şükela:  tümü | bugün
  • türkçemize "travma sonrasi stres bozuklugu" seklinde kazandirilmis bir kaygilanim bozuklugu türü.
    savas, konsantrasyon kampi veya deprem gibi büyük felaketleri, travmalari yasayan insanlarin düsebilecegi bir çukur. o anlari sürekli tekrar yasamak (rüyalarda da), hayata ve insanlara karsi hissizlesmek, apatik olmak, gelecegin anlamini yitirmesi, çok yüksek düzeyde kaygiyla dolu olmak gibi semptomlari vardir. depresyonla elele, kolkola gezen bir rahatsizliktir.
    hem travmadan önceki psikolojik altyapiniz, hem travma sirasindaki deneyimlerinizin yogunlugu, hem de travma sonrasi insanlarla etkilesimlerinizin niteligi belirleyicidir ptsd'yi yasayip yasamamanizda, ya da ne düzeyde yasadiginizda. konusmak, paylasmak kisa dönemde aci verse de, uzun vadede her zaman en sagliklisidir, en iyi tedavi yoludur.
  • "acı geçiyor/ acı geçiyor/ acı elbette geçiyor/ acı çekmiş olmak geçmiyor." (kemal varol)
  • basitçe, ardı ardına bir çok problemin üst üste gelmesinin sonucunda kişinin geçmişteki yaşadığı travmaya dair içinde tuttuğu izlerin, anıların ve acıların bir anda patlak vermesi. benim kişisel tecrübem, patlatıcı son damlanın iş ve gelecek kaygısıyla ilgili olmasıdır.

    az önce birkaç video izledim, ikinci dünya savaşında bombalar patlıyor ya da adamın savaşın stresinden yoruluyor, tedavide ise savaştan ya da mevcut elle tutulur sıkıntılardan değil, çocukken ölen kardeşinden falan bahsediyor.

    erken yaşta travmatik bir olay yaşadığınızda üzerinden seneler geçer, arada hatırlarsınız bir çok şeyi ama bu size koymaz. yani gariptir, bir duvar örülüdür sanki, ruhsuzlaşmış gibi hissedersiniz. arada bir çok sorun, sıkıntı yaşasanız da gene de bu geçmişteki derin acının izi açığa çıkmaz, ne olursa olsun geçmişte kaldığını ikna eder.

    yaşamınızla ilgili ciddi bir stres yaşadığınızda ise (gene ısrarla en tetikleyici etkinin meslek hayatıyla olduğunu düşünüyorum), aniden ve ansızın geçmiş anılar canlanır, o zaman dökemediğniz gözyaşlarını bir anda dökmeye başlarsınız, hastahane bahçesine çöküp ağlama krizi geçirirsiniz. ben filmlerde olur sanıyordum flashback tarzı şeyler, hakikaten unuttuğunuz onca şey aniden ve ansızın geliyor.

    benim kendi tecrübemde, bu tanı konmadan çok daha öncesinde böyle bir şeyi yaşadığımın bilincine varma oldu. yani bundan birkaç ay önce, ara ara geçmişi hafifçe hatırlıyordum, moralim bir parça bozuluyordu, donakalıyordum ya da, geçiyordu sonra. o sadece anlık gelip geçen bir şey, travma sonrası stes bozukluğu tanısı konabilmesi için illa ki doktorluk bir hale gelmek gerekiyor, kendini belirtir zaten, iş güç yapamayacak hale gelirsin. hastalık, gelecek kaygısı, maddi sorunlar, vs. vs biner üst üste, sonra bir bakmışsın kafa geçmişe gitmiş sessiz sedasız sokak ortasında çömelip 20 sene öncesini yaşayıp ağlıyorsun.
  • bir süredir ki bu galiba düşük yoğunluklu olarak 2 sene, yüksek yoğunluklu olarak 3 haftaya tekabül ediyor, kıvranıyorum. 2 sene öncesinde mi daha sağlıklıydım, buna bir yorum yapamıyorum. aslında iki senedir her şey iyi gidiyor yaşam açısından, fakat bir şey, bir şey sürekli beni içten içe çökertiyor, daha evvelden bunla kolaylıkla başa çıkabildiğimi sanıyordum, ama kar uykusu gibiymiş, içten içe kolonlarındaki demirleri çürüyen dev bir bina gibi hissediyorum.

