şükela:  tümü | bugün
  • bir ömür efes pilsen'e gırtlağını becertenleri tadına laf çaldığı mis gibi bira. he amk, tüm dünya yanlış bi' sen doğrusun... danimarka'da, almanya'da, çek cumhuriyeti'nde, hollanda'da, litvanya'da insanlar bu işi bilmiyorlar zaten; mis gibi akıp giden bira dururken boğazı sikertmek lazım di mi? senin o boğazını sikerten bira değil, anadolu grubu'nun biraya koydurttuğu pirinç ve glikoz şurubu. efes xtra'da ise durum daha da vahim. la' danların bear beer'i var kodu mu oturtanından, xtra'dan kat be kat fazla alkol oranı var ama nasıl oluyorsa acı değil, ne iş? içenler ile hamallık yapanlar arasındaki farkı ortaya çıkaran bira...
  • 30 yaşıma geldim. bu zaman kadar efes'in özellikle kahverengi şişenin sağlam bir savunucusuydum. bira dediklerinde ''dur aga, bira değil o. efes'' derdim. ta ki bugüne kadar.

    eve gelirken bira almak istedim. fakat burada yazılanlar da aklımın bir köşesinde hep dururdu. markete girdim ve dedim ki:'' o gün bu gün tevekkul''. girdiğim marketten 1 tane tuborg gold aldım. ama alışkalıklarım hala değişmemişti. yanında da 3 tane efes şişe aldım.

    tadını bilmediğimden ağız tadımı falan bozarsa benim efeslerim o tadı yerine getirir diye başta tuborg gold'u içtim. aslında içmedim. içmeye kıyamadım. hala küçük yudumlarla kendimi ödüllendiriyorum.

    şunu itiraf edeyim ki ben bu zaman kadar bira içmemişim. o nasıl bir tattır ya rab! biliyorum herşeyi sen insanlar için yarattın. ama neden bu kadar güzel yarattın.

    saygılarımla. ısınmasın bebeğim.

    edit: 3 tane efes şişe 1 adet tuborg gold ile değiştirilir.
  • yapandan ve satandan allah razı olsun, haksız vergi koyanın allah belasını versin, amin.
  • herkes içmeye başlayınca birilerine göre birden tadı bozulan bira.

    tuborg gold'un da elit(!) popülerliği buraya kadarmış öğrenmiş olduk.

    tadı artık acıymış, bomonti iyiymiş, özel seri varmış, sikmiş, sokmuş.

    logosuz bardakta gelsin önünüze bira, hangi marka olduğunu içerek anlayın; ben logolu şişeleri duhul edeceğim kendime.

    ne yaygara yaptınız yıllarca; hepi topu bira amq.
  • bizim bakkalın az önce son 7 tane diye elime tutuşturduğu malt bira. sigara almaya girmiştim, bakkalın gazıyla 7 tane birayla çıkıverdim. sanki savaş çıkacak amına koyum ne bu heyecan?
  • bütün dünya bunu içerse
    hep içerse
    hayat tuborg olsa
    insanlar fıçı fıçı tokuşsa
    bir tokuşşa
    işesek sonsuza

    diyerek, selamladığım güzel içecek.
  • her biranın karakteristik tadı olduğu gibi, sizin damak tadınız da karakteristiktir. bu da demek oluyor ki, benim x birasından aldığım zevkle senin tattığın aynı değil. zevk meselesi.

    yıllar öncesi beyaz şarap experti bana demişti ki "en güzel şarap senin en sevdiğin şaraptır". birada da durum aynıdır.

    ayrıca biranın en büyük düşmanı çalkalanmak ve bayatlamaktır. o yüzden sizin buralarda içtiğiniz budları, guinnessleri (ki bayılırım), weihenstephanları (ki daha çok bayılırım) yerinde deneyin, tamamen farklı ve fantastik tatlar tadacaksınız. ortamlarda diyin ama o ayrı.

    efes pilsen fabrikasında optimum koşullarda ve yepisyeni freş içtiğim birayı hala unutamam. kara şimşek de sevmem mesela.

    neyi severseniz sevin ama bunun için it dalaşına girmeniz çok komik. içki kültürü diye bir şey var, azıcık araştırıp okuyun.

    not: hayat her gün aynı birayı içmek için çok kısa.
  • kanımca yerli (danimarka lisanslı orası ayrı) biraların en iyisi.
  • şişesinin üzerinde termometre, boynunda eşantiyon amigo fıstığı olan troy biralar piyasa çıkmamışken,
    kahverengi şişesinde kendine has şerbetçi otu aroması ve makul fiyatıyla tekel birası seçenekler arasındayken,
    tekel 2000 gibi sert mi sert bir sigara varken,
    5 depozitolu boş şişe ile bir dolu alınıyorken( şimdilerde 30 boş ile alıyorsun, ne zam gelmiş be arkadaş, yazık zamane gençlerine)
    plastik kapaklı güzel marmara şarabı fruko ile karşırken (yanında fıstıklı tombi çerez)

    o zamanlar bomontiler, özel seriler portakal kabuğunda vitamin,
    carlsberg, guinness, beck's, yurdum insanına uzak,

    bir laf vardı;

    efeste şişe tuborgta fıçı diye.

