şükela:  tümü | bugün
  • evlerimizde dehşet uyandıran video görüntülerini izlediğimizde, tıpkı cephede çarpışan askerlerin geri döndüklerinde yaşadıkları travmalara benzer belirtiler gösterebiliriz.

    ingiltere'de bir araştırma yapılmış, bazı sosyal medya kullanıcılarının ekranda şiddet içeren ya da rahatsız edici görüntüleri izledikten sonra travma sonrası stres bozukluğu (ptsd) belirtileri gösterdiklerini ortaya çıkmış.

    araştırmayı yürüten bradford üniversitesi'nden doktor pam ramsden, 189 kişinin çeşitli olaylar karşısındaki tepkilerini incelemiş.

    araştırmaya katılanların beşte birinden fazlasının ptsd ölçümlerinde, travmatik olayları bizzat yaşamamış olsalar da yüksek sonuçlar çıktığı ortaya çıkmış. gösterdikleri belirtiler aynı olduğu için, bu çalışmada kullanılan ölçümden yüksek puanla çıkan bir kişi doktora gitse, kendisine kolayca ptsd tanısı konabilirmiş.
  • basitçe, ardı ardına bir çok problemin üst üste gelmesinin sonucunda kişinin geçmişteki yaşadığı travmaya dair içinde tuttuğu izlerin, anıların ve acıların bir anda patlak vermesi. benim kişisel tecrübem, patlatıcı son damlanın iş ve gelecek kaygısıyla ilgili olmasıdır.

    az önce birkaç video izledim, ikinci dünya savaşında bombalar patlıyor ya da adamın savaşın stresinden yoruluyor, tedavide ise savaştan ya da mevcut elle tutulur sıkıntılardan değil, çocukken ölen kardeşinden falan bahsediyor.

    erken yaşta travmatik bir olay yaşadığınızda üzerinden seneler geçer, arada hatırlarsınız bir çok şeyi ama bu size koymaz. yani gariptir, bir duvar örülüdür sanki, ruhsuzlaşmış gibi hissedersiniz. arada bir çok sorun, sıkıntı yaşasanız da gene de bu geçmişteki derin acının izi açığa çıkmaz, ne olursa olsun geçmişte kaldığını ikna eder.

    yaşamınızla ilgili ciddi bir stres yaşadığınızda ise (gene ısrarla en tetikleyici etkinin meslek hayatıyla olduğunu düşünüyorum), aniden ve ansızın geçmiş anılar canlanır, o zaman dökemediğniz gözyaşlarını bir anda dökmeye başlarsınız, hastahane bahçesine çöküp ağlama krizi geçirirsiniz. ben filmlerde olur sanıyordum flashback tarzı şeyler, hakikaten unuttuğunuz onca şey aniden ve ansızın geliyor.

    benim kendi tecrübemde, bu tanı konmadan çok daha öncesinde böyle bir şeyi yaşadığımın bilincine varma oldu. yani bundan birkaç ay önce, ara ara geçmişi hafifçe hatırlıyordum, moralim bir parça bozuluyordu, donakalıyordum ya da, geçiyordu sonra. o sadece anlık gelip geçen bir şey, travma sonrası stes bozukluğu tanısı konabilmesi için illa ki doktorluk bir hale gelmek gerekiyor, kendini belirtir zaten, iş güç yapamayacak hale gelirsin. hastalık, gelecek kaygısı, maddi sorunlar, vs. vs biner üst üste, sonra bir bakmışsın kafa geçmişe gitmiş sessiz sedasız sokak ortasında çömelip 20 sene öncesini yaşayıp ağlıyorsun.
  • amerikalıların ptsd diye kısalttığı durumdur. öncelikle bir durum tespiti yapıp şunu söylemek gerekir, bütün bu haltlar amerikadan geliyor. önce stres diye bir kelime geldi, sonra depresyon şimdi sıra ptsd'de. amerikada benzincide, kafede, yolda kendiyle konuşan tartışan insanlar görmek artık çok mümkün. bunlara konan genel teşhis ise ptsd. inşallah türkiyede görmeyiz dediğim ama kendimin bile inanmadığı durum.

