*

şükela:  tümü | bugün
  • (i.s. 98 - 117) bir romalı imparator. ispanyalıdır. ctesiphon seyahatinden dönerken ölmüştür. ölüm sebebi bilinmemektedir.
  • i.s. 98-117 yılları arasında imparatorluğu yöneten trajanus, soylulular sınıfına sonradan katılmış ispanyol asıllı bir aileden geliyordu. böylece; trajanus, roma'da devletin başına gelmiş ilk yabancı oluyordu.

    iyi bir askeri eğitim görmüş, askerlikte olduğu kadar yönetimle ilgili konularda da yetenekli, sadelik, incelik, doğruluk gibi üstünlüklere sahip, bu üstünlükleri nedeniyle halk ve ordu tarafından sevilen, dönemin ünlü komutanlarındandı.

    trajanus, hükümet işlerinde, nerva'nın ılımlı siyaseti ile domitianus'un ve genellikle flavius'ların iç ve dış politika anlayışını bir araya getirip uyguladı.

    eyaletlere büyük ilgi gösterdi. onun zamanında eyaletlerde oturanlar, yöneticileriyle ilgili yakınmalarını senato ve mahkemelerde dile getirebiliyorlardı. trajanus, eyalet yöneticilerinden rapor alıyor ve yapılacak işlerle ilgili emirler veriyordu. buna örnek olarak genç plinius ile trajanus'un yazışmaları gösterilebilir. plinius'un mektuplarının çoğunluğunu oluşturan trajanus ile yazışmaları bithynia eyaletinin sorunlarıyla ilgili bilgi içermesi açısından önemlidir.

    eyaletler üzerindeki sömürü azaldıkça, hayal kırıklığı da o ölçüde artan italya, hükümeti kaygılandıran konular arasındaydı. genç plinius, yazdıklarında özgür insanların emeğinin sömürülmesinin daha verimli olacağını söylüyordu; köleciliğe dayanan iktisadi sistemin çözülüşünün bu işareti, en önce italya'da görülmeye başlandı. en çok kaygı uyandıran da; italyan tarımında giderek artan gerilemeydi. küçük ve orta çiftçilere yardım için parasal önlemler alındı.

    trajanus, flavius'ların etkili dış politikasını büyük bir başarıyla sürdürmüştür, diyebiliriz. istilalara en açık eyaletlerin savunmasını en başa aldı. ancak başarı kazandığı yerlerde, imparatorluğun sınırlarını genişletmeyi de ihmal etmedi. dacia'nın ele geçirilmesi (i.s. 101) ve part imparatorluğuna son verilmesi, başlıca başarılarındandır. hindistan'ı fethetmek de istemişti.

    trajanus, son romalı fatih olarak geçmiştir tarihe.

    ne var ki; doğuda alabildiğine genişletmiş sınırları korumanın güçlükleri de aşikardı. sonra yunanlılar, trajanus'u heyecanla karşılamış, iranlılar kayıtsız da kalmış olsalar, araplar ve yahudiler, roma istilasına karşı başkaldırıp duruyorlardı. başka yerlerde de binlerce romalı ve yunanlı öldürülüp duruyordu sürekli. doğudaki kazanımlarının pek geçici olduğunu gören trajanus, eserini tamamlamayı yardımcılarına bırakarak, roma'ya dönmeye karar verdi.

    antiokheia'dan roma'ya doğru yola çıkan trajanus'a, kilikia'da selinusa geldiğinde felç geldi. ve i.s. 117 yılının ağustos ayında öldü.

    kaynak:
    http://www.gezzo.net/
    http://www.roma-imparatorlugu.com/
  • roma imparatorluğu' nu ardınca yönetmiş olan beş iyi imparator dan ikincisidir. diğerleri ise nerva, hadrian, antoninus pius ve marcus aureliustur.
  • roma'nın gelmiş geçmiş en büyük imparatorlarından biri, roma topraklarını tarihteki en geniş sınırlarına ulaştıran şanlı fatih, senato tarafından optimus princeps ünvanı verilen ilk imparator olmasına ve hükümdarlığı devrine ait epeyce nümizmatik, mimari, mühendislik örnekleri günümüze kadar ulaşmış olmasına rağmen hakkında muazzam bir birincil kaynak kıtlığı mevcut.

    piyasada bithynia valisi genç plinius'la yazışmaları harici elle tutulur çağdaş kaynak yok. savaş ve fetihlerinin kroniklerini bizzat kendisi yazmış ancak bu kitap günümüze ulaşamamış. dacia savaşlarının tek detaylı ve somut kaydı trajan sütunu.

