*

şükela:  tümü | bugün
  • tren'lerin gittigi yol.. uzerinde raylar bulunur ve cakili cakilli olur..
  • izmit ve eskişehirin içinden geçen şey
    o tren yollarına niye çakıl taşı koyarlar hiç anlamam
  • öküzlerin beyazperdesi
  • saç traşı sırasında; makina ile kafanın tam ortasından bir yol açılması... yanlarda saçlar orta bomboş ve aşikar... "tren yolu" derdik buna, traş olmayı eğlenceli hale getirirdi... bi de mr t'nin tren yolu versiyonu wardır.
  • tren yolunda çakıllardan ayrı olarak bir de, küçük siyah, yuvarlak nesneler bulunur... misketi andırırlar, bir ara gidip toplar misket oynardık bunlarla... kuzu bokuna benzerler...
  • (bkz: demiryolu)
  • boklu bir yoldur (bkz: tren tuvaletleri)
  • "iki rayı gibiyiz bir tren yolunun,
    yakın olması neyi değiştirir son istasyonun..."

    (bkz: sunay akın)
  • bir nehir yatağıdır aslında. içine düşen küçük bir çocuğu sürükleyip götürür. vaftiz olmak gibi bir şeydir. sokaklarından geçip gittiğiniz şehirleri yeniden keşfetmek, küçük bir çocuk edası ile apartmanları incelemek, sınırların birden genişlemesi... oynaması en zevkli oyun, bir ev belirleyip içinde yaşayan insanların hayatının hayalini kurmaktır. hayalin tek çıkış noktası evin görünümü ve içinizde bıraktığı histir. lüks bir apartmanın 8. katı ile, eskişehir-istanbul yolundaki demiryoluna sıfır eski püskü evlerin hayali aynı değildir. birinde anne sobanın üstünde çorba kaynatmaktadır, diğerinde ise başka bir anne çocuklarına omlet hazırlamakta. bu gibi yüzeysel bir görünümü yarattığınızda sıra gelir ayrıntılara. eski evin duvarındaki aşınmış boyanın görüntüsünü, kanepenin aşınmış renklerini düşünürsünüz. ardından apartmandaki dairenin tahta döşemesi, çalışma odasındaki kitap rafı. çocukların çantaları ortalıkta durur, ilkokul 3 dergileri bir kenarda, ucu yeni açılmış kurşun kalem de hemen üstünde. onun yanında güzel bir masa ve çalışma lambası vardır, çocuk duvarına ninja turtles takvimi asmıştır, onun dergileri de masanın üzerinde uzanır. anne komşuya gider, anne işe gider. çocuklar evde kalır. biri evin arkasına çıkıp, treni izler. sizinle gözgöze geldiği an aranızda sadece demir teller vardır. diğeri ise bir bardak kola ile balkona çıkar, bu çocuk sizi göremez ama. onun tek dikkat ettiği trenin iştihamı ve bu durmak bilmeyen nehrin akıntısıdır.
    yavaş yavaş gece olur. evler yok olur. geriye belli belirsiz ışıklar ve karanlık kalır. bu noktadan sonra bu yolun size verebileceği tek şey göz kapaklarınızı kapamanızla birlikte düşlerinize girecek yeni bir şehrin imgesidir.
    sabah olunca -belki de- haydarpaşa'nın nostaljik bekleme odasındaki simit ve çay ile yapılacak kahvaltının huzuru sarar insanı.
    bir hamamda arınmak ve yeniden doğmak gibidir.