şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hayatın anlamlı şekilde devamını sağlayan risktir..
  • gerçeklerin sabit kalacağı kesindir.

    doğru yada yanlış elbette toplumsal tabuların birikimi üzerine yükselir. gerçekler ise her zaman gerçekçiliğini korurken doğru yada yanlış olarak adlandırılır.

    gerçeğin üzerine şekillenen evrenin esas zemini üzerine, soyut zeka sahibi canlıların sanal bir gerçek oluşturması, esas gerçekçiliğin üstüne kendi yarattıkları sanal gerçeği bina ederek, kendi doğru ve yanlışlarını; kendi çıkar, konum ve kazancını sağlar.

    doğru ve yanlışların yer değiştirmesi durumda, durumu fırsata çevirenler tarafından aynı çıkar, konum ve kazanca çevirecektir.

    mutlak bilginin ulaşılamayacağı gerçeği ile toplum her zaman uyum sağlamak zorunda kalacaktır.
  • yanlıştır.*
  • felsefeden çok nörolojinin konusudur. zira "doğru-yanlış" kavramlarını öne süren ve sosyolojiye mal eden şey beyindir. bu kavramlar bir zaman sonra "beyin topluma aktarır, toplum kanıksar, toplum yeni bireylere aktarır, toplum yeni bireylere aktarır, toplum yeni bireylere aktarır" şeklinde kısır döngüye girse de, bu döngünün kırılıp kırılmaması gerektiği de yine beynin işleyiş şeklini bilmemizi gerektirir.

    doğru-yanlış kavramlarının "insanlık, adalet, merhamet, dürüstlük" gibi temel ahlak kuramları üzerinde şekillendiğini kabul edersek, ahlak olgusunun kaynağına inmek gerekir. bununla ilgili, hala medeni dünyadan izole yaşayan kabilelerle ilgili yapılan araştırmalar enteresandır.
  • mümkündür.

    "toplulukların arkasından gittiği, tarihten günümüze kadar insanlara yön veren ve her şeyi kapsayan doğrulukların aslında aksi şekilde yanlış olabilmesi" konusunda şu üç örnek gösterilebilir.

    (bkz: din)
    tamamen varsayıma dayalıdır ancak temel argümanları sorgulanamaz. sorgulanma durumu sahtedir ve nihai, değişmez bir mutlak gerçeklik iddiası, temelini gerçek ötesinde atar, yani aslen temelsizdir.

    (bkz: devlet)
    otoriteye yani erke dayalı hiyerarşinin kurgulandığı nihai unsurdur ve her türden örgütlenme eğitim ve yaptırımın merkezi olup diğer bir şaibe konusu olan kurumsal ortak inançlar olmadan gerekçelendirilemez, dolayısıyla da var olamaz. temel yine temelsizdir.

    (bkz: gelenek)
    değişebilen her türden duruma, gelişmelere, inançlara, yaşam biçimi veya taleplere karşılık toplumu belli bir standart anlayışa tabi kılmada elzem olan ve daima korunması dikte edilen yer olup günümüzün ve geçmişin bütün tabu ve dogmalarının da üretim merkezidir. temelsiz olsa da dikte edilene uyma zorunluluğunun bireysel ve toplumsal alanda gerçekleşme halidir ve insanlarda şartlı refleks e benzer bir şekilde işler. şartlandırıldığı için zil çaldığında ağzının sulanmasını engelleyemeyen pavlov un köpekleri bu duruma karşı ne ölçüde çaresiz ise geleneklere uyma noktasında insan da aynı ölçüde çaresiz yani alıştırıldığı geleneklere uyma konusunda zorunlu hisseder, öyle ki düşünmeksizin engel dahi olmayı aklından geçiremez ve bu konuda tamamen otomatik davranır.

    bu üç unsur en uç, hatta fantastik durumlar bahane edilerek açıktan veya gizil yöntemlerle (otoritenin en üst sınırındaki gerekçe olarak bulunan din otorite vasıtasıyla daima gizil yöntemlerle) daima güncellenirler. böylelikle doğrulanmaları için gerçek veya açık olmaları da asla gerekmez. örnekle belirtmek gerekirse bu üç unsurun olmadığı bir test alanı oluşturma girişimine başlandığı anda, daha düşünce aşamasında akıllara katillerin, tecavüzcülerin, kaosun ve topyekün yıkıcı unsurların gelmesi ve hegemonik amaçlar güden çeşitli şiddet unsurlarının olumsuz koşulları desteklemesiyle oyun alanında bu üç unsurun zorunluluk haline getirilmesi. bireyler ve toplum bilinci henüz bu duruma karşı ortak bir özsavunma yeteneğine sahip olmadığından(toplumun refleks ile küçük zorbaların başını anında ezebilme yeteneğinin olmaması. daha doğrusu toplumun gerçekte organik bir gerçek toplum olmaması. yabancılaşma hali. ) sanal olarak bu unsurları oluşturmuş durumdadır ancak bu üç unsur yapay ve kısıtlayıcıdır gerçeklere dayanmaz, sadece durumu idare eder.
  • bu teze baska bir acıdan bakmak gerekirse: (bkz: yanlışın izafiliği)
  • belli bir yaştan sonra farkına varıldığında insanı ciddi bir boşluğa ve anlamsızlığa sürükleyebilecek durum. elbette burada; ülkemizde bolca bulunan ve sıkı sıkıya sarılınan kişisel gerçeklerden söz ediyoruz. o "gerçek" öylesine temelsiz ve kulaktan dolma bir yolla yerleşmiştir ama yanlışlanması asla düşünülemez. düşünülmesi teklif edilemez. zaten düşünmek kadar efor gerektiren ikinci bir iş var mıdır acaba?
  • tüm yanlışların doğru olma ihtimaline eşittir; gerçekler ise dokunulmazdır. "doğru", olması gereken ise, "yanlış", olmaması gerekendir ki, "gerçek" ise sadece olandır.

    gerçek -ve evrensel- olan, evrendeki tüm gök cisimlerinin kütlelerinden gelen az yada çok çekim güçlerinin varlığıdır. onun gökcisimlerine göre değişen oranı ise ancak o gökcisminden gelen gözlemciler için "doğru"dur ama değişkendir ve geri kalan diğer gökcisimlerinden gelenler için "yanlış"tır. subjektif tespitler olarak doğru ve yanlış gözlemciye göredir, gerçekler ise evrene göre. doğru ve yanlış sadece onlara uyum sağlayanları işaretler ve etkilerken diğerlerini dışlar, gerçekler ise -bir anne gibi hiçbir yavrusunu ayırmadan- herkesi aynı sevgi ve ağırlık ile ezer.
  • üçüncü halin imkansızlığının da aşılarak yanlışların üçüncü hal olma ihtimali ile paralel ihtimaldir.