şükela:  tümü | bugün
  • henry miller'in kitabı.sanatcı olmakla igili tespitlerini tesbihlerle bezeyerek anlattıgı bi paragraf ,alıntı:
    " olguların derinine inmek icin sanatcı olmak gerekli.bir gecede sanatcı olunamaz.once celiskili dusuncelerinin yok olması gerek.bir insan olarak silinip supurulmelisin ki yeniden bir birey olarak dogasın , karbonlasıp tasmalısın ki ben'in en kucuk ortak noktasından yukarıya dogru yeniden tırmanmaya baslayasın."
  • henry miller'ın bir romanı.türkiye'de can yayınlarından çıkan kitap önce sansüre takılmış, halkın ar ve haya duygularını rencide edici, cinsel arzuları tahrik ve istismara yönelik olan ve tck'nun 426. maddesine aykırılık oluşturduğunda tereddüt bile edilmeyen* yerleri siyah bantlarla kapatılarak yayınlanmış, can yayınlarının cinliği ile bilirkişi raporu ve dolayısıyla bahsi geçen satırlar kitabın başına basılarak sansür aşılmaya çalışılmış, ve tabii ki bu cinlik karşısında tekrar dava açılmış fakat bilirkişi raporunu ve karar metnini basmaya engel bir yasa olmadığından kitap ve yayıncıları beraat etmiş.
  • can yayınlarından çıkan 2. baskısında mahkeme kararıyla suç ögesi taşıdığı saptanan cümlelerin üzeri "siyah kalın utanç bantları" ile çizilmiştir. yayınevi böylece daha önce müstehcen bulunarak toplatılan kitabı tekrar yayınlama olanağı bulmuştur. kara bantlı sayfalara geldikçe...ne denir ki?
  • "akmakta olan herşeyi seviyorum: nehirler, lağımlar, lav, meni, kan, safra, sözcükler, cümleler. fahişenin üzerine saçıldığında dölün akışını seviyorum.. haşlayarak dökülen idrarı ve sonsuzca süren alkışı seviyorum; histeriklerin sözcüklerini ve cümlelerin dizanterili gibi akışını seviyorum.. akışkanları seviyorum, hatta tohumları uzaklara taşıyan, doğurganlıktan uzak aybaşı kanının akışını da. akan metinleri, esoterik, yoldan çıkmış, çok biçimli veya tek yanlı da olsalar severim.. oluklardan akan tükürüğü, göğüsteki sütü, dölyatağından akarak gelen keskin balı, tüm akışkanları, eriyen, rezilce ve dağınık tüm cerahatlar ve pisliği, akarken başlangıca dair duyularını yitiren, ölüme ve çözülmeye doğru müthiş çevrimi meydana getiren herşeyi seviyorum"
  • babasindan nefret ettigi icin anasiyla yatmak isteyen tipler; en yakin arkada$i oldugunde borcundan kurtluldugu icin sevinen insanlar; 9 ya$indayken arkada$ini oldurdugu icin hayati daha iyi tanidigini zanneden insanlar; karisi kurtaj olurken evde i$ arkada$iyla yatan adamlar tum insani taraflari ortaya cikarilarak kitap boyunca anlatilir.

    amerikan toplumu bunlari kabul etmeye hazir degildir, kabul bir yana sapik veya deli der bunlara, belki ama toplumda boyle insanlar vardir ve hep de varolacaklardir muhtemelen. miller'in bu seride defalarca yaptigi gibi her $ey kozmosun bir parcasidir. tum kelimeler, ya$antilar,tirsiklar, cesurlar, ibneler, erkekler, kadinlar, almanlar, yari-yahudiler vb... miller icin insan olmak demek isa gibi $ahsiyetler gibi dunyada bir iz birakabilmektir. digerleri sadece birer organizmadir.
  • bicok acidan amerika birle$ik devletleri miller'in can du$manidir, nemesis'idir. kitapta en cok amerikan sokaklarinda yururken a$agilandigini, insanliktan ciktigini anlatan pasajlar vardir. miller icin amerika denilen yer, kizilderililerin bir zamanlar bari$ icinde ya$ayip, bizonlarin mutlu mutlu otladigi bir yer olarak kalmaliydi... zira nordic dedigi beyaz insan gittigi her yerde duygunun ve hissiyatin icine etmekle unludur.

    henry miller: ilk once ulkesinden nefret eden, sonra tum insanlarin ayni halt oldugunu gorup insanliktan cikan insanlardan kitaplarla oc almaya cali$an bir laf cambazi. bir de paris'te gecirdigi donemi anlatan tropic of cancer vardir. o da cok babadir. bu iki kitap da aymanin, ayi$in, kendini cozu$un hikayesidir...
  • henry miller'ın vajinayı nasıl sınıflandırdığını, küçümsediğini izlediğimiz bitse de gitsek dediğim sıkıcı kitabı.

    "gülen amcıklar vardır, konuşan amcıklar, yumurta biçimindeki küçük ağız çalgısı biçiminde, besi suyunun yüksekliğini ve alçaklığını kaydeden depremçizer makineleri gibi kaçık ve histerik, iri amcıklar; balina ağzı gibi açılan ve sizi canlı canlı yutan yamyam amcıklar; köküne kadar kazınmazsa hiç karşılık vermeyen bitkisel amcıklar...”

