şükela:  tümü | bugün
  • low trust society - high trust society farkını ele alarak bakınca çok da şaşırtıcı değil. herkesin dolandırıcı olduğu yerde dolandırıcı olmak rasyonel seçim, kimsenin dolandırıcı olmadığı yerde dolandırıcı olmak irrasyonel ve cezasını yasayla kesmek de çok kolay.

    kapitalizm sik gibi falan diyoruz ama ahlaki çöküntü içinde olduğumuz için işlemediğinin farkında bile değiliz. işleyen yerde gayet güzel işliyor, bizim kanun koyup eşit uygulayacak kurumları kurmadan kapitalizme bok atmaya çalışmamız aptallık. neyin suç olduğu kimin yaptığına göre değişiyorsa orda dolandırıcılık yapana neden yaptın diye sormanın manası var mı?
  • zaten boyle bir site var
    sahibinden.com

    burda ki araba satıcılarını -bir çoğu- arabasını ederinden fazla yazıp milleti kazıklayıp üstüne bunu anlatanlarla dolu
    bir çeşit dolandırma platformu yada dolandırılma
  • gecici bir sureligine abd’deyim ve donmeye az kala esyalari vs satiyorum. bugun bir amerikaliya navigasyon sattim adam denemedi bile muhabbet etti gitti. bir de pakistanli birine laptop sattim vakit olsa icini acip tek tek parcalara bakacakti. sanirim pakistan’da da bizdeki gibi diye dusundum. yanlis da anlasilmasin kontrol etmesinde hicbir sikinti yok ama guven ustune kurulu bir sistem hic yormuyor sizi. su an sahibindenden arac bakip karakter analizi yapmaya calisiyorum aciklamalardan, durum o derece vahim. sanirim gidip sifir alacagim bu guvensizlik nedeniyle.
  • yerli tomofil projesinde de rol alan değerli bir abimizin sözlerini aktarmak istiyorum:
    "bir iş yapılacağında üçte biri karşı tarafı nasıl sikerim diye yapılıyor. üçte biri bizi nasıl sikmezler diye. üçte biri de asıl iş."

    çalgıcıların birbirleriyle kavgaya tutuştuğu bir orkestra gibiyiz. kötü çalmak falan değil. doğrudan niyeti bozmuşuz. birbirimize bilenmenin derdindeyiz.

    bir adam vardı sanırım boğaziçi üniversitesinde. 90'lardan beri "kiminle komşu olmak istemezdiniz" türünden bir anket yapıyor. insanımız kimseyle komşu olmak istemiyor. ermeni? istemem. alevi? olmaz. eşcinsel? asla. suriyeli? yok artık daha neler.

    ve inanır mısınız sürekli de artıyor bu istememci tavır. kimseyi istemeyecek hale gelmişiz. adam bokuyla kavga halinde. kendisini de tasvirlese biri, onu da istemez komşu olarak. kendinden bezmiş. her şeyden bezmiş. başarısız bir projeye dönüşmüş. gün sayıyor. ve gün sayarken de etrafa ne kadar pislik saçabileceğinin derdinde.

    bir şeyleri güzelleştirebileceğinin farkında değil. kendisini hiçbir zaman o şekilde konumlandırmamış dünyada. sürekli bir şeyler alması gerektiğine inanmış. etraftaki her şey ona hizmet etmeli. devletten bir şey bekliyor. ailesinden bir şey bekliyor. arkadaşlarından bir şey bekliyor. sürekli bekliyor. prenses gibi. ve fark etmiyor ki etraftan bir şey beklemek köleliktir. köleleştikçe çirkinleşiyor.

    bir şeylere inanmış ve hiç düşünmemiş bile inandıkları üzerine. zengin, ünlü, başarılı, mutlu vs olmak istiyor. bunların ne demek olduğuna bile kafa yormamış. ama cevabın bunların birinden geçtiğinden emin. bir şekilde para bulursa daha da çirkinleşiyor. daha büyük ev veya araba alarak kendini özel kılmaya çalışıyor. ve tekerlekli bir kutuya üçyüz bin lira verecek kadar vizyonsuz insanlar kümesine katılıyor.

