına nifak sokmasına izin vermez. ama hasetten çatlayan dedikoducular bunu görüp susmak yerine daha da azıtır. imparatorun yakın dostlarından, kendisi gibi ispanya doğumlu senatör lucius licinius sura'nın suikast planladığına dair dedikodular iyice ayyuka çıkar.

    ısrarla iftira üreten tayfanın çenesi bir türlü kapanmayınca trajan artık usanır, bir akşam yanına muhafız falan almadan davetsiz misafir olarak sura'nın evine gider. sura'nın doktoruna gözlerini muayene ettirir, sura'nın berberine sakal traşı yaptırır, sura'nın hamanına gidip yıkanır ve akşam yemeğini de orada yer. ertesi gün 'sura senin canına şöyle kastedecek, böyle suikast yaptırtacak' diye bik bik eden tayfanın karşısına çıkar, 'sura beni öldürmek isteseydi dün gece öldürürdü' diye ayarı basıp hepsini göt eder.

    buna benzer diğer bir atraksiyonu da, preatorian'ların başkanı olarak atanan kişiye beylik kılıcını verdiğinde, kılıcı yukarı kaldırıp 'bu kılıcı al ki, eğer iyi hükmedersem benim için, kötü hükmedersem bana karşı kullanasın' demesidir.

    dostlarına güveni tam olduğu gibi halkına da güveni tamdır trajan'ın, roma sokaklarında sık sık korumasız, tek başına ya da yanında bir-iki arkadaşıyla gezer, rastgele vatandaşların evine çat kapı misafirliğe gider. halka kendini öyle sevdirmiştir ki suikastten falan zerre kadar korkmaz. (yanında on bin kişilik muhafız ordularıyla gezen, zilyon tane sniper ve gizli servis ajanı olmadan tuvalete bile gidemeyen günümüz tiranlarına selam olsun...)

    savaşta düşmanlarını korkudan altına ettiren trajan, barış zamanı mülayim ve mütevazi kişiliğiyle nam salmış, halkının kendisinden korkmasını ve dalkavukluk etmesini değil, gönülden sevmesini istediğinden bunun için hayatı boyunca uğraşmıştır. bithynya valisi genç pliny ile yazışmalarında da bunu bariz olarak görebiliyoruz.

    bu yazışmalar (bkz: #78174395) no'lu entry'mde bahsettiğim çok az birincil kaynağın epey önemli bir kısmını oluşturmakta.

    trajan'ın müstesna karakterini gösteren bir kaç örneği burada aktarayım:

    pliny mektubunda nicomedia'da* büyük bir göl* olduğunu, ancak buradan gelen ticaret mallarını deniz yoluna ulaştırmanın çok zahmetli bir iş olduğunu anlatıyor ve gölü denize bağlayan bir kanal inşa etme fikrinden sözediyor. gölün seviyesinin denizden yüksekte olduğunu da zikrediyor ve imparatora fikir danışıyor.

    trajan'ın cevabı: 'sözettiğin gölü denize bağlama fikri pek cezbedici, ama gölün sularının denize akıp kuruması tehlikesine karşı zemin incelemesi yapılması, göle ne kadar su geliyor, besleyen kaynaklar nelerdir iyice bakmak ve ona göre karar vermek lazımdır. calpurnius macer'den topograf bulabilirsin, ben de bu işlerin uzmanı olan bir mühendis yollayacağım.'

    adamdaki vizyona bakar mısınız ey romalılar? 2018 yılında (bkz: burdur gölü'nün kuruması) gibi şeylerden sözediyoruz, gel de kafayı yeme monşer. fezaya çıkan, dünyanın iki süper gücünden biri olan sovyetlerin imza attığı (bkz: aral gölü'nün tamamen kuruması) faciası ve modern zamanlarda yapılan türlü çeşit doğa katliamını düşündükçe trajan'ın 2000 yıl önceki vizyonuna, ileri görüşlülüğüne hayran olmamak elde değil.

    bir tanesine daha bakalım şimdi. pliny efendi 'nicomedia halkı su kemerinin tamiri için 3,329,000 sestertius harcamış ama su kemeri harabe halinde duruyor. yenisini yapmak için de 2 milyon sestertius vergi toplanmış ama bu da bir yere varmamış. eski su kemerini onarmak daha az masraflı olacak, bunun için tecrübeli bir mühendis yollamanız lazımdır.'