    çağdaşı olan tarihçiler, edebiyatçılar ise sus pus -ki o devirde ortalık tarihçi ve biyografi yazarı kaynıyordu. augustus'a cilt cilt şiirler döşenen tipler augustus'tan sonra en süper über imparator, optimus princeps dedikleri trajan'a gelince dut yemiş arpacı kumrusu modunda. hadi edebiyat kıtlığını trajan'ın -plinius'a yazdığı mektuplardan anlaşıldığı kadarıyla- dalkavukluktan, yağcılıktan, her yere heykellerinin dikilmesinden falan hiç hazzetmeyen bir karakter olmasıyla açıklayabiliriz, ama hiç tarih, kronik de mi yazmamış millet? belki kendisi 'siz uğraşmayın, ben yazarım' yaptı ama kendi yazdıkları da mektup kolleksiyonu hariç günümüze ulaşamadan kim bilir hangi yangınlarda, vandal baskınlarında yok oldu gitti. mantıklı bir açıklama bulamadım şahsen. hadi diyelim millet yazdı, bunların hepsi mi yok olur birader?

    çağdaşlarından bir şey çıkmıyor, sonraki nesiller de felicior augusto melior traiano diyor ama 'trajan dacia'yı zaptetti, partları patakladı' şeklinde üstünkörü zikretmekten öteye gitmiyorlar. adam roma'nın gelmiş geçmiş en büyük fatihi ama ortada ne biyografi var, ne kronik, ne edebiyat. gel de kafayı yeme monşer.

    bazı komplo teorilerine meyilli tarihçiler 'kaynak vardı da, acaba trajan'ın büyük mimarını, generallerini falan idam ettiren hadrian mı yok etti' diye sormuş, çünkü bu kadar büyük ve ismi hiç lekelenmeden 1900 sene yürümüş, dante'nin ilahi komedyasında adalet dağıtıcı olarak yer alacak kadar pozitif bir figür hakkında bu denli kaynak kıtlığı akla mantığa pek sığmıyor.

    trajan'ın hadrian'ı resmi varis olarak atamadığı, hadrian'ın hile hurdayla milleti kandırıp tahta geçtiği dedikoduları da yok değil. komplo teorisyenleri oradan yürüyor zaten.

    belki de sonraki nesillerin tarihçileri trajan'ı augustus gibi dramatik olmadığı, aşırı derecede aklı selim ve mutedil biri olduğu için çok ilginç bulmamışlar, kuru kuru zikredip geçmişlerdir, bilemiyoruz. modern trajan biyografileri de yazarların puzzle yapar gibi parçaları birleştirip bir dünya eksik yeri mantık yürüterek tamamlamaya kasması şeklinde.

    ne yapalım, trajan sütunu ve mektup kolleksiyonuyla yetineceğiz artık.

    bağlantılı konular:
    (bkz: lusius quietus/@sorg)
    (bkz: trajan sütunu/@sorg)
    (bkz: publius aelius hadrianus/@sorg)

    ana tema:

    (bkz: roma tarihi/@sorg)

    edit: elimden geldiği kadar kapsamlı bir şekilde anlatan seri yazmantayım şu an, şimdiye kadar yazdığım bölümler:

    1. bölüm (bkz: #81364079)
    2. bölüm(bkz: #81392542)
    3. bölüm (bkz: #81457871)
    4. bölüm (bkz: #81618164)
  • kendisi dave bautista'nin canlandirdigi drax karakterine cok benzemektedir.
  • hükümdarlığı döneminde daçya'yı fethetmiş, doğuda ermenistan'ı almış, güneye inerek pers başkenti ktesifon'u ele geçirip part kralını tahttan indirmiş ve roma imparatorluğu'nu en geniş sınırlarına ulaştırmıştır.
  • imparator olduktan sonra roma'ya dönene kadar bütün bir yıl boyunca ordusuyla hudutlarda takılmış olduğundan konsüllüğünün ilk senesi basılan paralardaki portresi kendisine hiç benzemez. bir çoğu da aslında eli yüzü gayet düzgün olan trajan'ı eciş bücüş, gargamel tipli biri olarak resmeder. trajan piyasada yok, darphaneciler ellerinde imparatorun resmi bir portresi olmadığından ne yapacaklarını şaşırmış, trajan reisin hükümranlığının ilk yılında bastıkları paralara kimi zaman trajan'ın selefi nerva'yı andıran, kimi zaman kafalarına göre tahmin yürütüp uydurdukları kel alaka dandik portreleri koymuşlar.

    üzerinde cos iii ve sonraki konsül yıllarının ibaresi olan paralardaki trajan portresi trajan'ın gerçek sıfatıdır, ama bence 2. yıl (cos iii) paralarının bir kısmı da şöyle böyle benziyor, olduğundan daha kilolu göstermişler. cos iiii ve sonrası ise trajan'ın tıpkısının aynısı tasviri.
  • ms. 1. yy'da yaşamış, bu çağda bırak muadilini, tırnağı olacak kalitede kimse bulunmayan pek müstesna roma imparatoru.

    hem senatoya, hem halka kendini onun kadar sevdirebilen augustus ve marcus aurelius dışında pek kimse yok zair.

    tiranın önde gideni olan zalim domitianus'tan sonra imparator olan nerva yaşlı ve hasta olduğu için onu devirmeye girişenler ve sağdan soldan yükselen çatlak sesler iyice ayyuka çıkınca capitol'e çıkıp 'ey romalılar! marcus ulpius nerva trajanus'u varisim ilan ediyorum!' diye son perdeden millete duyurur. daha sonra da senatonun şahitliğinde trajan'ı sezar ilan eder. (bunun klasik latincede aslında kaysar diye okunması lazım, fransızları taklit edip türkçeye sezar diye geçirmişiz. almanca'daki kaiser latince caesar'dan türemiştir zair. kayseri'nin ismi de kaysaria diye okunan caesaria'dan gelmekte)
    trajan abimiz çok başarılı, düzgün karakterli ve sevilen bir general olduğundan patrician tayfası ve senato bu kararı olumlu karşılar.

    nerva o sırada germania valisi olan trajan'a kendi eliyle yazdığı şu tek satırlık notu yollar: 'danaa'lılardan oklarınla gözyaşlarımın intikamını al.' bu cümle ilyada'da rahip chryses'in tanrı apollon'a yakarışıdır. (adamlar homeros'tan alıntı yapıyor monşer, günümüzde homeros, plato okumuş kaç lider sayabilirsiniz?)

    nerva'nın hayatta akrabaları vardır ve trajan italya değil ispanya doğumludur -italya dışında doğan ilk imparator trajan olmuştur- ama nerva bilge biri olduğundan varis seçtiği kişinin liyakatini akrabalık bağlarına ve memleketine üstün tutar. (şu an ağlıyorum ve entry giriyorum biliyor musun?)

    sağlığı iyice bozulan nerva, trajan'ı varis ilan edip sezar olarak atadıktan kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumar. nerva'nın hükümranlığı hepi topu bir yıl kadar sürmüştür.

    trajan imparator olsa da hemen roma'ya dönmez, tuna ve ren nehri kıyılarında konuşlanan orduları teftiş eder, cassius dio'nun anlattığına göre bunların sorun çıkarmayacağına emin olmak istemektedir. roma'ya hemen gitmeyip bir yıl kadar sınır boylarında takılmasının şöyle yan etkileri olmuştur: (bkz: #80499427)