    futbolculara, artistlere özenmiş hayatı boyunca farkında olmadan. mutluluk sandığı şey bir grup insanın hayat tarzı. ve o hayat tarzını da aslında bilmiyor. birkaç dizide görmüş. dergilerde okumuş. instagramda izlemiş.

    insanımız instagramda avokado soyan diyetçi kadın videosu izleyecek kadar gayesiz. kendinden o kadar sıkılmış ki. etrafından o kadar bunalmış ki. orada ne yoksa onun peşinde. sırf andan uzaklaşabilmek için ufacık bir ekrandan hiçbir önemi olmayan birinin hiçbir önemi olmayan bir eylemini izliyor. birkaç saniye sonra unutacak. ama hiçbir önemi yok. çünkü o başarısız bir proje. istediği şey olamadı. ve gün sayıyor. ölümü bekliyor. sorsanız farkında bile değil. ama bir kere yaşayacak ve araba fiyatı bakıyor internetten gün boyu. bir tane kediye dokunmadan ölecek. gökyüzüne en son haftalar önce ciddiyetle bakmış. bir tane yıldızın bile adını bilmiyor. şu parlayan mars diyorsun, sana inanmıyor. mars'ın gözle görülebileceği fikrine bile uzak. ve otuz yaşında. ve kırk yaşında. tamamen hayal kırıklığı. hiçbir şey olamamış. hiçbir şey olamazken hiçbir şey de olamamış. bir tane bile bir şey olamamış. bomboş. anlamsız. gayesiz. amaçsız. fuzuli. hep kolaya kaçmış. hep nefsini kovalamış. ufacık bir şeylere takılıp kalmış. hayatından memnun değil. ve olanları bu açıklığıyla da göremiyor. yıllardır kullanmamaktan kafa tütsülenmiş. kurumuş. elinize alınca parça parça dağılıyor. içilmemiş bir sigaranın uzayıp da giden külü gibi. orada ama değil. kabuk sadece. hiçbir şey kalmamış içinde. ve bunu çok derinde biliyor. bilmese gün boyu nargile içmezdi. kim ne üfürmüş diye tivit beklemezdi sayfa yenileyerek.

    bunun nasıl böyle olduğunun anatomisi verilmeli. bir bebek nasıl buna dönüştü? arada ne ters gitti? ne kadarı geri çevrilebilir?

    bunun nasıl böyle olduğunun anatomisi - cilt 1

    yapay zeka diye bir alan var. duymuşsunuzdur. programlar üretmeye çalışıyorlar bir takım problemlere cevap olarak. açgözlü algoritmalar diye bir şey var bu alanda. bodoslama yaklaşıyorlar. cevapla aradaki mesafeyi ölçüyor ve dümdüz oraya ulaşmaya çalışıyor. mecburen bir yerlere takılıp kalıyor çoğu durumda.

    insanımız da açgözlü algoritmalar kadar akıl yürütüyor. herkes çocuğunu özel okula gönderiyor mesela. kafadaki denklem basit. eğitim iyidir. özel okul daha iyidir. bizim çocuk da ona erişmelidir. bir saniye durup da sorgulamıyor anaokuluna elli bin lira verirken. oturup da beş dakika konuşmaya sıkılacağı vasat öğretmenlere aylarca yıllarca emanet ediyor çocuğunu. o öğretmenlerin bir tane dandik okul öncesi bölümünden mezun olduğunu biliyor. ama inanıyor ki satranç öğrenecek çok kıymetli bebesi. o genç kadınlar satranç öğrenebilseydi senin osuruklu bebene bakmazlardı. bunu akıl edemiyor. cama çarpan sinek gibi. o tarafa doğru var gücüyle gitmeye çalışıyor. ve çocuğu da kendi gibi aptal oluyor. bu böyle olmak zorunda. anaokuluna elli bin lira kaptıran adamın oğlu da kendi gibi aptal olur. biz bankadan arıyoruz diyene kredi kartını kargoyla yollar.

