şükela:  tümü | bugün
  • - bir ülkede, her türban takan kadın-kız, %90 baba-abi-amca-koca-nişanlı zoruyla bunu yaptığı halde, "kendi isteğimle örtündüm" diyorsa,
    - bir ülkede, birileri (sanki engelmiş gibi) "anamızı-bacımızı-karımızı zikmesinler" diye sarıp, sarmalamadan sokağa çıkmasına izin vermiyor ve bazıları buna "fikir ve düşünce özgürlüğü" diyebiliyorsa,
    - bir ülkede, 70' li yıllar öncesi türban diye birşey (günümüzdeki haliyle) olmadığı halde, sokağa çıksan 10 insandan 9'u bunu örf-adet-gelenek-atalarımızın mirası sanıyorsa,
    - bir ülkede, kadına şiddet, tecavüz, taciz, psikolojik baskı tavan yapmışken, hala özgürlükçü kadın dernekleri&grupları&örgütleri yoksa,
    - bir ülkede, türbanı kafasına geçiren (sanki türbanla beraber standart donanımla geliyormuşçasına) atatürk' e, kadını haremden çıkarıp tüm dünyadan önce, haklarla donatıp, erkeklerin yanında hayata sokan kişiye(!), saydırmaya başlıyorsa,
    - bir ülkede, insanlar, türbanlı hanımların neden sporcu, oyuncu, dağcı, yatırımcı, ekonomist, büyük şirketlerde idareci olamadığını değil de, türbanla neden okula gidemediklerini sorguluyorsa,
    - bir ülkede, iki tane mert psikolog&sosyolog çıkıp ""öz, şekli - şekil de özü değiştirir" dolayısıyla türban sadece bir giyim, kuşam aracı değil aynı zamanda statü, duruş, fikri ve vicdani limitleri belirleyen bir unsurdur" diyemiyorsa,
    - bir ülkede, insanlar, türbanı doğuran zihniyetin, kısa süre içinde burka talebinde bulunacağını hala anlayamamışsa,

    ben erkeğim arkadaşım...
    bana ne amk! sen sınırsız özgürlüklerini(!) kullanıp türbanla girebildin diye, dokuz eylül üniversitesi de kapanmayacak...
    eee?
    ne bana, ne de kapı gibi türkiye cumhuriyeti kurumlarına giren çıkan birşey yok...
    o halde hala anlayamayanlara gelsin;

    (bkz: çünkü eşşeğin zikinden dolayı)

    .........................................................

    edit: gelen mesajlardan anladığım kadarı ile, bu entry' nin bir "hırsla" yazıldığını sanan türbansever arkadaşlar olmuş. aksine, yazdı da belirttiğim üzere "sikimden aşağı kasımpaşa" havasına yazıldı. anlatmak istediğim sadece şimdiye değin türbanı yasaklayanlar veya yasaklamaya çalışanlar; (sizin hiçbir zaman anlayamayacağınız üzere) bunu sikinin keyfinden yada görsel tatmin gayretkeşliği için yapmıyordu. koca koca kurumlar&üniversiteler size birşey anlatmaya çalışıyorlardı!.. bunu bilmenizi istedim. dedim ya, ister hostesleri türbana dolayın, ister türbanlı hakim, savcının önünü açın, isterseniz 6 yaşında kızları direkt kara çarşafa dolama özgürlüğünüzü(!) kullanın, hatta devran bu devran; filenin sultanlarını tam kadro türbanlılardan bile oluşturabilirsiniz (güzel fikir)... tekrar edeyim; bana giren-çıkan yok.