    geçmişten gelen anılar, gün içinde, aniden gelirken gece hiçbir sebep olmaksızın yaşanan kaygı bozukluğu, titremel, sebebi belirsiz bir korku içinde kıvranarak yataktan kalkmak artık dayanılmaz bir hal aldı. ben sorunun derinlikli olmadığını, yakın gelecekteki basit yaşamsal sorunlara dair olduğunu falan düşünüyordum. sanki görünmez bir ruh göğsümden tutup sarsıyor beni, sallıyor.

    akıl alır gibi değil, 20 sene geçmiş, hafızalarımı yokladığımda sanki yüzyıllar öncesinden kalmış bir hikayeden bahsediyorum. göğsümde bir ağırlık taşıyorum aslında, yani ben bunun bu kadar ağır olduğunu hiç düşünmezdim, yetişkin bir adamım ve olup biten her şey mantıksız geliyor, saçma geliyor hatta.

    garip tabi eşşek kadar adamsın, ağlıyorsun. böyle sinsi sinsi ilerlemiş bir rahatsızlık gibi. anasını satayım kiminle ne paylaşacaksın, kafanın içinde iki milyon defa sur üflenmiş, sana has olan bir şeyi kiminle paylaşacaksın. yakınlarınla konuştuğunda insanların suratı düşüyor, sanki yüzyıllar öncesinde bir olay olmuş, üzerine 20 tonluk monolitik bir kaya parçası koymuşlar. nasıl kaldıracaksın, niye kaldırasın.

    sen başka dünyada gibisin, dünya başka bir yerde. dünyada olduğun zaman olup bitenlere uyum sağlıyorsun, sonra kafa alıp başını gidiyor, gidyor geliyor, tekrar gidiyor, ansızın alakasız bir yaşa geldiğinde şimşekler tekrar çakmaya başlıyor, sabah bir uyanıyorsun dışardasın, imdat diye bağırmışsın millet polis çağırmış korkudan. utanıp titreyerek dönüyorsun evine, gecenin örekesinde, falan filan zamanda, eskiden de oluyordu da ara ara, ne ara patladı bu böyle, bu nasıl oluyor, bir timer falan mı var da ona göre mi tetikleniyor hiçbir fikrim yok. hayatım boyunca mantıkla her şeyin üzerine gittim, tek şu olayın böyle bir anda hayatımı ortadan ikiye bölmesini idrak edemiyorum. mutsuzluk olur, yalnızlık olur, acı olur, sıkıntı olur, hepsinin birer sebep-sonuç ilişkisi vardır, akıl yürütürsün, strateji geliştirirsin, hepsinin öyle ya da böyle bir çözümü vardır, bir metodoloji uygulanır, ama bu yarılmanın, parçalanmanın üzerine artık hiçbir şey düşünemiyor insan.

    yukarıdaki entry'lere falan bakıyorum, saçma sapan yazılar, tedaviden bilmemneden bahsediyor adam. ağır travma geçirmiş bir insan, ileride dövüş köpeği olması için bebek yaşta kulağı kesilmiş köpek gibidir. meselesi olan insan, kendi meselesiyle anlamlanır, bundan daha allahın belası bir şey olamaz, kaderdir bu. hani iki kişinin bildiği sır değildir diye bir laf var, galiba bir tek burada anlam kazanıyor, meseleni çözebileceğin tek insan ölmüşse, bununla yaşamak durumundasın. bu halde bu durumu kiminle paylaşsan anlamsız ve boş, insan çıldırır, aklını yitirir, ya da sabırla acı içinde bir hayat yaşar. asla patlamamış bir yanardağı gibi hissettirir insana, dev gibi bir dağ.

    bazen düşünüyorum, misal çocuk esirgeme kurumuna falan gideyim hayrına, aklıma bu çok geliyor. oradaki çocuklar hepimizden daha büyük sıkıntılara göğüs germiş insanla, ben onlar gibi bir sıkıntı yaşamadım. ama emin olduğum bir şey var, çocuk esirgeme kurumunda idman yaptığımız zamanlardan hatırlıyorum, o çocukları korkunç bir yaşam bekliyor, 14-15 yaşlarındayken hatırlıyorum onların yüzlerinin solunda bir çizgi var, derilerinin altında bir nişan gibi. sonraları bunun üzerine çok düşündüm, onlar bu dünyanın günah keçileri gibi geliyor. genç bir bedende görünüyorlar ama hepsi 40 yaşında gibi, bir çocuk bu ve benzeri bir durumda olmamalı asla, burası korkunç bir dünya, akıl almaz şeylerle dolu. bir defasında bir çocuğun sarılışı aklıma geliyor, çok garip gelecek belki hatta okuyan suçlayadabilir, o sarılışla bir daha karşılaşmak istemezdim. yani çocuğun her şeyiyle kollarını açıp sarılmasını herkes kaldıramaz.