    çağdaşı olan genç pliny'nin anlattığına göre trajan roma'ya geldiğinde şehrin kapısından imparatora yaraşır bir debdebe içinde, gösterişli bir savaş aygırı sırtında değil, gayet mütevazi bir şekilde yaya olarak girmiş ve halkı kucaklamış, verdiği bu mesajla halkın gözünde asla sarsılmayacak pozitif bir imaj yaratmıştır. (günümüzdeki kendini tanrı sanan, trajan'ın ayak tırnağı bile olamayacak bir takım evrim artığı liderler aklıma geldi şimdi be sözlük... burada oturup ağlamak için kısa bir mola veriyorum. daha durun siz, neler neler var daha.)

    ms. 98'de imparator olduğunda 42 yaşında olan ve bütün hayatı orduda, savaşlarda geçmiş trajan'ın gösterişten, saşaadan hiç hazzetmeyen bir karakteri vardır, kendisini tanrı gibi değil, roma vatandaşlarına hizmetle yükümlü bir devlet adamı olarak görmelerini ister. roma'ya varmadan önce senatoya mesaj yollayıp yönetimde onların söz hakkı olacağını ve hiç bir senatörün aşağılanmayacağını ve idam edilmeyeceğini garantiler, böylece senatörlerin de güven ve takdirini kazanır. ne de olsa senatoyla ters düşen imparatorların sonu pek iyi olmamıştır, yönetim katında sürtüşme ve garez oluşmasını istemeyen trajan'ın niyeti de senatoyla, patrician sınıfıyla iyi geçinip sağduyu ve aklıselim ile imparatorluğu ihya etmektir.

    bu arada dacia kralı, domitianus ile yaptığı barış antlaşmasına riayet etmemiş, roma sınırlarını diğer barbar kavimlerden korumak için aldığı yıllık ödemeleri kendi ülkesine müstahkem kaleler inşa etmeye harcamıştır. bunlar trajan'ın kulağına gider tabii, decebalus kaypağın önde gideni ve sicili de epey kabarık olduğundan trajan roma'nın sırtında bir çıbana dönüşen dacia meselesini kökünden çözmeye karar verir ve senatonun onayını aldıktan sonra ms 101 yılında sefere çıkar.

    senatoya verdiği garantilerin boş olmadığını bu şekilde üstüne basarak vurgulaması çok yerinde bir stratejik karar olmuş ve o seferde iken arkasından dolap çevrilmesi ihtimalini ekarte etmiştir.

    trajan reis iki lejyonla dacia'ya dalar, decebalus'un ordusunu tepeler ama roma tarafında da çok fazla ölü ve yaralı vardır. yaralılara sargı yetmeyince trajan kendi esvabını şeritler halinde kesip sargı yapar. (bu daha bir şey değil, dur daha sen neler gelecek daha ooooo)

    -------- devamı gelecek ---------

    ben bunu kenar'a atmıştım ve arada vakit buldukça az biraz ekliyordum, ama baktım ki bütün entry'yi bitireceğim diye kasarsam sittin sene bitmez, o yüzden daha önceki bizans enrylerinde yaptığım gibi tefrika edeceğim.

    sonraki bölüm: (bkz: #81392542)

    ana tema: (bkz: roma tarihi/@sorg)
  • önceki bölüm entry'si: (bkz: #81364079)

    decebalus iblisi akıllanır mı, tabii ki akıllanmaz ve geri dönmek üzere yola çıkan roma ordusunun artçı birliklerine müttefiki olan sarmat süvari birlikleriyle saldırır, trajan da 'ee yetti ama zikecem şimdi belanı' diye gerisin geri taaruz edip bunu tuna nehri kıyılarında bir güzel pataklar. deyyus decebalus bakar ki trajan'ın şakası yok, varır huzuruna çıkar, silahlarını imparatorun ayaklarının dibine atıp yerlere kapanır, 'aman ağam bokunu yiyem' modunda ağlar zırlar, trajan ne istiyorsa yapacağına, bütün kuşatma silahlarını ve bunları yapan mühendisleri romalılara vereceğine, roma'nın dostunu dost, düşmanını düşman belleyeceğine, roma ordusunun asker kaçaklarını barındırmayacağına, roma topraklarından kendi ordusuna adam toplamayacağına, sınırdaki topraklarının bir kısmından vazgeçeceğine dair söz verir. ama tabii ki kaypak üçkağıtçının teki olduğundan yarım ağızla böyle sözler vermiştir, hiçbirini yerine getirmeye niyeti yoktur. tokadı yiyince zaman kazanmak için daha önce domitianus'a yaptığı gibi palavra sıkmıştır tabii, domitianus'u da böyle vaatlerle kandırıp bir de üstüne dünya kadar para koparmıştı sonuçta.

