şükela:  tümü | bugün
  • ilk filmin yeniden çevrimi değil, aynı adlı romanın yeniden uyarlaması olacaktır.
  • başlangıcında sizi şu meşhur proverblerden biri ile karşılayan filmdir.
    the wicked flee when none pursueth(proverbs 28:1)

    (kötü adam kovalayan olmasa bile kaçar)
  • belki coen'lerin en iyi filmi olmayabilir ama, ilk çevriminden çok çok daha iyi olan film. zîrâ iki film karşılaştırıldığında coen imzalı remake, western atmosferi, aksan vs. konularda daha gerçekçi geliyor göze; ilk filmin western tarzının zirvede olduğu yıllarda yapılmış olmasına ve john wayne faktörüne rağmen!

    --- spoiler ---

    ~ iki filmi birbirinden ayıran en önemli özellik görüntüler. ilk filmde mekânlar ve yol boyu çevre pek bir steril, kır ortamı gibiydi, ama remake'te her bir karede o yılların havası esiyor.

    ~ ilk filmde western tarzı rollerin efsane oyuncusu olmasına rağmen john wayne rooster cogburn'ün en önemli alâmet-i fârikası sarhoşluğu bile inandırıcı yansıtamıyordu, aksan konusu da kezâ; ama remake'te jeff bridges hem sarhoşlukta hem aksanda rolün hakkını vermiş.

    ~ teksas ranger'ı la boeuf rolünde ilk filmde glen campbell az biraz iyiydi ama yine de karakterin ukalâ tavırlarını matt damon daha iyi yansıtmış. hattâ rolünde o kadar iyi ki, filmde rol aldığını bilmeden izlerseniz o olduğunu bile zor çıkarıyorsunuz, o derece.

    ~ kezâ tom chaney rolü de josh brolin ile daha bir anlam kazanmış. çünkü ilk filmdeki aktör karakteri daha bir zayıf, silik canlandırmıştı.

    ~ ve mattie ross... bu karakterin bir 1969 versiyonuna bakıyorum bir de 2010 versiyonuna. hailee steinfeld bu rolü oynamamış, ufacık yaşına rağmen aşmış bu rolde! ki, 69 versiyonunda kim darby sinir ötesi bir veletti, remake'te ise karakter kendinden emin, değil rooster'a, tüm marshal'lara kök söktürebilecek kararlılıkta. özellikle de onu özetleyen en önemli karelerde, pazarlık karelerinde karakterin hakkını fazla fazla vermiş steinfeld. darby ise ağzı laf yapan ama kulak yoran cinstendi. kitabı okumadığımdan karakter orda nasıldır bilemiyorum tabii. ama coen'ler sırf bu roldeki oyuncu seçimi ve karakteri az biraz daha güçlü kılmaları açısından filmlerine yüksek notu hak ediyorlar kesinlikle.

    ~ iki film olay örgüsü açısından da çoğu yerde birebir aynı değil. izleyenler bilir, iki filmin finali de birbirinden biraz farklı. mattie'nin yetişkin hâlleri pek iyi olmasa da finalin daha bir buruk olması remake'in artılarından. ama adı habire anılan avukat daggett da -kurguya kattığı espri açısından- ilk filmin akılda kalan hoş ayrıntısı; kim darby'li mattie'nin iki lafın biri "avukatım var, avukat lâzım mı" gibi anlamsız ve bıktırıcı repliklerine rağmen!

    ama ilk filmde olmasa da remake'te mattie ile la boeuf arasında bir şeyler olmasını, kızın küçük yaşına rağmen en azından ilerki yıllarda/finalde birlikte görünmelerini bekliyor insan, zîrâ tüm atışmalarına rağmen inceden inceye bu hava verilmişti ikisi için.

    --- spoiler ---

    oscar'lık film değil özetle; ama iyi oyunculuklarla 10 üzerinden 8'i hak eden güzel bir yeniden çevrim.
  • replik: "that's a god damn lie!"

    altyazı: "atma recep din kardeşiyiz!"

    (bkz: ben bugün bunu gördüm)
  • coen biraderlerin (böyle girince çok havalı) saçma sapan sıkıcı filmi.

    eğer hollywood'un bize hep anlattığı vahşi batı gerçekse:

    --- spoiler ---

    - 14 yaşındaki mattie ross (m.s.) bir çete ile karşı karşıya gelseydi tüm çete üyeleri üzerinden geçer, sonra da ölmemişse bir saloon'a satılırdı.
    - 14 yaşındaki m.s. 50 dolara şerif kiralamaya kalksaydı o şerif parayı elinden alır üzerinden en az 10 defa geçerdi.
    - 14 yaşındaki m.s. kasaba tüccarı ile pazarlık etmeye kalktığında kendisini atların yanında beyaz kadın olarak bulurdu. tabii ki tüccar üstünden geçtikten sonra...

