şükela:  tümü | bugün
  • kalan muzikten cikan yunus'tan nazima isimli kasetinde harikalar yaratmis olan cok sesli populer muzigin yaratici oldugu icin adinin onune popcu lakabilini yakistiran cahil gazeticileri umursamayip cazla basladigi yola kendi ismi ile devam eden yuregi de sesi kadar genis olan insan..
  • anadolu pop meselesinin ortaya çıkışındaki önemli örneklerden olan 1964 tarihli "burçak tarlası" 45'liğini yaptı. daha sonra fransaya gitti ve çalışmalarına orada devam etti bu nedenle türkiye'de bilinmez. 1987 senesinde aktif müzik hayatına veda etti.
  • fransa'ya gittiğinde halk ismini rahat telafuz etsin diye albümlerini toulai, diye çıkarmış 1 dönem.
    ayrıca şarkıcılığa nefis caz yorumlarıyla ((bkz: summertime) mesela) başladıktan sonra hayatının aşkı erdem buri ile tanışınca bambaşka 1 yola kayıp orada da çok önemli işler başaran, halen paris'te tek başına oturmakta olan, türkiye'den çıkan ender büyük şarkıcılardan.
    kalan daha sonra 1 tane de "burçak tarlası 62-87" çıkardı ki kesinlikle dinlenmeye değer.
  • (bkz: erdem buri)
  • son kez eindhovende sahneye cikan sarkici(goddard uyardi, sagolsun). okudugu son turku, tesaduf eseri, kaydedilmistir ve burcak tarlasi albumunde dinlenebilir. (bkz: gelin canlar bir olalim)
  • seyhmuz guzel'in yazisindan tulay german'i anlatan bir alinti:

    "bin çeşit renkle nakış işlemek/yiğitliğin alıyla kederin karasıyla/acının sarısıyla, umudun mavisiyle/ şarkı söylemek...."

    işte böyle: şarkı söylemek "gönül haykırması" madem ki.

    annesi çerkez, anneannesi çerkez ve maalesef tutucu; tülay önce ana-babasına, aileye baş kaldıracak. sonra bütün verili düzene, kurallar silsilesine. annesiyle hesaplaşması ilginç. "o'nun hayalleri varsa, benim de var(*)... " (s. 38). ikinci savaş yıllarında savaşa düşman kesiliyor: "babam yeniden asker oldu", "ekmek almak için mavi karnelerimiz var." o günleri bir de çocuk gözüyle görmek.

    erdem buri: suat derviş'in yeğeni

    aynı günlerde aynı mekanda, istanbul'da, erdem buri nam genç saint joseph lisesi'ni bitiriyor. gurubuyla caz icra ediyor. önce tıp fakültesi'ne yazılıyor. orası açmayınca hukuk diyor. o da olmayınca edebiyat fakültesi'nin fransız filolojisi bölümüne yazılıyor. aradığını da buluyor. felsefe, edebiyat, kültür, sinema, müzik. daha ne isterseniz?

    1950'lerde istanbul radyosu'ndaki caz programıyla haklı bir ün kazanıyor. erdem buri, suat derviş'in yeğenidir. türkiye komünist partisi (tkp) (gizli) liderlerinden reşat fuat baraner, suat derviş'in eşidir. suat derviş de hem komünist militandır hem de çok iyi bir yazar ve gazetecidir. fosforlu cevriye onun kaleminden çıkmıştır.

    21 şubat 1925 doğumlu erdem buri, hamdullah suphi tanrıöver'in yeğenidir. ama erdem buri, paşa dedesinin veya dayısının yollarını değil, suat derviş ile reşat fuat'ın yolunu seçti. 1961'de kurulan türkiye işçi partisi'ne (tip) (türkiye işçi partisi) yazıldı: erdem buri'nin moda'daki evi belki bir anlamda tip "seminerlerinin" sürekli yinelendiği, düzenlendiği mekandır o günlerde. aziz nesin'den yaşar kemal'e atıf yılmaz'dan metin erksan'a türkiye'nin en aydınlık beyinleri bu mekanda biraraya geliyorlardı. bu fransız'ların pek ünlü "salon" geleneğinin istanbul'daki yansımasıdır da. tülay german bu "okul"dan diplomalıdır.