    yazının başındaki alıntı da bununla ilgili. iki tarafın da 1 birim kazanması içimize sinmiyor, karşı tarafı bir şekilde sikip 2 birim kazanmak istiyoruz. trafikte önüne kırıyoruz. uçak indiği an telefonumuzu açıp ayağa kalkıyoruz. araya birilerini sokuyoruz.

    sular yükseldiğinde tüm gemiler yükselir. bunu fark etmiyoruz. dibimizdekiyle kavga etmeden bir şeyleri elde edebileceğimizi ve hatta uzun vadede bir şeyleri elde etmenin tek yolunun bu olduğunu anlamıyoruz. kaostan besleniyoruz. idollerimiz fatih terim, acun, arda turan, ali ağaoğlu, ali koç... distopya gibi.

    açgözlü algoritmaların bir yerlerde takılıp kalmasını engellemek için bir sürü yöntem geliştiriyor bilgisayarcılar ve matematikçiler. en sadelerinden biri tekrar tekrar başlamak. bir sürü farklı yerden tekrar tekrar başlıyor program bir cevap aramaya. ve sonunda, er ya da geç, optimum çözümü buluyor.

    bir kere çalışmak yerine elli kere deniyor belki. bu sayede ancak fark edebiliyor ki ilk bulduğu tepe yüksek bile değilmiş. halbuki ne çok sevinmişti. ne tepe buldum be demişti. onun on katı tepeler varmış ve denemeye devam etmese bulamayacaktı.

    açgözlü algoritma gibi olmamak ilk cilt için yeterli diye düşünüyorum. herkesin izlediği yolu izlemeyin. biraz akıllı olun. psikolog diye bir şey varsa bil ki sırf o kavramın varlığı bile psikolojini bozacak. geçenlerde intihar eden biri vardı. adam farkında değil ki psikoloğa gidecek kadar kendini ciddiye aldığı için başına geliyor bunlar. prenses değilsiniz. sakin olun. bir şey beklemeyin. hz isa psikoloğa gitmediyse sen de dayanırsın merak etme. buddha psikoloğa gitseydi buddha olmazdı. sakin ol, soğuk duş al. özel okul varsa bil ki kandırılıyorsun. matrix izlediğin televizyondan siyaset izliyorsun ve biri sana kurgu gibi gelirken diğeri uğrunda ölmeye hazırsın. kusura bakma ama sen salaksın. okullar ve televizyon seni böyle salak yapmışken cevabı daha çok okulda ve cebinde taşıyabileceğin televizyonda arıyorsun.

    doğada hiçbir canlı gözlemlemedim ki aynı yöne giderken birbirine anadolu insanı kadar köstek olsun. hızlı giden bir grupta gerilerden gelmek yerine, çok daha yavaş bir grubun en önünde olmayı seçiyor her seferinde insanımız. derdi tasası nasıl daha iyi yaşarım, nasıl güzele yönelirim değil. aman milleti geçelim de. aman arabamız eksik olmasın. aman bu yaz da tatilsiz geçmesin. araba alacak kadar vizyonsuz birinin hayatı da ne yazık ki araba alacak kadar vizyonsuz birinin hayatı gibi yaşanıyor. a = a. doğadaki belki de tek önerme. kalanı bunun türevi. ve adam bundan kaçabileceğini sanıyor. daha hızlı arabayla kaçabileceğini sanıyor ve fark etmiyor ki televoledeki topçular da tam aynısını yapıyor. onlar kadar akıl yürütebildi. daha büyük araba aldı. evren ona kaynak verdi ve o gidip elin almanına, italyanına kaptırdı. ve bununla gurur duyuyor. oğğğğdi çektim diyor önlerine. ve aynı adamın birazcık bıyıklısı da diyanet işleri başkanı oluyor. ve o adam barda otururken diyanet işleri başkanının arabasını eleştiriyor. aslında üzüldüğü şey kendi kerizliği. diyanet işleri başkanı millete aldırdı arabayı. onun gibi olabilmek istiyor. istediği arabayı istediği gemiyi istediği uçağı birden birileri ona sunsun istiyor. ve bunları isteyenlerin bazısı başbakan oluyor, bazısı başhekim, bazısı kulüp başkanı. şaşırıyoruz sonra bu adamlar niye böyle diye dibimizdeki kopyasını görmeden. aynı adamdan dibimizde de var ama imkanları kısıtlı. onun da eline imkan geçse o da altına en pahalı uçağı çekecek bizim paramızla.
  • daha da beteri dolandırdığı ortaya çıksa bile utanan yok, bir iş başarmış gibi sırıtıyorlar, toplum olarak maalesef ahlak anlayışımızı çok yanlış ve gereksiz şeyler üzerine kurmuşuz.
  • herkesin birbirini dolandırmaya çalıştığı bir ülke, bir toplum cemal onur batumoğlu blog