    ??
  • henry miller'in yuzuncu dogum yilinda, can yayinlarinin bu dogum gunu kutlamalarina katki olarak yayimladigi romani..

    can yayinlari kitabi ilk kez 1985 yilinda yayinlamis ama muzir kurulu tarafindan yasaklanip toplatilmis.. daha sonra erdal oz bey bi cinlik dusunmus ve muzir kurulunun kararini kitabin basina yerlestirip, kitap icerisinde yasakli bulunan kisimlari siyah bantla kapatmislar.. okuyucu bir nevi -yayinevinin ifadelerine gore- ''oyuncakli'' olarak bu kismi okuyabiliyor, ben de okudum..

    bu noktada onemli olan, machievelli gibi sonuca varmak ve bu yolda herseyi mubah gormek mi bilemiyorum.. yani madem mevcut yasa izin vermiyor biz de yasanin aciklarindan yararlaniriz gibi bir dusunce mi olmali insanda yoksa insan yasayi hatali buluyorsa degisimi icin calisma mi yapmali - ki can yayinlari da kamuoyu olusturabilecek guce sahip-.. yani naylon fatura duzenleyenler de, vergi kaciranlar da benzer dusunce yapisiyla isin yolunu buluyorlar.. herkesin mantiksiz buldugu kanunu cigneme ya da yolunu bulma hakki var mi..

    kitaba gelecek olursak, henry miller, amerikanin carpikliklarini, cinsel konularda olan bagnazliklarini, ozellikle resmi kurumlardaki isleyisin hantal ve adaletsizligini vs vs anlatmak istemis.. belki buyuk beklentilerle okudugum icin pek bir sey bulamadim ben kitapta.. hem estetik, hem anlatim tarzi, hem c-kiş sokuş konulari beklentilerime uymamisti.. yani mahkeme kararinin etrafindan dondurecek, ilk kararin ardindan 39 yayinevinin toplu basimini gerektirecek buyuklukte, onemde bir eser oldugunu sanmiyorum.. ha birde erdal oz'un hatiralarina gore mahkeme sonrasi toplanan kitaplar adliyede kapisildigi icin bir sonraki dava icin savci erdal beyden evindeki kitabi istemis..

    zevkler tartisilmaz denir, burroughsun naked lunchi da bana hitap etmemisti bu kitap gibi.. sanirim ciplak soleni sevenler oglak donencesini de severler..
  • holy bible olarak herkesin hayatının tam ortasında lunapark olsa, hayat daha çekilebilir bi şey olur.
  • amerika birleşik devletleri'nin bugün geldiği noktayı, 80 yıl evvelinden gören ve bundan iğrenen bir adamın romanı. herkesin zaman zaman düşündüğü ama dillendirmediği düşünceleri, açık saçık, en yalın haliyle söylediği için vakti zamanında yasaklanmıştır.

    kadınları tamamen cinsel organlarından ibaret gören, kitaptaki kadın kahramanların düşüncelerini, yaşam şekillerini, zihinlerini değil sadece vajinalarını anlatan kitap.

    "(...) bütün bunlar ağza alınmaz olana dair simgesel konuşmalar. ağza alınmaz olan, katıksız sikiş ve katıksız amcıktır. sadece lüks baskılarda sözünü edebilirsiniz, aksi takdirde dünya yıkılır. dünyayı bir arada tutan şey, acı deneyimlerle öğrendiğim üzere, cinsel ilişkidir."

    "işlediğim bütün suçlar için kendimi bağışlıyorum. bunu insanlık adına yapıyorum. insan olmanın ne anlama geldiğini biliyorum; zayıflığını ve gücünü biliyorum. bu bilgi yüzünden hem acı çekiyor hem de mest oluyorum. elime tanrı olma fırsatı geçse reddederim. yıldız olma fırsatı geçse reddederim. hayatın sunduğu en büyük fırsat insan olmaktır. bütün evreni kucaklar. ölüm bilgisini kapsar, ki tanrı'nın bile keyfini süremediği bir şeydir bu."

    "o zamanlar bilim, felsefe, din tarihi, tümevarımsal ve tümdengelimli mantık, karaciğer kehaneti, kafa taslarının biçimi ve ağırlığı, farmakope ve metalurji gibi konularda bilgi sahibiydim; zamansız bir hazımsızlığa yol açıp insanı melankoliye iten bütün yararsız öğrenim dallarında yani."

    "kendimi geliştirmekten başka yapacak bir işim yoktu ve günbegün kaydettiğim ilerleme delirtiyordu beni. uygun bir iş çıkmış olsaydı bile kabul edemezdim çünkü bana iş değil daha dolu bir hayat gerekiyordu. öğretmenlikle, avukatlıkla, doktorlukla, siyasetle ya da toplumun sunabileceği başka bir şeyle zaman yitiremezdim. vasıfsız işler yapmak daha kolaydı çünkü bunlar zihne özgürlük tanıyordu."