    neyse konuyu çok dağıtmışım, ben bazı şeylerin çözümsüz olduğuna inanıyorum. bunu da kafasının içinde bombalar patlamışcasına derin bir korku yaşamamış hiçbir insan anlayamaz, umutsuzluk belki, ama gerçek.

    edit: bunları sadece belli insanlar için yazdım, onlar benim kardeşlerimdir. saçma sapan bir işgüzarlıkla mesaj atacak olanları uyarmak istiyorum, ben sözlüğü ağlama duvarı olarak değil, bir iletişim kanalı, medyum olarak kullanıyorum, ananıza avradınıza ve o kevgir dönmüş kişiliğinize sövdürtmeyin, uzmanınıza bir size onbir koduğumun yaşamsız ibn*leri.
  • en berbat hallerinden birine, her gün yüzlerce kadın, çocuk ve yaşlının çığlıklarına, boğulmalarına, cesetlerinin görüntülerine ve dramlarına tanık olan sahil güvenlik komutanlığı ve deniz kuvvetleri komutanlığı personeli maruz kalmaktadır.

    uçak ya da helikopterin kamerasından bir botun alabora oluşunu, yardım yetişene kadar (yetişebilirse tabi) onlarca mültecinin denizde kayboluşunu canlı canlı izlediğinizi düşünün. tekrar ve tekrar. her gün.

    bir baba olarak ben aylan bebeğin sahildeki görüntüsünün etkisinden aylarca kurtulamadım. çok daha beterlerini her gün defalarca gören, hemen hemen hepsi aile sahibi bu personel kim bilir nasıl bir yük altındadır?
  • gecenin bir vakti eve giren hırsızla burun buruna geldikten sonra ruhumun içine düştüğü durum.

    üzerinden baya zaman geçmiş olmasına rağmen, hala gece yatmadan önce evi 50 kere gezip pencereleri kontrol ediyorum, yattığım odanın kapısını kilitliyorum, yabancı bir evde yatmak durumunda kaldıysam uykum 50 kere bölünüyor, odam gündüz gibi aydınlıkken uyuyabiliyorum ki eskiden zifiri karanlığı çok severdim. vs vs vs

    lanet hırsız aklımın yarısını da aldı gitti şerefsiz köpek. keşke o gece o evde hiç kalmamış olsaydım, kaldıysam bile uyanmasaydım.
  • bugün yaşanan olaylardan sonra sağ kalabilen yaralanmış ya da tanık olmuş amerikalılarda görülebilecek bozukluk (deprem gibi doğal afetler sonrasında da görülebilir)
    tssb( travma sonrası stress bozukluğu)tanımı ağırlıkla, zorlayıcı anılar, kabuslar ve/veya travmanın önemli yanlarını hatırlayamama gibi travmaya bağlı hafıza bozukluklarının varlığına dayanmaktadır. kişi, felaketin spesifik ayrıntılarını tam olarak hatırlayamayabilir fakat deneyimin önemli temalarını hatırlayacaktır. tam olarak tarihleri, yerleri ve ayrıntılı olarak mekanı ve failleri hatırlayamayabilir.
    tssb akut, kronik ya da gecikmeli olabilir.
    travmatik olay aşağıdaki durumlardan biri veya daha fazlası şeklinde ısrarlı olarak "yeniden yaşantılanmalıdır": 1) olayın zorlayıcı ve rahatsızlık verici anılarının hatırlanması; 2) olayla ilgili tekrarlayıcı tarzda rahatsızlık veren rüyalar görme; 3) varsanılar, yanılsamalar ve geriye dönüşlerle olay sanki yeniden oluyormuş gibi hissetme ya da davranma; 4) olayı hatırlatan durumlara maruz kalındığında aşırı psikolojik rahatsızlık duyma ve 5) olayın çeşitli yönlerini sembolize eden ya da hatırlatan ipuçlarına maruz kalındığında fizyolojik tepki verme.

