şükela:  tümü | bugün
  • hayatın anlamlı şekilde devamını sağlayan risktir..
  • gerçeklerin sabit kalacağı kesindir.

    doğru yada yanlış elbette toplumsal tabuların birikimi üzerine yükselir. gerçekler ise her zaman gerçekçiliğini korurken doğru yada yanlış olarak adlandırılır.

    gerçeğin üzerine şekillenen evrenin esas zemini üzerine, soyut zeka sahibi canlıların sanal bir gerçek oluşturması, esas gerçekçiliğin üstüne kendi yarattıkları sanal gerçeği bina ederek, kendi doğru ve yanlışlarını; kendi çıkar, konum ve kazancını sağlar.

    doğru ve yanlışların yer değiştirmesi durumda, durumu fırsata çevirenler tarafından aynı çıkar, konum ve kazanca çevirecektir.

    mutlak bilginin ulaşılamayacağı gerçeği ile toplum her zaman uyum sağlamak zorunda kalacaktır.
  • yanlıştır.*
  • mümkündür.

    "toplulukların arkasından gittiği, tarihten günümüze kadar insanlara yön veren ve her şeyi kapsayan doğrulukların aslında aksi şekilde yanlış olabilmesi" konusunda şu üç örnek gösterilebilir.

    (bkz: din)
    tamamen varsayıma dayalıdır ancak temel argümanları sorgulanamaz. sorgulanma durumu sahtedir ve nihai, değişmez bir mutlak gerçeklik iddiası, temelini gerçek ötesinde atar, yani aslen temelsizdir.

    (bkz: devlet)
    otoriteye yani erke dayalı hiyerarşinin kurgulandığı nihai unsurdur ve her türden örgütlenme eğitim ve yaptırımın merkezi olup diğer bir şaibe konusu olan kurumsal ortak inançlar olmadan gerekçelendirilemez, dolayısıyla da var olamaz. temel yine temelsizdir.

    (bkz: gelenek)
    değişebilen her türden duruma, gelişmelere, inançlara, yaşam biçimi veya taleplere karşılık toplumu belli bir standart anlayışa tabi kılmada elzem olan ve daima korunması dikte edilen yer olup günümüzün ve geçmişin bütün tabu ve dogmalarının da üretim merkezidir. temelsiz olsa da dikte edilene uyma zorunluluğunun bireysel ve toplumsal alanda gerçekleşme halidir ve insanlarda şartlı refleks e benzer bir şekilde işler. şartlandırıldığı için zil çaldığında ağzının sulanmasını engelleyemeyen pavlov un köpekleri bu duruma karşı ne ölçüde çaresiz ise geleneklere uyma noktasında insan da aynı ölçüde çaresiz yani alıştırıldığı geleneklere uyma konusunda zorunlu hisseder, öyle ki düşünmeksizin engel dahi olmayı aklından geçiremez ve bu konuda tamamen otomatik davranır.

    bu üç unsur en uç, hatta fantastik durumlar bahane edilerek açıktan veya gizil yöntemlerle (otoritenin en üst sınırındaki gerekçe olarak bulunan din otorite vasıtasıyla daima gizil yöntemlerle) daima güncellenirler. böylelikle doğrulanmaları için gerçek veya açık olmaları da asla gerekmez. örnekle belirtmek gerekirse bu üç unsurun olmadığı bir test alanı oluşturma girişimine başlandığı anda, daha düşünce aşamasında akıllara katillerin, tecavüzcülerin, kaosun ve topyekün yıkıcı unsurların gelmesi ve hegemonik amaçlar güden çeşitli şiddet unsurlarının olumsuz koşulları desteklemesiyle oyun alanında bu üç unsurun zorunluluk haline getirilmesi. bireyler ve toplum bilinci henüz bu duruma karşı ortak bir özsavunma yeteneğine sahip olmadığından(toplumun refleks ile küçük zorbaların başını anında ezebilme yeteneğinin olmaması. daha doğrusu toplumun gerçekte organik bir gerçek toplum olmaması. yabancılaşma hali. ) sanal olarak bu unsurları oluşturmuş durumdadır ancak bu üç unsur yapay ve kısıtlayıcıdır gerçeklere dayanmaz, sadece durumu idare eder.
  • bu teze baska bir acıdan bakmak gerekirse: (bkz: yanlışın izafiliği)
  • belli bir yaştan sonra farkına varıldığında insanı ciddi bir boşluğa ve anlamsızlığa sürükleyebilecek durum. elbette burada; ülkemizde bolca bulunan ve sıkı sıkıya sarılınan kişisel gerçeklerden söz ediyoruz. o "gerçek" öylesine temelsiz ve kulaktan dolma bir yolla yerleşmiştir ama yanlışlanması asla düşünülemez. düşünülmesi teklif edilemez. zaten düşünmek kadar efor gerektiren ikinci bir iş var mıdır acaba?
  • tüm yanlışların doğru olma ihtimaline eşittir; gerçekler ise dokunulmazdır. "doğru", olması gereken ise, "yanlış", olmaması gerekendir ki, "gerçek" ise sadece olandır.