    --- spoiler ---

    bir toplum düşünün, herkes birbirini kandırmaya, dolandırmaya and içmiş gibi çıldırmışcasına bulduğu ilk fırsatta üstelik büyük bir hırsla kazık atıyor.

    adalet yok edildiği içindir.

    insanlar hesap vermeyeceğini bildiği için maksimum kar mantığıyla ne alırsam kar mantığıyla hareket ediyor

    bir diğer nedeni de sürekli kandırılması, yani dolandırılma dönüp dolaşıp kendisini buluyor, kendisi bir dolandırıyorsa yine kendisi on dolandırılıyor, çünkü kendini hem arkadaşları, hem şirketler, hem devlet dolandıran dolandırana... buna tepki koymak yerine madem sistem böyle işliyor, ben de dolandırayım o zaman mantığıyla hareket ediyor. tepki göstermekten vazgeçmiş çünkü tepki koyduğunda hem sonuç alamıyor hem de suçlu çıkıyor. birkaç misal, işte sinyal verdiğinde arkadaki aracın daha da gaza basıp sana yol vermemesinden tut, araçlar sıra halinde giderken yandan çıkmaya çalışandan, yanyola herkes sıra halinde girerken arkadan gelip en uçtan kanalize olmaya çalışana, bankamatikte sıra beklerken öne geçmeye çalışana kadar bu durumun mantığı bu şekildedir. malesef adalet yok edilerek toplum kültüründen, geleneklerinden kopartıldı, ahlak çöktü. tek seçenek adaletin tahsis edilmesi, ve herkesin yaptığının cezasını görmesi, fakat bu da mevcut iktidar ya da muhalefetin yapacağı birşey değil, yapabileceği demedim farkındaysanız, yapacağı dedim çünkü toplum olarak bu ışığı malesef ne iktidarda ne muhalefette göremiyoruz. öyle futursuzca hukuksuzluk yapmış, hiç gitmeyecekmiş gibi türlü adaletsizliklere, yağmaya bulaşmışlar ki iş artık adaleti, toplumsal huzuru sağlama işini falan aşmış, artık tel dertleri iktidardan ve muhalefetten düşmemek böylece şahsi çıkarlarını ve geleceklerini garantiye almak, kaybetmemek. biliyorlar ki hesap soran bir yönetim gelirse neden oldukları ve yaptıkları sebebiyle en hafif tabirle bir daha gün ışığı göremezler.

    --- spoiler ---
  • maalesef parasını gönderip alamadığım ürün vardır ve bu tespiti desteklemektedir.
    100 tl için değmezdi. uğraşmadım.
  • artık kanıksadığım durumdur. şaşırmıyorum yani. afrika savanlarında gezen ceylan sürüsü gibiyiz devamlı tetikteyiz. sırtlanın biri araya girip birini kapsa biz sadece koşup kaçacağız şok olacak bir durum bile olmaz.
  • vergisini tam ödeyip, her yükümlülüğünü %100 yerine getiren şirketler de, vergi afları ile dolandırıldıklarını hissediyorlar mı acaba?