    öyleyse hazır diyeceğimi demişken; siz dünya haritasında, kadınlarının çoğunun türbanlı olduğu, gelişmiş, dünya siyasetinde söz sahibi, ekonomisi güçlü, demokratik, kadın-erkek eşitliğinde aşmış, güllük gülistanlık ülke ararken... ben kaçayım.
  • devletin "ilerde basi aciklara sosyal baski olur diye simdiden basi kapalilara hukuki baski yapmasi"nin en trajikomik yani, devletin aslinda caktirmadan "ben asli gorevim olan vatandasimi korumayi yerine getiremiyorum, bunlarla ugrasmak istemiyorum" demesi.

    yani kapanmasi yonunde baski gorecegi iddia edilen bireyin hakkini korumakla ugrasacagina, zumreler ustunden kolayca bir cozum ariyor devlet ve bu dogrultuda da bir tarafi kayiriyor. boylece bir kisminin sikayetini "preempt" etmis oluyor, diger kismina da zaten sikayet edecek merci birakmiyor. aptalca demistim onceden ama aslinda pek de fena degil ha.

    hemen ornek uzerinden gidelim: "siz hala turban yasagini tartisadurun, asistan kiz arkadasimin sacini zorla toplattirdi, eteginin boyuna takti, vs"

    dandik bir asistanin sinirli otorite alani icinde kisisel gerzekligini demonstre edip arkadasina karismasiyla, devletin ozel kurumlari da kapsayan bir kanun yapip topluca yasak getirmesi ve bunu kamu mali olan polis zoruyla uygulamasi arasinda daglar kadar fark var, bu bir. ikincisi, bu durumda arkadas gider rektore (ozerk universiteler kendi icinde karar verir), olmadiysa gider mahkemeye ozerk universiteleri de asan "ayrimcilik" yasalarini kullanarak hakkini arar. devlet ateistin dahi bireysel kamu hizmetlerini saglikli yollardan alabilmesini saglamakla yukumludur, aksi halde ne laiktir, ne sosyal, ne de hukuk devleti.

    simdi turkiyede bu mekanizma islemiyor diye, yani universiteler ozerk degil, mahkemeler yillar suruyor, gerekli cezalar yok, ve turbanli/turbansiz/dindar/dinsiz bireyin hakki korunamiyor diye, devletin yetersizligi uzerinde durulacagina daha kolay bir lokma olan hain/sinsi turbancilar, fethullahcilar filan suclaniyor. devletin buldugu cozum, bu mekanizmalarini herkes icin duzeltmek yerine, adalet yolunu bir kisim insana tikayarak sorunlari halinin altina itmekten ibaret. bu sacmalik kac senedir devam ettigi icin de bu cozum insanlari devlete karsi hinclandirdi ve simdi sarkac ote uca dogru saliniyor. gecmis olsun.
  • universiteler sozkonusu oldugunda, hukuken konunun kritik noktasi, turban ozgurlugu aldatmacasi veya kahrolsun insan haklari zeminindeki entel dantel dusmanligi degil (ki sizin de iki bitlik indirgemeci zihninize ayrica hastayim), devletin kamu hizmeti saglama sorumlulugunu reddetmesindeki ahlaki ve pragmatik tutarsizliklardir.

    "ilerde bir ihtimal x'ler y'lere toplumsal baski yaparlar diye, devletin simdiden, y'lere temel bir hak uzerinden bir baski yapmasi mesru mudur"dan bahsediyorum.

    denklemin bir tarafinda "pek yakinda sinemalarda" havasi varken, digerinde burada ve simdi cereyan eden bir durum var.

    bir yanda bir ihtimalden soz edilirken, digerinde mutlak kesinlik var. ki o ihtimali de degerlendirirken yasak oncesi universitelerde fink atmis turbanlilarin ve her zaman fink atan sakallilarin yaptiklari/yapmadiklari baskilar unutulmamali, yakin tarihi unutmak sanki ezelden beri bu yasak varmis da cumhuriyetin harci buymus gibi bir tutuma neden oluyor.

    bir yanda toplumsal baski gibi kisiden kisiye degisecek bir kavram var. eger baski oldugu dusunulurse de, baskinin araci psikolojik [eger ileride bu siddet icerirse zaten devletin asli gorevinin alanina girmis oluyoruz, bireyin guvenligini universitelerde dahi saglayamiyorsa o devlet zaten coktan gocup gitmistir]. diger tarafta ise bir yorum alani yok, acik ve net bicimde zarar goruluyor. polyanna da olsaniz universiteye giremediginiz gercegi ortadadir. bu baskinin araci da psikoloji, negatif enerji, yan yan bakmalar filan degil, bireyin haklarini korumak icin varolan ve kamunun ortak mali olmasi gereken somut ve karsi konulamayacak kaynaklardir, yani polis ve hukuk.

