şükela:  tümü | bugün
  • kieslowski nin uc renk serisinin bir parcasi
  • kieslowskinin en iyi filmi kabul edilen, carpici sarsici sallak mallak edici eser.ic ice gecmis olay orgusu, kader, adalet sistemi, ve adil olmak hayhuyu uzerine tez yazilasi, master yapilasi eser. akilli dialoglari, muthis oyunculugu, yerinde kullanilmis dollyleri ve kamera atraksiyonlarinin yani sira, mukemmel bir paralel montaja ev sahipligi yapiyor, en sevdigim filmler listesinde onemli bir yerde oturuyor.
  • ayrica tum zamanlarin en iyi ses editingi ve kaydina sahiptir film(simdi kayitlarindan birine diyecektim ama farkettim ki kieslowski basligina en iyi yonetmenlerinden biri demisim, bari neye gore en iyi aradan ciksin)
  • uc renk uclemesinin en carpici olani
    uc renk:kirmizi
    trois couleurs:rouge
    three colors:red
    trzy kolory:czerwony
  • yönetmen krzysztof kieslowski'nin trois couleurs (üç renk) üçlemesinin üçüncü filmidir "kırmızı". üçlemenin ilk filmi mavi (1993) özgürlük, ikinci film beyaz (1994) eşitlik ve üçüncü film kırmızı (1994) kardeşlik temalarını işler. kırmızı'daki "telekulak" emekli yargıç karakteri, bir iletişimsizlik biçimi olarak iletişim hatlarını kullanmasındaki ironi ile büyüleyicidir.
  • kieslowski'nin üçlemesinin sonunucusu müthiş bir senaryo
    adam son filmim dedi kimse inanmamıştı gerçektende öyle oldu ..
  • üçlemenin en güzel müzikleri bu filmdedir...
  • trois couleurs üçlemesinin sonuncusu. önceki iki film* * ile arasında doğal olarak parallellikler var. kutuya şişe atmaya çalışan yaşlı kadın, ürpertici müzik ve başarılı oyunculuk yine karşımızda. ayrıca, juliette binoche ve karol karol'un tatlı bir sürprizle az süreliğine de olsa yine ortaya çıktığı film.
  • kieslowskinin beni zbigniew preisnere aşık eden filmi. öyle müzikleri var ki. (hususiyetle dokuz numara) yok böyle vakıa.. buna rouge der fransızlar.

    öte yandan redrum diye bir hadisemiz de vaki. bi göz atın.
  • kirmizi'da bu sefer eril $ahsimiz katiksiz bir hoduktur. kucukken mahallede yedigi dayaklari yavru gibi bir hatun modelini canlandiran irene jacob'un saf sevgisinde cikaran davarimizi cok $ukur ki film boyunca gormeyiz. iyi de ederiz.

    bir kopegin cobanliginda, kendi ic hesapla$masina girmi$ emekli hakimle tani$an irene jacob hanimefendinin yolculugunun hikayesidir rouge. sevdigini sandigi insandan daha yakininda olan gizli-sevgilisini bilmeden arayan bir bayanin, ozgurlukun ve bari$'in pek i$lemedigi bir dunyada, karde$lik temasinin nasil da babalar gibi takir takir cali$tigini gostermesinin hikayesidir. kaledeskopik bir ya$li-genc ikilemiyle temiz yuzlu "genc" 'in sonunun, "ya$li" hakim tarafindan aktarayazildigi, hukuk kitabi, araba akusu, ve telefon hatlari' gibi detaylarin "vay bee" dedirttigi izleti. hukuk sisteminin insanlara birakildiginda insana benzemesinin altinin gayri-resmi olarak cizilmi$tir, lakin guzellik de biraz buradadir, zira ucleme boyunca bozuk insanin icindeki guzelligi, dogruyu, yuceligi gosterme cabasi buna delalet etmektedir. kirmizi'da da durum ayinen boyledir. rita adli kopegin yuz yalamasindaki insanin icini burkan guzellik ve her nedense sevilen urkutucu-yabanciyla daha fazla vakit gecirebilmek icun brandy'nin gidim gidim icilmesi de bundandir.

    kieslowski'nin birbirini tanimayan iki "yabanci"nin ya$adigi a$ki babalar gibi anlattigi, ve onunde sonunda insanin icindeki potansiyeli yere gore sigdiramadigi bir ucleme. daha ne diyeyim?