    kişi, aşağıdakilerden en az üçünün ısrarlı bir şekilde tezahür etmesiyle, travmatik olayla ilgili uyaranlardan kaçınır ve/veya tepkiselliği genel olarak küntleşir : 1) travma ile ilgili düşüncelerden, duygulardan ve konuşmalardan kaçınmaya çalışma; 2) travmayı hatırlatacak faaliyetlerden, yerlerden ve kişilerden kaçınmaya çalışma; 3) olayın önemli bir yanını hatırlayamama; 4) kendisi için önemli faaliyetlere yönelik ilgi azalması; 5) diğer insanlardan kopma veya yabancılaşma; 6) kısıtlı duygulanım ve 7) geleceğe ilişkin beklentilerin azalması.

    tssb tanısı koyabilmek için, aşağıdakilerden en az ikisiyle birlikte tezahür eden ve travmadan önce varolmayan artmış uyanıklık belirtilerinin süreklilik kazanması gerekir: 1) uykuya dalma ve uykuyu sürdürme zorlukları; 2) kızgınlık veya öfke patlamaları; 3) yoğunlaşma zorluğu; 4) aşırı tetikte olma, ve 5) aşırı irkilme tepkisi.

    tssb belirtileri kronikleşebilir veya uzun zaman dilimlerinde düzensizlikler gösterebilir. bazı dönemlerde, aşırı uyanıklık ve kızgınlık belirtileri klinik tabloda hakim duruma geçebilir. böyle zamanlarda mağdur genellikle, zorlayıcı anılar, kabuslar ve geriye dönüşlerin artışından da şikayetçi olacaktır. mağdur diğer zamanlarda, göreceli olarak belirti göstermeyebilir ya da duygusal tepkileri daralmış ve içe dönük olarak gözükebilir.
  • hani nasıl elektronik eşyalar bir kere tamire gittikten sonra bir daha iflah olmazlar ya, insan ruhu da yaşadığı bir travma sonrasında bir daha eskisi gibi olmaz, arada sırada teklemeye başlar, olur olmadık yerde yolda bırakıverir adamı.

    ecnebiler şöyle diyor:
    (bkz: post traumatic stress disorder)
  • dunyada en sık karsilasilan psikiatrik tablolardan biridir. yasanılan kotu bir tecrubeden sonra (tecavuz,dogal afet,iskence,yogun duygusal siddet,saldırı,trafik kazası vs...) kisinin duygu durumunun bozulmasi ile ve genellikle depresyonla ortaya cıkar.kisi uyuyamaz,sık sık hezeyan icine girer,kabuslar gorur ve normal yasamina cok guc devam eder.travma sonrasi duygu durum bozuklugu ana hatlarıyla budur.
  • aldığım bir darbeden sonra içine düştüğüm, hayatımı değiştiren olağandışı durum. duygu yokluğu, hissizlik (numbness), duygulardan arınmayla beraber çok daha mekanik bi düşünce yapısı, belki de gerçeğe daha fazla yaklaşmak. ölüme yaklaşma duygusunun ortaya çıkmasıyla beraber, vücudun duyguları devredışı bırakarak (öldürerek) fiziksel varlığı sürdürme çabası. ruhsal ölüm.
    bu durumun vücudun bir güvenlik önlemi olarak ortaya çıktığını düşünüyorum. insanın ölüme yaklaştığını hissettiğinde (gerçekten ölüme yaklaşmış olması gerekmez. sadece bunu hisettmesi yeterlidir.) beynin daha alt bir yönetici kademesi, bunu algılar ve beynin canlıyı ölüme yaklaştıran sinyalleri gönderen bölümünü devredışı bırakır. tabii bunu pek precise bi şekilde yapmaz. sonuç çoğu zaman oldukça yıkıcı olur. psikiyatrlar böyle durumlarda sakin kalınmasını ve özellikle hayati kararlar alınmamasını öğütlerler. böylece bu dönem atlatıldığında hayata kalınan yerden devam edilebilir. gerçi ne kadar süreceği pek belli olmaz. bir hafta, bir ay, birkaç ay, birkaç yıl. darbenin şiddetine göre değişir. ama bence bu durumu kabullenip ptsd ile birlikta yaşamaya alışılmalıdır.zira * pek geçecek gibi durmuyo. genellikle (hemen her zaman) depresyonla beraber gider. ve hayatın anlamını yokeder. bi anlamsızlık ve boşluk duygusu gayet karakteristik bişey. *
    gerçek bu mu, yoksa önceki miydi? artık anlayamıyorum. ama birbirlerinden çok farklı. belki de önceki "hissettiklerim" birer yanılsamaydı. artık ölümden o kadar korkmuyorum. ölüm hissetmemektir.