şükela:  tümü | bugün
  • sahnede güvenilecek birilerinin olup olmadığını anlamaya yarar. kişi trak geldiği an yalnız değilse, acı gözlerle diğer oyunculardan yardım isteyebilir. yardım istediğinin anlaşıldığı an diğer oyuncular karşı repliklerle, hatırlatmalarla durumu kurtarmaya gayret ederse trak süresi bu şekilde mümkün olduğu kadar kısaltılabilir. karşılıklı uyum, doğaçlama yeteneği ve pek tabi ki oyunun buna izin vermesi bu durumda pek bir önem arzetmektedir. oyuncuların bütün oyuna ezber olmalarının gerekliliğini bize hatırlatan küçük bir uyarıdır trak. sadece kendi mizansenlerini, repliklerini ezberlemek yetmez.
    bunun yanında, trak geldiği zaman kişi sahnede yalnızsa hayatının en kötü dakikalarını geçirir. motivasyon eksikliğinin yanında aşırı motivasyon da buna yol açabilir. kendine fazla güven, ya da kendine güvensizlik de yol açabilir. hain bir şeydir, ne zaman geleceği belli olmaz.
    konuyla ilgili bir örnek için (bkz: #9016794)
  • 5 senelik hizmetten sonra 18 ocak 1944’de kayaliklara bindirerek batan istanbul-bandırma hattının lüks yolcu gemisi. kazada 24 kisi hayatini kaybetti.
  • trakyalı.
  • trak(yalı)lardan anlamı da taşır. ing. thracian olarak çevrilebilir.
  • (bkz: razi trak)
  • ankara katliamı'ında hayatını kaybedenler anısına yaptıkları şarkıyla gördüğüm rap müzik grubu
  • oyuncunun bir anda repliğini unutma durumu. hatta bazen sadece repliği değil; adını, sanını, her şeyi bir süreliğine unutuyor. bir nevi kal gelme durumu.
  • yer: kemer belediye tiyatrosu (yeni belediye başkanı tarafından "kapatılmadan" önce) sahnedeyim, sevgili doktor oyununun galası, ben de oyunda anton çehovu canlandırıyor, oyunun açılışını yapıyorum,sahnede yalnızım. oyunun galasını izlemeye, bütün devlet erkanı ve oyuncu/yönetmen abilerimiz sevdiklerimiz mis gibi giyinip gelmişler, salonda çıt yok. heyecandan ölüyorum. daha 2. cümlemi bitirmemişken paldır küldür kapılar açılıyor, bi adamlar canhıraş giriyor içeri, belediye başkanı kalkıyor geleni karşılıyor. gelen rusya konsolosu, oyunu korumalarıyla falan izlemeye gelmiş ama 5 dk geç kalmışmış. hede hödö derken oturuyorlar ama, ama... önce trak geldi, ne söyleyeceğimi unuttum (bkz: içe doğru sıçmak), akabinde ağzımdan dökülen laflar kelimenin tam anlamıyla "abürük, gabürübülüm gübürk" oldu. ki oyun 7 ayrı hikaye ve bölümden oluşuyor ve anlatıcıyla birlikte 7 rolüm var 6 bölümde. anca ara verildikten sonra 2. perdede toparlayabilmiştim kendimi, zira ilk perde küllüm sahnedeydim. utançtan ziyade o korkuyu hiç unutmuyorum. tanım: oyuncunun mavi ekran verdiği durum.
  • fransızca trac sözcüğünden gelen kavram. anlamı korku, çekingenlik. kal gelmesi durumu belki türkçede anlam yayılmasıma da uğradığındandır.

    "kuliste bir trak geçirdikten sonra, kendini sahnede, halk karşısında görünce rolünün istediği sükûnu birdenbire bulan bir aktris gibiydi." reşat nuri güntekin - eski hastalık

    (bkz: trac/@ibisile)
  • 2012 yazında bitirme sunumu sırasında başıma gelmiş mefhum.

    ben: sunumumuza hoş geldiniz... … … …
    kurul: hoş bulduk canım.
    ben: …
    arkadaşım: … hadi başlayalım! …
    ben: … … …
    kurul: …
    arkadaşım: ?
    ben: … …
    arkadaşım: ??!
    kurul: ?..
    ben: …

    göztepe'de sonsuzluğa uzanan bir 13 saniye sonunda sunuma zor bela başlayabilmiştim. tüm özsaygımı yitirerek tabi... … … …