    bir yanda bu olasi baskiyi yapacak olanlar toplumun bir kesimi. hangi kesimi? her 10 kadindan 7'sini olusturan, erkegi zaten universitede bulunan kesim. diger yanda baskiyi yapan devlet. vatandasina temel kamu hizmetleri vermekle ve/veya ozel girisimlerin de benzer hizmetleri saglayabilecegi ortamlari yaratmakla sorumlu olan laik, sosyal, hukuk devleti.

    bir taraf her allahin gunu etten kemikten gercek magdurlarla gucleniyor ve bu yuzden turbanla isi gucu olmayanlarin dahi duygusal destegini alabiliyor. diger tarafin boyle bir luksu yok, kimse acil ve somut beklentilerinin karsilanmasi yerine hayatlariyla direkt bir baglantisi olmayan bir takim soyut kavramlarin bekciligi uzerine nutuklar dinlemek istemiyor, "cumhuriyetin gelecegi acisindan ne iyi ettiniz de kizimi okula almadiniz" diyerek "dark side"dan bu tarafa gecen olmuyor, aksine surekli kan kaybi var.

    kisaca bir tarafin politikalari hem daha zayif argumanlara dayaniyor, hem daha ahlaksiz, hem de pratikte tamamen ters teptigi icin aptalca. bakin, hic ozgurluk demedim.
  • her okuduğumda üzülüyorum. hakkında ne denilirse üzülüyorum.

    üniversiteye giden bir kişiyi kısıtlamanın bütün isimlerine üzülüyorum. küpe taktığı için ikaz alan erkek arkadaşlarımın adına, saçını göstermediği için baba baskısı altında büyümüş muamelesi gören kız arkadaşlarıma, okul kantini önünde gitar çaldığı için kollarından tutulup götürülen bütün arkadaşlarıma.. hepsine iyi niyetle üzülüyorum. üzülecek durumlar yaratıyoruz çünkü.

    en büyük sorunun, genelleme mantığı olduğunu düşünüyorum. düşünmek hiçbir işe yaramasa da.

    başını baba baskısı yüzünden kapatanların genellenmesi, bana haksızlık gibi geliyor. bütün oje sürenlerin erkekleri tırnakları ile tahrik etmek isteyeceklerini düşünmek gibi.
    başını kapatanların tek idealinin evlenip çocuk doğurmak olduğunu düşünmek, genellemelerin en kusurlularından geliyor.

    baş kapatmak ve başını açacak özgürlüğe sahip olmamak. ikisini ayırt edemiyor insanlar. birilerinin kıçını başını yahut kolunu açması ile değerlendirilmesi bana yanlış geliyor.
    "türbansız da inanılabilir" diyerek neyi savunmaya çalışıyoruz ki? inanmak ve bunu senin bakış açınla mı yansıtmak zorunda insanlar? ne zamandan beri "türbansız inanmak" zorunda bırakıyoruz kadınları? başörtülü inanmak isteyenleri saf dışı edip, başörtüsüz inanmak isteyenleri nasıl savunuyoruz? inancı nasıl özgür bırakmıyoruz?

    bir yasağı nasıl savunabiliyoruz beyler bayanlar?
    başörtüsü takan herkesi nasıl bu kadar kolay genelleyebiliyoruz? sarışınlara aptal damgası vurmaktan ne farkı var bunun?

