şükela:  tümü | bugün
  • eski türklerde çadırın bacası…

    göktürk keregüleri/çadırları kubbe şeklindedir. keregü/kerekü veya yurdun ortasında ocak bulunur. dumanın çıkması için eğninin tepesinde, dalları birbirine bağlayan çember, örtüsüz bırakılır. iç asya türkleri, bu kısma hala çangırak demekte ve bunu güneşe benzetmektedirler. eğninin tepesi baca şeklinde de olurdu ve eski türkçede buna tügünük adı verilirdi. ocak yanmıyorsa, çangırak veya tügünük, tünlük veya dünlük denilen süslü bir keçe ile örtülür.
    göç esnasında, kerekü yasılıp (bozulup katlanarak) yüklenebileceği gibi, kurulu olarak, tekerleklere bindirilip taşınırdı.” (emel esin - türklerde maddi kültürün oluşumu)

    “türklerde, kainat simgesi olan otağın ortasında, kubbenin merkezindeki tügünük denen duman deliğinin altında, taşınır ocoh (üç ayaklı kazan-ocak) durmaktaydı.” (emel esin - türk kozmolojisine giriş)

    cengiz han'ın atalarından alan-ho/alankova kadın, babaları belli olan iki oğluna, babaları belli olmayan öteki iki üvey kardeşlerinin dünyaya nasıl geldiklerini anlatıyor:
    "her gece sarışın bir adam çadırın tügünüğünden sızan ışık vasıtasıyla girerek karnımı okşuyor ve onun nuru vücuduma giriyordu. çıkarken de güneş (veya) ayın nuru üzerinden sarı bir köpek gibi sürünerek çıkıyordu... bu (hadise) üzerinde fikir yürütülürse, onların tanrı oğlu oldukları meydana çıkar" (moğolların gizli tarihi)

    “her ikisinde de (türk ve moğol yurtları) aynı tügünükle, biraz farklı olmakla beraber, aynı çadır direği vardır. bundan dolayı, tügünükten sızan ışınla bir ulus yaratılacağına ya da çadır direğinin parçalanmasıyla bir ulusun çökertileceğine değin inançların, zaten aynı kulturkreis'ın ürünü olan kök türk ve moğol toplumlarında, yurdun (çadırın) bir mikro-acun olarak değerlendirilmesine önayak olacağı doğaldır. bu açıdan bakılınca, kök türkler için çadır direği mikro axis mundi, tügünük de evin tengri ile iletişim kurduğu kutsal deliktir. eğer bu tahlil doğruysa, kök türk insanının göğü çinlilerde olduğu gibi daire olarak kavramasına olanak yoktur. mikro-acununu çadır direğine bağlanmış tügünükten göğe yükselen bir kubbe biçiminde gören kök türk, makro-acununu da, ilin göbeğinden başlayıp, ötüken dağının doruğundan göklere doğru yükselen bir kubbe altında imlemesi olağandır.
    ve bu bakaçta, tapmağı olmayan kök türklerin imago mundi'si ancak kerekü olabilir.” (sencer divitçioğlu - kök türkler)