    trajan roma'ya dönerken decebalus efendi işini garantiye almak için bir de senatoya elçiler yollar, bunlar da orada silahlarını teslim edip ellerini önlerine bağlayıp boyunlarını bükerek itaat gösterisi yapar, barış anlaşmasını pekiştirip giderler. zaferini kutlayan trajan'a senato dacicus yani dacia fatihi ünvanını verir. nitekim trajan devrine ait paralarda dacicus ibaresi varsa ms. 101 ve sonrasına aittir. neyse lafı dağıtmayayım, kafama eserse gidip nümizmatik başlıklarında anlatırım onları bilahare.

    trajan baba savaşa gitmeden önce yıkık dökük halde bulup güzelce tamir ettirdiği circus maximus 'ta gladyatör dövüşleri, pandomim tiyatrocuları, dansçılar çıkarılmasını buyurup halkın haftalarca zafer sarhoşluğuyla alabildiğine eğlenmesini sağlar.

    köküne kadar asker olan, imparator olunca da ömrünün sonuna kadar savaş meydanlarında düşman tepelemeye devam eden trajan sivil yönetimde de son derece başarılı olmuş, ortaçağ'dan 19. asıra kadar yüzyıllar boyu bu yönüyle efsane haline gelmiştir. onun devrinde yapılan bir çok şey şu an hala sapasağlam duruyor. adamın her şeyi efsane zaten, daha durun siz anlatacam hepsini.

    reis dacia'yı zaptettikten sonra pleblerin tribünü sıfatını da köküne kadar hakettiğini ispatlarcasına kah augustus forumunda, kah başka yerlerde mahkemeleri yönetir, adalet dağıtır. daha önce de sözünü ettiğim trajan'ın adaleti sembolünün de tıpkı paraların üzerinde yazan tribunicia potestas gibi altı boş değildir. dante'nin ilahi komedyasında anlatıp ölümsüzleştirdiği, birçok güzide sanat eserine konu olan meşhur trajan'ın adaleti efsanesi de şöyle oluyor: trajan reis dacia seferine çıkarken oğlu cinayete kurban gitmiş olan bir kadın huzuruna çıkıp öldürülen oğlu için adalet istiyor. trajan acılı anneye kendisinin seferden dönmesini beklemesini, savaş dönüşü onun mahkemesini yapacağını söylüyor. kadın 'ya geri dönemezsen ey imparator, o zaman kim adaleti yerine getirecek?' diye protesto ediyor. trajan, 'o zaman şimdi benim olduğum makamda kim olursa o yapar' diye cevap verince kadın 'koskoca trajan kendi vatandaşını böyle ihmal ettikten sonra başkasından ne fayda umulur ki' diye lafı yapıştırınca trajan işi gücü bırakıp kadının davasını görüyor, katilin cezasını veriyor. 'adalet yerini buldu, yolcudur abbas bağlasan durmaz' deyip varıyor gidiyor dacia seferine.
    kutsal kitaplarda anlatılan adalet-dava sahnelerine benzerliği gözden kaçmıyor bu arada.

    bu efsanenin gerçek olup olmadığı tartışmalı, millet kitaplar makaleler yazıp asırlardır analiz etmiş falan, ancak zaman içinde tablolara, şiirlere konu olacak ve dante'nin büyük eserinde yer bulacak kadar kollektif hafızada yer etmiş olmasını, genç pliny'nin mektuplarında anlattığı, trajan'ın bizzat yargıçlık ettiği türlü çeşit davaların detaylarıyla, trajan sütununda yer alan, imparator reisin dacia'lı barbar kumandanlarını yargıladığı sahne gibi elementlerle bir arada düşünürsek romantize edilmiş gerçek hikaye kökenli olması bence gayet muhtemel.

