şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sing şarkılarının son kısmı yakalanır ve konuşma başlar.
    +: yahu abi, süper bir şarkıydı. kimdi bu?
    - : travisti.
    +: kim?
    -: travisti, diyorum abi.
    +: yok abi çok maskülen görünüyolardı. ben sezmedim öyle travesti felan.
    -: travis'ti!!! travis'ti!!!
    +: peki travesti.
  • yollar yürünür, yıllar geçirilir. kilometreler aşılır. şehirler değişir, insanlar... kulakta bir tını, o değişmez.

    sevgiliyle vedalaşıp otobüse bindiğimde, bir daha hiç dönmeyeceğimi bilir gibi battleships dinlemiştim. askerde güç bela içeri sokabildiğim ve zırt pırt bozulan nadide mp3 playerimda turn vardı. en pervasız, işsiz-güçsüz, patavatsız dönemlerimde dışarıda yağmur yağardı, ben pis betonarme bir binanın penceresinden bakar, flowers in the window dinlerdim. mp3'ü zil sesi yapabilen ilk telefonumun melodisi selfish jean idi. karanlık sabahlara telefon alarmı my eyes ile uyanır, karga kahvaltı sofrasına teşrif etmeden bindiğim soğuk servis araçlarında, izmarit kokulu kara bıyıklı herifler konuşurken kulaklıkla beautiful occupation dinler, sessiz sedasız eşlik ederdim. sonra gece olur, herkes uyur, iki-üç kutu biraya one night'ı meze ederdim. closer,more than us,indefinitely çalarken sızar kalırdım. ve daha nicesi side, turn, aklıma gelmeyenler...

    parkorman'ın yerini dahi bilmezken, imkansız olduğunu bile bile konsere gitmek için para biriktirmiştim. ne yeterli para birikmiş ne de ben istanbul'a gidebilmiştim. şimdilerde ise canlı canlı bu herifleri izleyeceğimi biliyorum. bırak rakın koku falan boş işler, ben 17 temmuz'u ipinen çekiyorum.
  • her açıdan bereket dolu olduğum lise yıllarımda -2001'de- vh1'de gördüğüm sing şarkısının klibiyle tanıyıp anında çarpıldığım gruptu travis. klipte yapmacık tavırlı ve hiçbir şeyi beğenmeyen ingiliz burjuva asilleri, görkemli bir saray yapısı, zengin bir ziyafet sofrası, orada mecburen çalıştığı her hallerinden belli olan garsonlar, yani işçiler ile hiç de o dünyadan olmayan dört tane genç adam vardı. bu dört genç, asiller gibi yemek yemeyi beceremiyorlardı. iyi ki de beceremiyorlardı.

    araya yıllar girmiş, ben dünya derdine düşmüşüm. nedense o lise yıllarının bereketi falan pek kalmamış, zaman bulamaz olmuşum yaşamak için. derken yıllardan yıllardan sonra aşık olmuşum, yılların idmansızlığında paslanmışım; duygusuz olmaya çalışırken duygularını yönetemezolmuşum. çok çok normal olarak bu aşktan istenen sonuç elde edilememiş. böyle günlerde kafada bin bir karmaşayla işten eve dönmüşüm, yemek yedikten sonra bir kahve yapmışım kendime. birdenbire nedenini bilmeden bilinçaltımdan bir işaret fişeği çakmış ve yıllardan beri travis dinlememiş olduğumu anlamışım. hemen elimdeki kahve fincanını masaya koymuşum ve lise yıllarımda edindiğim travis'in the man who albümünü bulup hemen müzikçalara cd'yi takmışım: "one, two, three, four..." writing to reach you ile terapi başlamıştır.

    sanırım birçok travis severin buna benzer anıları vardır. çünkü travis iz bırakır, kolay kolay silinmez.
  • dünyaya mutluluk baloncukları saçmaya gelmiş güzel insanlar topluluğudur. bir huzur, bir tasasızlık bilemedim aynı zamanda bir iç kıpırtısı verirler insana dinlerken.

    (bkz: love will come through)
    (bkz: turn)
  • bir dakika önce facebook hesabından "to all of our friends in gezi park tomorrow be safe. regards fran x" yazılmıştır. gözümsün fran.
  • benim için yeni grup ararken hep nirengi noktası olmuştur. bunu seven bunları da beğendi:

    (bkz: kodaline)
    (bkz: thirteen senses)
    (bkz: the bright)
    (bkz: snow patrol)
    (bkz: the national)
    (bkz: bright eyes)
    (bkz: fleet foxes)
    (bkz: cat power)
    (bkz: midlake)
    (bkz: woodkid)
  • britanya'nın pelerinsiz kahramanlarıdır.
    ne coldplay gibi holywood'un köpeği olmuşlukları,
    ne muse gibi iki üç manita uğruna sahnede maymuna dönmüşlükleri,
    ne radiohead gibi sırtlarını hüzünbaz ergenlere dayamışlıkları,
    ne de placebo gibi saydığım bu 3 gruba yancılık yapmışlıkları vardır.

    başyapıtsa, başyapıt.
    holywood'a ayar vermekse, ayarın kralı.
    hüzünbaz ergenlere yalnız değilsiniz aq mesajı vermekse, vermek.
    sevgi şarkısı yapmaksa, işte sevmek zamanı.

    beyler bu adamlar iskoç bunların kimseye eyvallahı olmaz, herkes ayık olsun.
  • dağlar dağlar'ı bu sayede söylemiş.
  • tanıdığım kimsenin favori müzik grubu olmamasına karşın, herkesin mutlaka sevdiği müzik grubu. sanırım bir müzik grubundan öte simgesel olarak; bir şeyin fazlasıyla geniş (çeşitli) bir kitleye seslenebilmesine bağlı olarak birileri tarafından "en çok" sevilen olamama handikabı taşıyor. melodiyse; melodi. sözse; söz. ritimse; ritim. hepsi var. seviyorum.

    http://youtu.be/yvgyo3wb4l4
  • radyo'da denk gelmek, mutluluk sebebi olan grup. böyle eski bir tanıdık gibi hani.