    birincisi amerika gibi toplumlarda özgüven aşılanıyor, bunun sonunda da hatalar kişinin kendisi ile özdeşleşiyor ve psikolojik problemlere dönüşüyor. mesela uganda'da hayatı umursamayan bir ortalama zencinin ptsd geçirme ihtimali sıfırın altındadır (eksidir yani, yani ptsd geçiren birisi ile aynı ortama koy adamı tedavi bile eder o derece dünyayı umursamaz :) )

    flashback olayı için literatürde bulunan genel tedavi yöntemleri (efendim öncelikle bu hatıraları tetikleyen kelimeler, eşyalar, kokular vs. bulunacak (çünkü beyin bunlara bir şekilde çağrışım yapıyor) sonra bu flashback'ler yazılacak raporlanacak, sorun açıkça bir uzmanla tartışılacak, oradaki pişmanlık, kişisel beceriksizlik, başarısızlık veya sebep her neyse ortaya çıkarılacak, bu konuda kişinin kendini neden suçladığı tartışılıp bulunacak v.s. vs. ) genelde belirli ilerlemeler sağlasa da kesin çözümler değildir (bkz. çok sayıda etrafına zarar verme derecesine ulaşan kişinin kapatıldığı psikiyatr merkezlerinde hala tedavi edilememiş vaka).

    daha etkili yöntem, kişinin kendisini tanıması, egosu ile yüzleşmesi, hayatındaki önem sıralamasını gözden geçirmesi, kendisine ve olaylara dışarıdan bakabilmesi ve objektif yargı değerlerini geliştirebilmesi, ve hepsinden önemlisi hata yapabilmeyi, problemlerin herkesin başına geldiğini, kendisi dışında problemlerin kaynakları olduğunu kabul etmesi olarak görülmektedir. tabi bunu yapana nirvana derler, ermiş derler, aziz derler orasını ben bilmem, ama çoğu çözümün dayandığı gibi işin aslı önce adam olmakta.
  • yüksek sese aşırı tepki, ara ara gelen kalp çarpıntısı, öfke nöbetlerini izleyen ağlama krizleri, uykuya dalamama, hissizlik ve kabuslardan ağlayarak uyanma. şimdilik bu kadar sözlük. ilerleyen zamanlarda yeni bir şey çıkarsa size haber veririm. ha bir de bu kadar yoğun stresin tabii ki fiziksel yansımaları da kaçınılmaz. haftalarca süren bel ağrısı, geceleri kramp ile uyanma ve çeşitli cilt rahatsızlıkları, depresyona bağlı diş eti iltihabı. böyle uzun uzun yazınca amma sorunlu insanmışım diyorum. işin ironik yanı beni görenler şaşırtıcı biçimde metanetli ve güçlü durduğumu söylüyor. (bkz: buzdağının görünen kısmı)
  • yeni bombalı saldırı eylemleriyle birlikte toplumca büyük bir kesimin sahip olacağını (hatta olduğunu) düşündüğüm bozukluk türü.
  • böyle giderse litaratürlere türk hastalığı olarak geçecek.
  • en berbat hallerinden birine, her gün yüzlerce kadın, çocuk ve yaşlının çığlıklarına, boğulmalarına, cesetlerinin görüntülerine ve dramlarına tanık olan sahil güvenlik komutanlığı ve deniz kuvvetleri komutanlığı personeli maruz kalmaktadır.

    uçak ya da helikopterin kamerasından bir botun alabora oluşunu, yardım yetişene kadar (yetişebilirse tabi) onlarca mültecinin denizde kayboluşunu canlı canlı izlediğinizi düşünün. tekrar ve tekrar. her gün.