    trajan'ın cevabı: 'nicomedia halkına su kaynağı sağlamak mutlaka gerekli, bu görevi ihtimamla yerine getireceğine güvenim tamdır. ancak görevlerinden biri de halktan su kemeri yaptırmak için toplanan bu kadar büyük miktarda paranın israf edilmesinden kimin sorumlu olduğunu ve bu inşaatların başlatılıp yarım bırakılmasının birilerinin menfaatine hizmet edip etmediğini bulmaktır. ortaya çıkardığın bilgileri bana mutlaka ilet.' (ağlamıyorum gözüme bir şey kaçtı)

    trajan'ın yalakalık ve dalkavukluktan hazzetmediğine dair bir çok anekdot var, ancak en somut kanıtlarından biri yine bu yazışmalarda mevcut.

    vali efendi trajan'a uzunca bir mektup yazıp bir ay izne çıkmak istediğini belirtiyor ve bir tomar sebep sıralıyor. 'babadan dededen kalan bir arsa vardı, oraya sizin peder için bir tapınak yaptırıyordum da hastalık vesaire ve muhterem pederinizin vefatı dolayısıyla yarım kaldı, şimdi ona bıraktığım yerden devam etmek istiyorum, kadastro işleri için de izin lazım, tapınağa mutlaka sizin bir heykelinizi dikeceğim izin verirseniz. tarla tapanı 400.000 sestertius'a kiraya verdim, yeni kiracılar yerleşmeden bakımını yapmam lazım, hede hödö ' diye bir sürü döktürüyor.

    trajan'ın cevabı: 'sevgili pliny, izne çıkmak için bol miktarda özel ve genel sebep sıralamışsın ancak sırf izne çıkmak istiyorum desen bana yeter de artardı, en kısa zamanda pek meşgul olan görevinin başına döneceğinden zerre kadar şüphem yoktur. dediğin yere heykelimi dikmene izin veriyorum -ama böyle şeyleri kabul etmekten hiç hazzetmem- sırf bana olan sadakatine laf söz edilmemesi için bu seferlik izin vermiş olayım.'

    (antik roma'ya itelenmek istiyorum ben ya. biri beni trajan devrine itelesin lütfen.)

    bir bölümün daha sonuna geldik sevgili tarihseverler. bir sonraki bölümde, part savaşları ve trajan'ın doğu fetihleri sırasında olan korkunçlu antakya depremi var.

    edit: alimenta programı sadece italya'da değil, numidya (cezayir) ve likya xanthos (anadolu) gibi uzak eyaletlerde de uygulanmış. yardım edilen erkek ve kız çocukların sayısı eşit tutulmuş. trajan'ın yeğen, kuzen gibi kadın akrabaları da fakir çocuklara yardım dağıtılması için bağışta bulunmuşlar.
    romalılar her şeyin anısına para basarlardı malum, alimenta için basılan bu altın parada da trajan iki çocuğa yardım dağıtırken resmedilmiş: https://eksiup.com/ee0a4e657493

    bonus: tropaeum traiani anıtını gösteren kısa video https://youtu.be/uvws70-uhoo

    (bkz: trajanus/@sorg)
    (bkz: trajan sütunu/@sorg)
    (bkz: trajan forumu/@sorg)
    (bkz: lusius quietus/@sorg)

    ana tema: (bkz: roma tarihi/@sorg)
  • önceki bölümler:

    1. bölüm (bkz: #81364079)
    2. bölüm (bkz: #81392542)
    3. bölüm (bkz: #81457871)
    4. bölüm (bkz: #81618164)

    trajan reis dacia'yı zaptedip roma'yı baştan başa, günümüzde milyonlarca turistin gidip hayran hayran bakarak deli gibi fotoğraflarını çektiği muazzam binalar, anıtlar, via traiana ana yolu, su kemerleri, kütüphaneler, hamamlar ve tapınaklarla imar ettikten sonra emekliye ayrılıp tembel tembel oturacak değildir tabii ki. dacia fatihi olmak, 1900 yıl sapasağlam duracak olan birbirinden muhteşem yapılar, hatta bütün şehirler inşa ettirmek yetmemiştir ona. cassius dio'nun aktardığına göre rol modeli aldığı büyük iskender gibi bir dünya fatihi olmak, onun gibi ismini tarihin sayfalarına sonsuza kadar kazımak istemektedir.

    kimi tarihçilerin teorilerine göreyse bu seferin nedeni daha çok ekonomiktir, uzakdoğu'dan gelen ticaret yollarının bitiş noktasını oluşturan iran körfezi'ndeki stratejik charax limanı'nı roma toprağı yapıp ticaret mallarının fiyatını ucuzlatmak, ticaret yoluna hakim olan arap şehirlerini partlardan alıp roma kontrolüne sokmaktır. bazı tarihçiler bu teorileri redderder, ama part seferi konusunda elimizde doğru düzgün birincil kaynak olmadığından hiç bir zaman bilemeyeceğiz tabii.

