şükela:  tümü | bugün
  • çalışanlarının nasıl delirmediklerine hayret ettiğim bir şey bu.

    arada uğradığım bir market var. ne zaman gitsem durmaksızın aynı cingıl dönüp duruyor. o lanet müziği duymamak için en kısa sürede alışverişi bitirip çıkıyorum, ciddiyim. orada çalışan elemanlardan birisi olsam, bir gün kafama yumruk vura vura terkederim orayı.

    akbil basma makineleri mesela. tamam onlardaki anons bir jingle değil ama durmaksızın tekrarlayan bir ses ve etrafta çalışan güvenlik elemanları tüm gün "lütfen kağıt para yerleştiriniz" lafını duyuyor. tam bir çin işkencesi.

    mağazalarda örneğin fiks olarak o marka için yapılmış sloganlı müzikler var ve oradaki çalışanlar bunu devamlı dinliyorlar.

    spor salonların da yine öyle. bir çalma listeleri var ve her gün genelde onları çalıyorlar.

    hiçbir bilimsel kaynağım yok ama böyle tekrarlayan seslerin insan zihninde geri dönülmez hasarlara yol açtığını düşünüyorum. insan haklarına aykırı aykırı olduğunu düşünüyorum.

    edit: başlığı önce jingle olarak açtım ama doğru bulmadım türkçeleştirip cingıl yaptım. geçmişte de bu şekilde açılan başlıklar var.
  • sağırlar için problem değildir.
  • en çok madamme coco’da çalışanlara acıyıyorum bu konuda. ben 5 dakika bile tahammül edemiyorken çalışanlar bitin gün bunu dinliyor.
  • (bkz: koçtaş)

    oraya gittiğimde bu aklıma gelmişti. oradaki elemanlar bütün gün koçtaş'a gidiyorum evimi çok seviyorum cingılına maruz kalıyorlardı.
  • bariz iskencedir...
  • bu tarz işlerde çalışan insanlar ve rutin gürültünün olduğu şelale ya da tren yolu gibi yerlerin yakınında bulunanlar bir süreden sonra arka fondaki sesi duymazlar. sinir sisteminde bunu sağlayan bir merkez (bkz: retiküler formasyon) bulunur. ayrıca cingıl ne amk? doğrusu için (bkz: jingle)
  • sinir bozar. arada bir araya giren gıcık anonslarda cabası.
  • "koçtaş'a gidiyorum, evimi çok seviyorum"
    "ne lazımsa carrefoursa, carrefoursa ne lazımsa"

    bu ikisiyle çıldırdığım çok olmuştur.(madame coco'yu kaçırmışım.)

    ama en büyük eziyeti geçen hafta yenikapı-yalova feribotunda yaşadım. koltukların numaralı olmasına rağmen herkes bulduğu yere oturduğundan ve yolcular birbirini bilardo topu gibi oradan oraya savurduğundan, adamın biri hemen yanımda olan ve bir feribotta ne işi olduğunu anlamadığım masaj koltuğuna oturmuştu. bir saat on beş dakika boyunca "masaj koltuğuna hoşgeldiniz, lütfen para atınız" kaydını dinleyerek kitap okumaya çalıştım. masaj koltuğunun neden rus aksanıyla konuştuğu ise bir muamma olarak kaldı.