    bir baba olarak ben aylan bebeğin sahildeki görüntüsünün etkisinden aylarca kurtulamadım. çok daha beterlerini her gün defalarca gören, hemen hemen hepsi aile sahibi bu personel kim bilir nasıl bir yük altındadır?
  • bak elden geldiğince öz ve net yazacağım, travma sonrası stres bozukluğuna sahip olan insanların tedavisini güçleştiren üç şey var. direnç (bu akıldan, metanetli kişilik yapısından ileri gelebilir, öyle olunca daha kolay kaçıp saklanıyor insan), travmanın/travmaların ne kadar erken yaşta olduğu ve travmanın büyüklüğüdür. şunu anlamak gerekiyor, yaşanılan ağır travmalar (bunu ancak yaşayan anlayabilir, ne eşiniz, ne dostunuz ne sevgiliniz anlayamaz, anlatamazsınız da) genellikle bilinçaltına atıldığı için bunların su yüzüne çıkması, 20'lerin başlarında oluyor, bilinç düzeyine varması (davranış bozukluklarının seyrelmesiyle) 30'a doğru, sonrasında da geçmişle bağınızı koparacak ve her şeyi olduğu gibi kabullenecek olguluğa eriyorsunuz. tabii herkes farklı yaşar, ben buna benzer iki üç kişi tanıyorum kendimle beraber. ne zaman ki savaşılacak bir düşmanın kalmadığını anlıyorsunuz yani içeride patlayan öfkenin günlük yaşamın bir abartısı olduğunu ve aslında geçmişten başka hiçbir şey olmadığını idrak ediyorsunuz, işte orada film kopuyor. bu konuda boşa umut vermek saçmadır, herkes tektir, ve insanın yardım alsın ya da almasın, ancak tek başına çözebileceği şeylerdir travmalar. ağır travmaların 20'lerde yok olacağına inanmak malesef hayal, dünyanın en metanetli insanı olun, sadece yaptığınız şey geçmişte yaşadığınız sıkıntıyı farkında olmadan bilinçaltına itmektir

    sen sokakta dayak yiyen bir çocuk gördüğünde, ortalama bir insanda oluşan tepkinin abartılı halini yaşarsın, hormonların tavan yapar, sinirden ellerin titrer ve sakin olmaya çalışırsın. aslında orada dışarıda gördüğün çocuktan ötürü olmuyor bu, senin geçmiş tecrübenle yüzleşememenin bir sonucu olarak dış uyaran, buzdağının sadece görünür kısmını oluşturuyor. o yüzden diyorum, bilinçaltındaki öfkenin kaynağı olan olay ve olayların sonucunda, başkalarına göre daha tetikte, daha hassas bir yapı ortaya çıkıyor, bunu idrak etmek, bu durumda geçmişteki bir çocuğun maruz kaldığı şeyleri yaşamaya rağmen çocuk vizyonuyla bakmamak, olaya yabancılaşmak ve olayı aynı anda kabullenmek hiç öyle lafta olduğu gibi olmuyor. senelerce kendi içinde kavga ettiği için yaşama da elinden geldiğince öfkeyi bastırarak dişli olmaya çalışmış bir insan olarak kendini bulacağın son durak, "düşman nerede, hani nerede ?" diyerek sanrılar içinde beklemektir.

    dünyanın en normal insanını simüle etsen bile, geceleri sayıkladığında yakının, arkadaşın sana hatırlatacaktır "olm dün gece sayıkladın gene kim kızdırdı seni" diye, narkoza gireceksin, orada da sayıklaycaksın yani bundan kaçış yok.

    çocuklukta yaşanan travmaları geçtim, hava indirmeden bir adamla karşılaştım (bak dünyanın en donanımlı insanı), adam bir kadın düştü diye panik halinde denize atladı, saniye düşünmeden. hormon patlıyor bir anda tabii, eller zangır zangır titriyor, yahu bir insan uyanırken zıplayarak fırlar mı, fırlıyor işte, herkes fırlıyor, bu insanlar görmüş geirmiş insanlar oldukları halde aşamamışlar, bunun kaçarı yok. üstün insan yok, maçası sıkmayan insan var onu bilin, ona göre tedavi mi olursunuz, senelerinizi kayıp mı görürsünüz, bu bir bakış açısıdır.

    mesele ağlamak ya da olayın üzerine gitmek meselesi değil. bu entry'nin anlatmak istediği şey, geçmişte aciz düşmene sebep olan travmalar sayesine hep bir savaş bekleyen ve hep en kötü duruma hazır ve nazır olan insanın her şeyin durulduğunu anlayamadığı için hasta olduğunu hatırlatmaktır. sorun bu kadar basit, ve o basitlik de 15-20 sene kadar atlatılması zor bir süreç. selametle...
  • "acı geçiyor/ acı geçiyor/ acı elbette geçiyor/ acı çekmiş olmak geçmiyor." (kemal varol)
  • kulaklarımda sürekli "f-16" seslerinin yankılanmasının nedeni olabileceğini düşündüğüm psikolojik rahatsızlık.