    gerçek -ve evrensel- olan, evrendeki tüm gök cisimlerinin kütlelerinden gelen az yada çok çekim güçlerinin varlığıdır. onun gökcisimlerine göre değişen oranı ise ancak o gökcisminden gelen gözlemciler için "doğru"dur ama değişkendir ve geri kalan diğer gökcisimlerinden gelenler için "yanlış"tır. subjektif tespitler olarak doğru ve yanlış gözlemciye göredir, gerçekler ise evrene göre. doğru ve yanlış sadece onlara uyum sağlayanları işaretler ve etkilerken diğerlerini dışlar, gerçekler ise -bir anne gibi hiçbir yavrusunu ayırmadan- herkesi aynı sevgi ve ağırlık ile ezer.
  • üçüncü halin imkansızlığının da aşılarak yanlışların üçüncü hal olma ihtimali ile paralel ihtimaldir.
  • (#67276757)

    şeklinde iddialara da konu olan tartışma.

    bu iddiaları üzerime alarak yanıtlamak istiyorum, zira iddiaların konuya yönelik kişisel düşüncelerden ziyade ateizme karşı refleks iddialar olarak ortaya atıldığını düşünüyorum. doğaldır çünkü dini bir sanal doğruluk iddiası olarak ortaya attığınız anda üzerine alınıp "hiç de bile din doğru ateizm yanlış bir kere" diyenler olacaktır.

    ancak karşı iddiada bazı çelişkiler göze çarpıyor ve maalesef mutlak doğru yanlılarının bu çelişkileri göremediği de anlaşılıyor.

    "eğer biz kör bir tesadüf sonucu var olduysak beynimiz de tesadüf sonucu evrilmiştir. tesadüf ile ilerleyen bir sürecin "doğru" bir şekilde ilerlediğinden emin olamayız."

    burada biberlerle gerçekler arasındaki yanlış ilintiye benzer bir önerme görülüyor(sofizm )ilk önerme doğru sayılıp ardından buna bağlı başka bir önerme iddia edilerek sonrasında bunlar doğru sayılarak sonuç önermesi olarak da kesin doğruluk önermesi oluşturulmuş.

    kör tesadüften kasıtın ne olduğu net değil, teist felsefe anlamadığı, gelenek ve dogma yoluyla reddettiği her türden doğabilimsel açıklamaya kör tesadüf adı veriyor. ardından da bunun imkansız olduğunu iddia ediyor

    evrim bir birikimli süreç olduğu için her olayın eşit şekilde gerçekleştiği tavla zarı modeliyle betimlenemez. bunun ötesinde bugünkü evren ve canlılar rastgele dağıtılmış iskambil kağıtlarına benzetilebilir ve bunun dışında her aşama için sayısız başka ihtimalin potansiyel mevcudiyeti şimdiki bu durumu imkansız kılamaz. yani geçmişi zara dönüştüremeyiz onun ihtimal hesabı olmaz olmuştur, dolayısıyla doğruluğundan emin olman gerekmez gerçekleşen durumlar toplamda mevcut evreni oluşturur ve bunlar da zorunlu doğrular olarak bilebildiklerindir.

    dolayısıyla dini argüman bu noktada tasarımcı mitolojik mimar önermesini referans olarak kabul etmekten başka bir şey demiş olmuyor. mimarın bütün nitelikleri ise referansını insandan aldığı halde doğa ötesine yani gerçek ötesinin ulaşılmaz alanına aktarılıyor. oysa beyin evrilmeden neokorteks olmadan doğayı şekillendirebilecek, seçici algıları dahilinde doğadaki materyalleri kendi ihtiyaçları doğrultusunda belli formlara göre kendine göre yeniden sınırlandıracak "kendinde akıl" madi gerçeklerin ötesindeki "saf akıl" ya da evrensel ölçekte bir "tasarımcı" şeklinde doğa ötesi kavramlardan saltvarsayma yoluyla söz edilemez.