    yıllar geçti...
    şişe biralar çeşitlendi, efes ve tuborg fabrikalarında farklı markalar üretilir oldu, ithal biralar seçenekleri oldukça artırdı...

    tuborg gold mu diyorduk:

    şimdinin seçenekleri arasında depozitolu şişesi fevkalade olan ama öğleden sonrası birası olarak önermediğimdir. daha hızlı uyku yapıyor.

    son olarak, şunu bilir şunu söylerim:
    bize çok kötü fıçı bira kakalıyorlar.
  • galaksinin batı sarmal kolu’nun bir ucundaki tamamen önemsiz mavi yeşil gezegende, tuborg gold'u ortaçağ kalesi gibi her zaman karşımıza çıkmayan yerlerde içmek için bazı yöntemler vardır. bu yöntemler titizlikle uygulandığı vakit, büyük bir sahili tepeden gören ceneviz kalesinin surlarından aşağıya bakmak ve leziz bir bira deneyimini yaşamak kaçınılmaz olur. tuborg'un pek uğramadığı olimpos'ta gold içmenin henüz kitaplara basılmamış basamakları ise şunlardır:

    - antik kent ve sahile gitmeden hemen önce karşımıza çıkan gişeden içeriye adım atmadan hemen solda küçük bir market vardır. bu marketin iki dolabı bulunur. bunlardan birisi efes pilsen diğeri ise genel meşrubat dolabıdır. işte bu meşrubat dolabının en üst katında nereden geldiği belli olmayan halis tuborg gold şişeleri, bira aleminde kızıl lord diye bilinen kırmızı tuborg kutularıyla yan yana durur. sürekli açılıp kapanan dolap nedeniyle en ön taraftaki şişeler yeterince soğuk değildir. ilk sırayı atlayınız. bu şişeleri bulmuş olmak, ortaçağ kalesinin tepesinde soğuk bira içmeyi garantilemez. mücadele, şişeleri dolaptan çıkardıktan sonra ortalığı yakan sarı sıcağın ilk kurşunuyla başlar. termodinamiğin kanunları antalya'da biraz daha geçerli olduğundan elimizi çabuk tutmak gerekir.

    - buzlu sular ve tuborg şişeleri, plaj havlusunun içine dışarıdan pek hava almayacak şekilde sıkıştırılır. sabırlı ve ruh hastası bir örümcek gibi koza örmek lazım gelir ki bir kilometreden fazla olan mesafeye içilebilir bira taşımak mümkün olsun. havlu yoksa, bira dolu poşete yaklaşık 10 dakikada bir buzlu su boca edilir. yol üstündeki soğuk su çıkan kaynaklardan su doldurulur. bu, sıcak hava molekülleri ile soğuk şişe arasında kısmi tampon görevi görecektir.

    -sahile ulaşıncaya kadar maksimum hızla yürünmeli ve hemen sahil kısmından sağa dönülmelidir. sağ üst köşedeki taş yapı ceneviz kalesi'dir ve olimpos'a gelip de deniz güneş diye aklını kaybeden bir sürü insan oraya çıkmadan geri döner. koyun en sonuna kadar gidildikten sonra orada ceneviz kalesi tabelası görülür, bu uzun fakat nispeten güvenli bir yoldur. biranın ılıma olasılığı ise bizi güvensiz fakat kısa yola teşvik eder. biraz daha devam edip, olimpos'taki kayanın hemen başlangıcından, bir asma köküne tutunarak patikaya keçi gibi tırmanılır. ondan sonrası biraz içgüdü ve tutunabilme becerisi. parmak arası terliği olanların, parmağa da arasına da küfretmesi adettendir. iyi bir sandalet, çoğu zaman hayat kurtarır.

    ve kaleye varış...

    kemerin altından geçerken, cenevizli gemicilerin ruhu bira getireni kutsar. hemen en uca gidip hafiften ılıma emareleri göstermeye başlamış biralar havludan yahut buzlu su dolu poşetten çıkarılır. antik rüzgarlar, insanın alnında biriken teri kuruturken şişenin kapağından çıkan sesle festival başlar. bir zamanlar korsanların gemilerini çektiği koy, yeşille zenginleştirilmiş derin mavisiyle insanın önünde serilir. bir yudum tuborg insanın yanmış boğazından geçerken, yaşamanın ve tamamen önemsiz mavi yeşil gezegenin değeri anlaşılır. güneş, kahverengi şişeden geçip bin yıllık taşların üzerinden seker. tembel insanlar ayaklarına kadar gelen kutu efeslerle sahilde uzanırken, sen şişe tuborg'unu alır zirveye çıkarsın. her şişede aynı gelen o güzel tadı tamamen farklı mekanlara taşırsın.

    (imageshack saçmaladığından yolumuza tinypic ile devam ediyoruz.)

    http://i26.tinypic.com/fwkegw.jpg

    http://i31.tinypic.com/14dndwo.jpg