    konuyu dağıtmamak için buradan detour yaptım, şurada ayrı başlık açıp detayıyla anlattım: (bkz: trajan'ın adaleti/@sorg)

    bir bölümün daha sonuna geldik canlar. enerji kalırsa yarın da devamını çiziktiririz artık.

    sonraki bölüm: (bkz: #81457871)

    ana tema: (bkz: roma tarihi/@sorg)
  • önceki bölümler
    1. bölüm (bkz: #81364079)
    2. bölüm (bkz: #81392542)

    birinci dacia savaşının üzerinden 3-4 yıl geçer, o arada decebalus tahmin edeceğiniz gibi verdiği sözlerin hiçbirini tutmamış, tam gaz silahlanmaya, yıkmaya söz verdiği kaleleri iyice müstahkem hale getirmeye, çevre ülkelerden asker toplamaya ve yeni ittifaklar yapmaya girişmiştir. bunlarla da kalmayıp etraftaki barbar kabilelerini tuna nehrinin ötesindeki roma kolonilerine saldırıp yağmalamaları için kışkırtır.

    bütün bunların raporu roma'ya ulaşınca trajan baba orduları toplayıp ms. 105 yılında ikinci dacia seferine çıkar. roma ordusu kesin bir zafer elde edemez, sağda solda çatışmalar şeklinde gider, decebalus'un ordusuna müttefik komşuları tarafından takviye yollandığından roma lejyonları dacia ordusu karşısında epey zorlanır ve bir sürü kayıp verirler. trajan bunun üzerine geri çekilip takviye kuvvet toplamaya girişir.

    cassius dio'nun anlattıklarına göre kaypaklar kralı decebalus savaş meydanında sağlam dayak yiyeceğini bildiği için entrika yoluna başvurur ve trajan'a suikast düzenlemek amacıyla iki adamını yollar. trajan alçakgönüllü ve egosuz karakterinden dolayı absürd dereceye varan bir açık kapı politikası izlemekte, isteyen herkesin kendisiyle görüşmesine imkan vermektedir. bunu bilen decebalus suikast düzenlemeyi çantada keklik olarak görmüş olmalı muhtemelen. suikastçilerden biri şüpheli davranışlarla kendini ele verip enselenince decebalus'un sinsi planları suya düşer. suikastçi işkence altında her şeyi bülbül gibi anlatır, suç ortağını da ele verir.

    suikast işi yalan olunca decebalus birinci savaşta kendisine kök söktüren romalı general longinus'a bir elçi yollar ve romalıların istediği her şeyi yapacağını vaadeder. longinus zokayı yutup görüşmeye gidince decebalus bunu derdest edip alıkoyar, trajan'a da bir mesaj yollayıp evvelki dacia seferinde romalılara geçen toprakları geri vermesi ve savaş masraflarını ödemesi karşılığı longinus'u serbest bırakacağını bildirir.

    trajan buna alabildiğine muğlak bir cevap yollar, decebalus esir tuttuğu generalin trajan için böyle absürd bir fidyeyi verecek kadar değerli biri olup olmadığına, imparatorun fidyeyi vermeye niyeti olup olmadığına karar veremez. o arada longinus da azatlı kölenin birinden zehir temin edip saklamıştır. decebalus'a gidip trajan'ı daha fazla saldırmamaya ve barış yapmaya ikna edeceğini söyler, tatlı sözlerle kandırır ki adi herif bunu fazla sıkı gözetlemesin. azatlı köleye de gizlice trajan'a götürmesi için bir mektup verdikten sonra zehiri içip hades'in yanına kaçar.

    olanları duyan decebalus derhal trajan'a bir mesaj yollar ve azatlı köleyi iade etmesi karşılığında longinus'un naaşını ve on romalı savaş esirini yollayacağını bildirir. ciddi olduğunu göstermek için mesajı ileten adamlarıyla birlikte longinus'un yanında tutsak düşen bir romalı centurion yollamıştır. longinus'un hikayesinin detaylarını centurion arkadaş romalılara anlatır.