    bu noktada kör tesadüf sözü aslında doğa anlamına geliyor ve onu şekillendirecek hayali bir figür de sözde akıllı olduğu için her şeyi doğru tasarlamış, varlıklar da bu sayede var olabilmiş oluyor. zeusun topraktan evreni şekillendirmesi gibi. adının önemi yok zeus ile her türden ilahi yaratıcı bu noktada özdeş manadadır. bu düşünce insanı yüceltirken doğayı küçümser zeus şekl vermez ise toprak yani doğa manalı olamaz der aslında gaia zeusun da sebebidir ve kendi başına anlamı vardır üst akıla ihtiyaç duymadığı gibi her türden canlının ve tasarımcı aklın da dolaysız nedenidir. (gaia burada doğa olarak düşünülmüştür)
    bu noktada teist felsefede doğrudan kasıt aslında yine temelsiz argümanın kendisinden ibaret bir varsayım olarak görünüyor ki ona da tanrı deniyor ve bu tanrı doğa ötesinde manalandırılırken yegane örnek olarak da aslında insan gösteriliyor. felsefi literatürde bu durum antropik ilke yanılgısı olarak karşılık bulur. insan dğil evren ötesi demek sadece kaçamak yanıt bariz insan bu, hatta muhtemelen bir kral veya firavun.

    "insan beyninin doğru ve yanlış algısına güvenilemez"

    burada yine bir sahtekarlık var onu da açmak gerekiyor. insan algılarının düşünce mekanizmalarının yanılabileceğine dair bir itiraz yok ne ateizm açısından ne de evrim açısından. bu yüzden mutlak gerçek ve mutlak doğruların olamayacağı belirtilip sınabilir bilimsel gerçeklerin ötesi doğruluk veya hakikat olarak ele alınmıyor bu felsefelerde.

    ancak şu güvenilmez olan insan beyni ve amaçlarını biliyor olduğumuz halde doğa ötesi iddiaların doğruluğunu neye dayanarak güvenilir bulmalıyız? şurası açık ki bu tanrısal ve doğa ötesi mutlak gerçek iddialarının hiç bir yönden sınanabilirliği olmadığı gibi bu gibi iddialar mantık açıdan zorunluluk da oluşturmuyorlar. tanrı fikrinin bu bağlamda insan aklından türemediğini iddia edemeyiz, yegane referansı budur ve güvenilmez olduğu noktasında hemfikir olmakla beraber, tanrı düşüncesini de bu güvenilmezlerin en başında görebiliriz. muhtemelen sınırlı akıl ve her şeye isim verme hükmetme sahip olma alışkanlıklarından doğmuş olmalıdır.

    bu noktada ateizmin herşeyi tek bir figür ile açıklama iddiası veya herşeyin ötesindeki yegane doğru biçiminde mutlak doğruluk iddiası zaten bulunmuyor. mutlakiyetçiliğin başlıbaşıa bir kısıtlayıcı sorun oluşturduğu fikrinde zaten. dolayısııyla kötülük problemi gibi sorulara net yanıt veremeyen bir teist anlayışın ateizmde doğa ötesi mutlak doğruluk tezleri üzerinden çelişkiler aramaya çalışması herhangfi açıdan mantıklı da görünmüyor yine tnrısının emirleri ile tanrı tanımazlıkta problem gösteriyor.
    nitekim dinin aksine ateiizmin bir mutlak doğruluk iddiası yok bunu şart koşan ve sanal öte alemlerden referansla mitolojik figürler üzerinden dikte eden zaten din. buna rağmen bir de beynin yanılgıları konusunda ateizmi problemli gösterip dini iddiaların ise yanılgıya imkan vermeyen bir gerçeklik olduğunu kendinden menkul gerçeklik safsatası yoluyla sürdürüyor ki, bir mutlak gerçek iddiasına kanıt olarak yine o kanıtlanması gereken iddianın öznesini referans gösteremezsiniz.

    a vardır çünkü a olduğu için a nın varlığı da kesin zorunlu ve doğrudur. a yok ise doğru yoktur doğru yok ise a nın olup olmadığı da iddia edilemez, dolayısıyla a yoktur diyenler büyük çelişkidedir. ???

    böyle bir argüman çürüktür. kısır döngü ile kendi varlığını mecburi kılmaya yönelir ki dogma olarak adlandırılma nedeni de salt kişisel iman yani kabullenme yoluyla bireyin aklında yer bulabilme nedeni de budur zaten.
    daha geniş manada bu durum mutlakiyetçilik olarak bilinir ve bir üstteki itirazlarda din devlet ve gelenek temalarının mutlakiyetçi safsatalar olduğu bu nedenlerle iddia edilmiştir.

    edit: imla.