    1962'de buri ile german'ın yolları birleşti

    erdem buri tip'e yapılan saldırılardan payını aldı: "beyazıt'taki beyazsaray'daki tip toplantısından çıkarken az daha linç ediliyorduk. yaşar kemal ve bizim gençlik kollarından deniz gezmiş adlı bir çocuk hayatımı kurtardı" diye anlatacaktır daha sonra. deniz'e sevgisinin kaynağı buradadır.

    tülay ile erdem'in yolları 1962 yazı başlangıcında kesişir: bir daha asla ayrılmamacasına: tülay a'dan z'ye değişir: dünyaya bakışından insanlarla ilişkilerine. dünyayı sorgulamasından kadın-erkek konusunda yeni adımlar atmasına: bu konuda aslına bakarsanız daha çocukken epey yol almıştı. ilkokulda erkek çocuklarını döven, öyle arada sırada değil her gün döven, kaç kız çocuğu tanıyorsunuz? futbol oynayan ve bilhassa "bülent'e gol atınca" dünyaları kazanmışcasına sevinen "sokak kedisi". bülent nitekim "böylesine futbol oynayan kıza" kör kütük aşık bile olacaktır. ama sadece aşık. tülay ne yapsın yani?

    "türkiye'de solculuk yasak değil mi?" sorusunu erdem'e 1962'de soran tülay, kısa süre sonra tip konserlerinin değişmez ismi olacaktır: 11 aralık 1963'de saray sineması'ndaki konserde, aşık ihsani, aşık nesimi çimen, aşık ali izzet, ruhi su (tülay'ın müzik öğretmenidir) ve tülay german bir aradadır: yarınların mutluluğu için elele. ekim 1965'de tip sözlerini erdem buri'nin yazdığı ve tülay german'ın okuduğu "yarının şarkısını" seçim kampanyası boyunca kullandı: tip'in onbeş milletvekili çıkarmasını herkes hep birlikte kutladı: yarınların mutluluğu yoldaydı mutlaka. ama dönemin sağcı iktidarlarının saldırıları, tehditleri, gözdağı vermeleri de ...

    "çirkin kral"la tanışma

    1964'de ise erdem buri, tülay'ın, ruhi su ve benzeri türkücülerin, rahat ve sağlıklı bir ortamda çalışabilmeleri, ürünlerini dinleyicilerine sunabilmeleri için as kulübü kurar: öyküsünü kitaptan okumalı mutlaka. şişli'de site sarayı'ndaki kulübe gelenler arasında yılmaz güney de var:

    "doğrul koçum doğrul dosta gidelim" türküsünün bir numaralı abonesi yılmaz. 1966 başında "boynu bükük öldüler"in ilk baskısı çıkınca bir örneğini tülay arkadaşına vermekten zevk alan yılmaz. dönemin "çirkin kral'ı". ama kimi türküler, hele "burçak tarlası" kimi dinleyicinin (!) tülay german'a silah çekmelerine kadar saçmalamalarına neden oluyor. burası istanbul. özgürlük rüzgarları artık esmiyor: adalet partisi'nin tek başına iktidarı ve başbakanı süleyman demirel tip'e ve bütün sola karşı hınzırca planlar peşindedir.
    erdem buri ve yoldaşı selahattin hilav ise paris'li günlerinde hatırına, plehanov'un "marksist düşüncenin temel meseleleri" ile hegel'in "diyalektik ve mantık"ını çeviriyorlar: yaşasın felsefe. ama iyi saatte olsunlar tetikte. haklarında açılan davada erdem buri için "onbeş yıl hapis cezası isteniyor": bir kitap çevirisi için. pes! isteyen devlettir: istemi okuyan ise erdem'in saint joseph'den lise arkadaşı (s. 114). mart 1966'da, imam hatip talebeleri, miting yapıp as kulübü basacakları tehdidini savuruyorlar. tülay german'a tehdit ve tabut resimli mektuplar gönderiliyor.