    ms 113 yılında partların ermenistan'ın başına istenmeyen bir prensi alıp kral olarak koyması doğuya fethe çıkmak için trajan'ın aradığı fırsatı yaratır ve partları pataklayıp hadlerini bildirmek üzere orduları toplayıp sefere çıkar. imparator reis atina'ya vardığında part kralının elçisi gelir, kralın savaş istemediğini, romalılarla dostluk arzusunda olduğunu, ne isterlerse yapacağını, ermenistan tahtına trajan'ın münasip gördüğü birini oturtmaya söz verdiğini söyler ve hediyeler sunar. kral efendi büyük ihtimal trajan'ın dacia'lılara nasıl ebelerininkini tersten gösterdiğini duymuş ve part krallığına doğru sefere çıktığı haberleri gelince de paçaları tutuşmuştur.

    trajan hediyeleri kabul etmez, dostluğunun ve güveninin lafla değil icraatla kazanılacağını belirtmek dışında bir cevap da vermez. partlar yolda trajan'a elçiler yollayıp diplomatik girişimlerde bulunmaya devam eder ama bir cevap alamazlar. trajan, 'suriye'ye vardığım zaman akla karayı görürüz' diye kestirip atmıştır. daha önce decebalus deyyusunun yaptığı bin türlü dalaveradan tecrübesi var tabii, güvenmiyor öyle kolaydan.

    imparator reis ordusuna suriyeli yardımcı birlikler ve palmyra'dan gelen bir develi birliği katar. judea* valisi kuzey afrikalı dahi general lusius quietus da tabii ki yanındadır. ermenistan topraklarına girdiğinde satraplar, prensler heyet olarak gider ve imparatora bir sürü hediyeler sunar. cassius dio'nun dediğine göre bunların arasında komut verilince diz çöküp başını önündeki kişinin ayaklarına koyan özel eğitilmiş bir at da vardır.

    partların ermenistan'a kral olarak atadığı prens, trajan elegeia isimli ermeni şehrine vardığında tacını çıkarıp imparatorun ayaklarının dibine koyar, trajan'ın tacını geri verip hükmünü tanıması beklentileriyle. bunu biat olarak algılayan romalı askerler zafer kazanılmışçasına tezahürata girişip ortalığı inletirler, prens efendinin de ödü bokuna karışır tabii. sonunun geldiğini düşünüp fena halde tırsar eleman. tabanları yağlayıp kaçmaya yeltenir, lakin her taraf romalılar tarafından sarılmıştır. sonunda milletin önünde konuşmamak için yalvarır, bunun üzerine trajan ve kurmayları bunu alır çadıra götürür pazarlık yapmaya, ancak istediği hiç bir şeyi vermeye yanaşmazlar. prens sinir olup hışımla dışarı fırlar, ama trajan buna 'bak oğlum aklını başına devşir, sikerim belanı' çekip çadırda saydığı şartları, istekleri herkesin önünde tekrar etmeye zorlar. dedikodu ve yanlış raporlar türemesini önlemek istemektedir haklı olarak.

    prens efendi hiç ikiletmeden bütün istediği şartları sayar döker, kendisinin kesinlikle yenik ya da esir olmadığını, tamamen gönüllü olarak geldiğini de eklemeyi ihmal etmez. artık neyine güveniyorsa, krallığın kendisine geri verileceği beklentileriyle hareket eder tamamen. trajan ermenistan'ı kimseye devretmeyeceğini, buranın artık roma toprağı olduğunu ve bir romalı vali tarafından yönetileceğini deklare eder, prense istediği yere gitme özgürlüğü tanır. yanına da milleti örgütleyip isyan falan çıkarmasın diye bir süvari birliği katar, dehleyip yollar bunu. (herif çok pis epic fail olmuş yalnız, öyle böyle değil. mallığın daniskası olarak egzantrik hareketlere girişip şekil yapmaya kasayım derken tepetaklak oluvermiş allahın salağı.)

    trajan reis bu mal dümbeleği prensin yanında gelmiş olan ermenilere bir yere kıpırdamayıp kalmalarını emreder, ne de olsa artık alayı trajan'ın tebaası olmuştur. olan biteni duyan mezopotamya bölgesi krallarından bir çoğu imparatora biat eder, roma ilhakını tanımayanları da adamımız yine savaşsız dövüşsüz sırf karizmasını kullanarak hizaya getirir. böylece ermenistan krallığını tek damla kan dökmeden fethedip roma topraklarına katmıştır trajan baba.

    --devamı yakında gelecek.--

    (bkz: trajanus/@sorg)
    (bkz: trajan sütunu/@sorg)
    (bkz: trajan forumu/@sorg)
    (bkz: lusius quietus/@sorg)

    ana tema: (bkz: roma tarihi/@sorg)
1 entry daha