    trajan bu elemanı geri yollamadığı gibi hayatını tehlikeye atma pahasına longinus'un mesajını getiren azatlı köleyi iade etmeyi de reddeder. decebalus'a verdiği cevap 'imparatorluğun şerefi için bu kişinin güvenliğini sağlamak, longinus'u toprağa vermekten daha önemlidir' şeklinde sağlam bir kapak olur. romalılar için cenaze töreni büyük öneme sahipti ve roma ordusuna büyük hizmette bulunan azatlı köleyi geri vermemek için koskoca generalin cenazesini kaldırmaktan feragat etmek de düşman kralına sinkafın büyüğünü çekmek oluyordu. (adam reis beyler.)

    dacia karşısında kesin bir zafer elde edip decebalus belasını kökünden kazımak artık farz olmuştur. trajan reis lejyonlarını karşı kıyıya mümkün olan en hızlı şekilde geçirmek için tuna nehri üzerine muazzam bir taş köprü yaptırır. (trajan sütununda resmedilen 1. dacia savaşı manzaralarından gördüğümüz kadarıyla, bu köprü yapılmadan önce gemileri yan yana dizerek köprü oluşturuyor ve karşıya öyle geçiyorlarmış.)

    trajan'ın dahi mimarı damascuslu apollodorus tarafından tasarlanan ve inşaatı ms. 105 yılında tamamlanan bu mimarlık ve mühendislik harikası köprü, roma medeniyetinin o zamana kadar görülmüş en muhteşem yapılarından biriydi. daha sonra trajan köprüsü olarak bilinecek olan büyük eser hem yapıldığı devirde, hem de trajan'ın halefi hadrian tarafından söktürülmesinden sonra müteakip yüzyıllar boyunca roma imparatorluğunun inşa ettiği en büyük ve gösterişli köprü ünvanını koruyacaktır. günümüze ancak çok az bir yıkıntısı ulaşabilen bu köprünün neye benzediğini ise trajan sütunundan ve nümizmatik kayıtlardan biliyoruz.

    arka yüzünde trajan köprüsünü gösteren bir sestertius:

    https://eksiup.com/3a64afc6f64
    (bu kadar iyi durumda olanları neredeyse böbrek fiyatına gidiyor piyasada...)

    cassius dio'nun anlattığına göre köprünün yerden yüksekliği 150 feet (50 metre kadar) olan, kemerlerle birbirine bağlanan yirmi tane dörtgen ayağı varmış. cassius dio şiddetli akıntılarla dolu, dibi çamurdan görünmeyen ve azgın bir tufan seli gibi akan tuna nehri'ne böyle bir köprü yapmanın ne kadar zor bir iş olduğundan sözediyor ve hayranlığını dile getiriyor. 'bu da trajan'ın tasarımlarının büyüklüğünü gösteren başarılardan biriydi ama maalesef şimdi bu köprüden yararlanamıyoruz, sadece ayakları duruyor, sanki salt insan hünerinin başaramayacağı bir şey olmadığını ispat etme amacıyla yapılmışçasına' diye sözediyor kroniklerinde.

    trajan sütununda köprüyü ve (tahminime göre köprünün açılış ayinini yapan) pontifex maximus trajan'ı resmeden rölyef:

    https://eksiup.com/79828177198

    tuna nehri'nin azgın suları arka planda resmedilmiş dikkat ederseniz.

    trajan'ın ölümünden sonra tahta oturan hadrian, selefi gibi savaşçı ruhlu olmadığından barbar kavimlerin köprüyü gözeten muhafızlara saldırıp etkisiz hale getirdikten sonra yardırıp roma'ya taarruz edeceğini, köprünün düşmanın işine
    yarayacak bir zayıf nokta olduğunu düşünüp söktürmüş gözelim köprüyü. mimarı apollodorus'u da idam ettirmişti zaten. siz hadrian'a sövedurun, ben de müsadenizle yarın ya da ertesi gün devam etmek üzere burada bölüm sonu noktasını koyayım.

    sonraki bölüm: (bkz: #81618164)

    ana tema: (bkz: roma tarihi/@sorg)

hesabın var mı? giriş yap