    istanbul'a elveda demenin zamanı geldi (mi?): tülay anlatıyor bunu: mutlaka okumalısınız. bir tadımlık bal alıyorum. "boğaza gittim sonra emirgan'da iki bardak sıcak tavşan kanı çay içtim. yoldan geçen simitçiden halka aldım. kanlıca'ya gidip, gidip yoğurt yedim. balıkçı meyhanesinde rakı içtim. melike'nin (demirağ) sandallarından birisini alıp, kürek çektim. faytonla gezdim. (...)"(s. 118) istanbul'dan ayrılmak üzere olan birisinin böylesine bir elvedasına bir de abidin dino da tanığım: fikret mualla isimli bir içim su kitabında fikret mualla'nın istanbul'a hoşçakal deyişini anlattığı satırlar; aslında 1952 başında abidin'in istanbul'u terk etmeden önce bizzat kendisinin duyumsadıklarıdır çünkü.

    bana müsaade istanbul

    haydi bize müsaade istanbul. haydarpaşa, sirkeci. bu kadar şimdilik. sonra paris günleri başlıyor. tülay daha dört yaşında ilk okuduğu parçanın ismiyle zaten geleceğini yazmıştı önceden. yesari asım'ın parçası ne diyor biliyor musunuz?: "gurbet elde kimsesizim, buna sebep yar oldu." doğru söz nedir?

    5 mayıs 1972'de tülay german şu notu düşer: "damarlarımda kan değil, isyan akıyor." o gün ağlayan erdem buri'nin duygularına da tercümandır. (s 116)

    tülay german türkiye'de "çoksesli popüler müziğin" öncüsü ve erdem buri ile birlikte kurucusu olmasının yanında paris'te ve değişik dünya kentlerinde de ismini duyurdu: plaklar, konserler, televizyon ve radyo programlarıyla... 1982'de "nazım hikmet'e saygı" son plağıdır. 1987'de ise son konserini verdi. şimdilik. günümüzden sonrası ne getirir bilebilir miyiz? nazım'dan şiirleri türküleştirdi. mahir çayan'dan da karacaoğlan'dan da. pir sultan abdal'dan da...

    hayat yaşandı. yaşam hayat olana kadar...

    sonra bir gün erdem buri ayrılmak istedi. herkesten önce. "otuz yıllık meslek ve yaşam yoldaşım" diyor, tülay german: evet erdem ayrıldı. yılmaz güney'le verilmiş randevusu vardı. bu kesin. ikisi şimdi pere lachaise'deler. bir süre sonra ahmet kaya da yanlarına gitti.

    tülay german kitabını "yavru balaban bakışlı/yayla çiçeği kokuşlu/erdem'ime..." adıyor: bunca aşk ve sevgi ve dostluk dolu bir hayata değer. bir ömür bitiyor. bir kadın tek başına kalıyor: paris nam başkentte. o kadın yazmaya başlıyor: 1996'da erdemli yıllar başlıklı kitap bu yazma eyleminin ürünüdür.

    bugün elimizdeki düşmemiş bir uçağın kara kutusu ise, birinci kitabın gözden geçirilmiş ve yeni bölümlerle zenginleştirilmiş biçimidir. kitabın 1996'da yayınlanması sanki yazara türkücülüğünü de/okuyuculuğunu da anımsatıcı bir rol oynadı: tülay german'ın yeni çalışmaları çıktı: 1998'de the song of poets, le chant des poetes yani şairlerin şarkısı, 1999'da yunus'tan nazım'a (kalan müzik yapımı). 2001'de burçak tarlası (kalan müzik): bu son iki yapıtta birer kitapçık da bulunuyor: öğrenilecek dünya kadar şey.

    tülay german 1999'dan beri adam sanat'a sevimli yazılarıyla da okuyucularını mutlu ediyor. yazar yazmasını sürdürdükçe yorumlayıcı dinleyicilerine mutlaka yeni eserler sunacaktır: yeter ki güneş sözünde dursun. işığa ve özleme, denize ve dinginliğe ihtiyacımız sonsuz çünkü. (nk/bb)"
  • hayatini paylastigi erdem buriyi kaybettiginde, hastabakicilara yalniz kalmak istedigini soyleyip, erdem burinin tuplerini, oksijenini cikardiktan sonra, yanina sokulup, yaninda iki saat yattiktan sonra, sacindan bir tutami kesip yanina alip, cekip giderek, olum boyle de karsilanirmis dedirtmistir....