    --- spoiler ---
  • babamı, dedemi, amcamı daha iyi anlamamı sağlayan film. nasıl mı?

    bugüne kadar 3 10 to yuma haricinde hiç bir western filmine ısınamamış bir insan olarak başlarken çok fazla bir beklentim yoktu. zaten 3 10 to yuma'da da pek western olamayan gladyatör surat bir russell crowe vardı, filmi ben foster ve alan tudyk kurtarıyordu kanımca. işte bu filmde öyle bir şey yok, herkes rolünün hakkını veriyor. diğer filmlerden taşınmış, uymayan, yakışmayan suratlar yok. jeff bridges, matt damon hatta ve hatta küçük kızımız hailee steinfeld bile kovboy olmuş, rollerinin sonuna kadar haklarını vermişler. film her yönüyle beklentilerimin çok üzerine çıktı.

    --- spoiler ---

    hafif bir tempoda başlıyor, uyarıyorum: başta sıkılabilirsiniz fakat sabırlı olmak lazım. ne zaman ki jeff bridges sahneye çıkıyor, işte o zaman ortam şenlenmeye başlıyor. bu adamın sevmeyeceğimiz bir rolü olacak mı acaba? merak ediyorum. bu filmde de gerek aksanı, gerek tipi, gerek duruşu ile vahşi batının bağrından kopup gelmiş gibi. müthiş!

    matt damon 21. yüzyıldaki ajanlık rollerinden sonra 19. yüzyıldaki ranger rolünde de sırıtmamış. ne de olsa alışık olduğu bir rol tipi. yalnız senaryo gereği paso aşağılanması, yerden yere vurulması, düştüğü onca berbat durum sırasında benim beklentim, ''yeterin laynnn!!'' diye çığırıp yaylım ateşi açmasıydı ama öyle olmadı pek tabi. ayrıca belirtmem gerekir ki, filme ilk giriş yaptığı sahnede tanımakta güçlük çektim. bıyık bir insanı bu kadar değiştirir mi yahu?

    matt damon ve jeff bridges madalyonun iki yüzünü çok iyi oluşturmuşlar. bir de tabi madalyonun tarafsız bir yüzü var ki: küçük kızımız hailee steinfeld. 15 yaşından çok daha büyük bir oyunculuğu var. hani öyle bir ortamdan bahsediyoruz ki, kadın kısmının hiç işi olmadığı bir ortamda ufacık boyuyla büyük rol kesiyor. yeri geldiği zaman posta koyuyor, haklarını iyi biliyor, tehdit ediyor hatta ateş bile ediyor! sırıttığı bir iki sahne vardı, özellikle laboeuf, tom chaney'i üzerinden aldığı sahnede öyle bir kalkışı var ki, sanki 10 saniye önce boğazı kesilmek üzere olan küçük bir kızdan öte, kaybettiği topu bulmuş gibi bir edası vardı. olur o kadar diyorum, kendisine uzun olacağını düşündüğüm kariyerinde başarılar diliyorum.

    bunlara ek üzerinde durmak istediğim iki konu var:

    rooster, ross'a anlattığı hikayesinden sonra gerçekten kendinden kalabalık bir gruba karşı ipi dişlerinin arasına alarak sürdü ve dediği şekilde 3 kişiyi indirdi. 4. adamı ise nişan almasını bile hor gördüğü, kaya destekli atışına inanmadığı laboeuf yaklaşık 350 metreden indirince gerçekten süper bir son oldu. gayet keyif verici idi.

    ateş suyunun kovboyları nasıl bozduğunu gördüm. viskiyi içen sapıtıyormuş arkadaş!

    bu arada filmdeki silahlara hasta olan bünyeler için de şu linki vermeden olmaz:

    http://www.imfdb.org/wiki/true_grit_(2010)

    --- spoiler ---

    the king's speech ortalıklarda olmasaydı, filmin başarısı farklı şekilde de taçlandırılırdı fakat o yarışta maalesef geri kalıyor. yine de ben gönlümün oscarını veriyorum. zira en başında dediğim gibi bu film babamın, amcamın, dedemin western filmi izlerken nasıl bir keyif aldıkları konusunda bana güzel bir izahat oldu. bu bile bence izlemek için yeterli bir sebep. eğer benim kafamda bir insansanız, mutlaka izleyin. aynı kanıya varacağınız konusunda bir viskisine iddiaya girerim!
  • anlaşılmaz bir şekilde hikayenin ana karakteri olan mattie ross'ı canlandıran hailee steinfeld'ın ne adı ne cismi abd'de etrafta sıkça görülebilecek posterlerde, billboardlarda ya da diğer reklam araçlarında geçmiyor. geçen gün başka bir film öncesi trailer'ını izlerken dank etti bu, zira trailer'da da adı geçmiyor -iki buçuk dakikalık trailer'ın en azından iki dakikasında falan görünmesine rağmen-. varsa yoksa bridges, brolin, damon üçlüsü. tuhaf hakikaten.
  • john wayne'e en iyi erkek oyuncu oscar ödülünü kazandıran film.
  • az önce fragmanını gördüm, naha buraya yazıyorum, roger deakins bu kez oscar'ı alır.