şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: henry miller)
  • paratnez yayinlarindan cikmis olan ve tabi ki tadina adam gibi varalim diye cevirisini avi pardonun yaptigi bir henry miller kitabi. bas yapit olarak nitelendirilen kitap anca elimize ulasmistir oysa ki kitabin icini acarsaniz "copyright 1934 by henry miller" yazisini goreceksiniz.
  • yazildigi seneye gore cok basarili olmasinin disinda yazarinin henry miller oldugu gercegi bu gercegi normal kabul etmemizi saglayan sahane guzellikteki kitaptir kendisi. henry miller'in hayatinin bir parcasidir belki ama kitap bittiginde yurudugunuz yollar yine ayni yollar olmayabilir.
  • "bu dünya hakkında bütün düşündüklerini söyleme cesaretini gösterecek kişi ayağını basacak yarım metre kare toprak bulamayacaktır. ne zaman adam gibi bir adam belirse, dünya sırtına binip belini kırar. insanın çiçeklenmesini engelleyen çok sayıda sütun, çok fazla küflenmiş insanlık var hep. bu muazzam bina bir yalan, temeli devasa bir sahte korku. yüzyılların belli aralıklarında yeni bir ırk yaratmak için dünyayı başaşağı çevirmekten kaçınmayacak umutsuz ve aç bakışlı bir adam çıksa bile, dünyaya kattığı sevgi nefrete dönüştürülüp baş belası ilan edilir.

    zaman zaman patlayan, yaralayan, fışkıran, içimizden iniltiler, yaşlr ve beddualar koparan sayfalar okuyorsak, bilin ki bu sayfalar sırtı duvara dayanmış, tek savunması sözcükler olan bir adam tarafından yazılmıştır; sözcükler dünyanın yalancı, ezici ağırlığından, yüreksizlerin kişilik mucizesini çökertmek için yarattığı bütün işkence aletlerinden ve çarklarından her zaman daha güçlüdür. günün birinde biri yüreğini sonuna kadar açma, gerçekten kendine ait olan deneyimleri, kendi gerçeğini ortaya koyma cesaretini gösterebilse, dünyanın parçalanacağını ve hiç bir tanrının parçaları, atomları, bu dünyayı oluşturan ölümsüz elementleri birleştiremeyeceğini düşünüyorum." h.m.
  • şaşırtmayan, hayal kırıklığına uğratmayan henry miler romanı. başka eserleriyle arasındaki paralellikler göze çarpar. örneğin, seksus'daki gibi mona adında bir kadın, yüzde yer almayan "dudaklar" için taç yaprakları benzetmesi, müstechen bir dil, otoriteye ve "normal" olana başkaldırı derken kaybolup gidilebilir. zaten kayıpsanız daha beter kaybolursunuz şehvet, suç, kutsallık, sadakat, aykırılık, ayrılık ve "sürünün" dışında olmak gibi kavramlar arasında. kitabın arkasında yazan "henry miller'ın başyapıtı" sözü yalan değildir, herkese şiddetle önerilir. ayrıca, paris bu romanda bambaşka bir paris...
  • "this is not a book.
    this is libel, slander, defamation of character.
    this is not a book, in the ordinary sense of the word.
    no, this is a prolonged insult, a gob of spit in the face of art, a kick in the pants to god, man, destiny, time, love, beauty ... what you will.
    i am going to sing for you, a little off key perhaps but i will sing.
    i will sing while you croak, i will dance over your dirty corpse...
    to sing you must first open your mouth.
    you must have a pair of lungs, and a little knowledge of music.
    it is not necessary to have an accordion, or a guitar.
    the essential thing is to want to sing.
    this then is a song.
    i am singing."

    henry miller'ın dobralığı, patavatsızlığı, içtenliği ve arsızlığı, kendi felaketiyle cilveleşme* cesaretine sahip gözüpek bir virtüöz edasıyla şakıttığı, kelimelere değil, notalara döktüğü kitabının, romanının, onun istediği şekliyle anarsak şarkısının adı.

    kitabın zamanında pornografik, açık saçık bulunması, amerika birleşik devletlerindeki basımının olaylara sahne olması, ikiyüzlü anglosakson ahlakının, bağnazlığın bayağılığının* alışılagelmiş ahkam kesme çabasından öteye geçememiştir. bu kitap, pornografiyi araç bilerek, alt sınıftan bir insanın, paris gibi acımasız bir kurtlar sofrasında devinme, hareket etme, nefes alma çabasını anlatmaktadır. eğer pornografiyse, insan beyninin pornografisi, burjuva ahlakının kabul etmeye yeltenemeyeceği, inkar ederek kendini yeniden ürettiği bütün ahlaksızlığının pornografisidir. dürüstlüğün, gerçek içtenliğin bizim bildiğimiz dünyanın, kendi yarattığımız tanrıların sonu olacağına dair öngörüsü ise, kanımca, edebiyat tarihinde burjuva ahlakına indirilmiş en güzel darbelerden biridir:

    "if any man ever dared to translate all that is in his heart, to put down what is really his experience, what is truly his truth, i think then the world would go to smash, that it would be blown to smithereens and no god, no accident, no will could ever again assemble the pieces, the atoms, the indestructible elements that have gone to make up the world."

    vladimir nabokov benzeri bir kadere sahip olan lolitası için yazdığı yazısında, bu sığ, külliyen sahtekar ahlak anlayışını o kadar güzel alaşağı etmiştir ki, bunun üzerine söylenebilecek daha güzel bir sonsöz düşünemiyorum:

    "...dergilerde dekolteleri hoca eskilerinin dil şapırdatmasına yetecek kadar açık ama postacıların çatık kaşlarıyla karşılanmayacak kadar kapalı güzel, genç memelilere poz verdirenlerin tutturduğu o çok ince dengeye hayranım gerçi, ama benim tıpkısını uygulamam düşünülemez... benim için bir sanat eseri kabaca 'estetik mutluluk' diyebileceğim şeyi sağladığı sürece varolur..."
  • henry miller'in paris'te geçen yıllarını ve bohem çevrelerini anlattığı kitabı. daha önce okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor, yazar sanki o an aklından geçen herşeyi kitaba dökmüş gibi, ama tuhaf şekilde insanı içine alıyor.

    "kendi kendini yiyen bir kanser dünya..."
  • sonu o kadar, o kadar güzel bitiyor ki herkese anlatasım geliyor.