    ramazanda oruç tutmayanlara yapılan zulümü örnek gösterip de, bir başka yasağı nasıl onaylayabiliyoruz? "onlara o yasak varsa, bana da böyle yapıldı" diyerek nasıl koruyoruz ki bir yasağı?
    yapılan şey yasaktır. üniversiteye gelmiş, en çok beş altı yıllık bir eğitimden sonra hayata atılacak olan kocaman bir insanı kısıtlayan her şeye karşıyım. bütün iyi niyetimle. yasak gören kimseye oh olsun demek gelmiyor içimden.
  • her gün yeni bir şey yasaklanırken sesini çıkarmayan özgürlükçüleri ortaya dökmüş bu yasak yine.
  • üniversitelerde bu yasağın kaldırılması sonucu, hiçbir şeyin değişmeyeceği tek yer, mühendislik fakültesidir.
  • böyle bir yasak olmasının, böyle bir yasağa ihtiyaç duyulmasının, türbanın siyasal islamın bir parçası olmasının en büyük nedenlerinden biri silahlı kuvvetlerdir. 80 darbesi ile bütün solu hapislere tıkıp, yeşil sermayeye sulak ortamlar yaratanlar utansın. tarihin en çok imam hatip lisesi açan politikacısı demirel'e -80 öncesi 250 kadar açtı sanırım- arka çıkan askerler heralde o sırada türbanın atatürk ilkeleri ile bağdaştığını düşünüyordu. oysa biraz kendi tarihini bilen birisi türbanın da tıpkı atatürk gibi politikanın bir parçası, gücü elinde tutmanın ya da ona ulaşmanın bir yolu olduğunu görebilir.

    türban yasağını sadece günümüzün bir sorunu olarak görmek kadar aptalca bir durum olamaz. ülkenin en büyük problemlerinden biri haline nasıl geldiğini anlayamazsanız öyle afallayıp kalırsınız asker ile siyasi islam arasında. söyleyeceğiniz mantıklı sözcük sayısı ise 2'yi geçmez.

    beri yandan, türban özgürlüğü isteyen türbanlıların diğer özgürlüklere karşı duyarsızlığı cidden üzücü. ben nasıl senin türban takmanı ya da istediğin gibi giyinmeni destekliyorsam, sen de benim mini etek giymemi destekleyeceksin. benim değil tabi, ben giyersem abuk olur. ama giymek istesem, beni bile destekleyeceksin işte, o derece olacak özgürlük anlayışın çünkü sen bunu çektin. ama nerdeee. hep bana hep bana.

    neyse efendim, asıl söyleyeceğim iki çift lafım vardı benim;

    (bkz: ne ekersen onu biçersin)

    edit: http://www.cnnturk.com/…ay.asp?pid=392&haberid=9269
  • türban yasağının biz laikliği ve demokrasiyi savunan, aydınlanmayı hedefleyen insanlara nasıl bir getirisi olacağını anlamaktan acizim. bugün biz böyle bir yasak getirebiliyorsak, yarın bir gün islamcı bir kamuoyu oluştuğunda da gelip bundan sonra "sokakta mini etek giymek yasak" ya da "üniversitelere türbansız girmek yasak" derlerse, hangi davranışımızın arkasında durarak yaptıkları şeyin insanlık dışı, baskıcı bir tutum olduğunu söyliyeceğiz? bize sadece bazı inançlarından ötürü öyle giyinmeyi seçmiş bir insanın elinden eğitim hakkını alma hakkını kim veriyor?

    çocuğun 0-6 yaş arasındaki eğitimini anne verir. eğer kadınlarımızı yetiştiremezsek, gelecek neslimizi de yetiştiremeyiz. üniversite insanı aydınlatır, ufkunu genişletir. tanıdığım universite okumuş ve örtünen kadınların hiçbirinin kızı türban takmıyor, oysa eğitimini lisede bırakmış kadınların kızları türban takıyor. bu demek oluyor ki, üniversite okuyarak ufkunu genişletmiş anne, çocuğunu baskıcı yetiştirmiyor, daha serbest bırakıyor.

    üniversiteye türban sokulmasını dinci kesime bir taviz olarak görüyor çoğu insan. şimdi dini inançları gerektirdiği için türban takan bir kızı ele alalım, bu kız da pankart açıp "7.4 yetmedi mi?" gibi abuk subuk islamcı sloganlar atmayan, dünya görüşü gayet normal, toplumdan dışlandığını hissetmeyen biri olsun. bu bayan eğer kendisi için herşeyden üstün olduğuna inandığı dini kurallar yüzünden başörtüsünü çıkarmak istemiyorsa ve bu yüzden universiteye alınmıyorsa oyunu kendisini bu durumdan kurtarabilme ihtimali olan partiye vermez mi? bu kızın sizin bir arkadaşınız olduğnu ya da ailenizden biri olduğunu düşünün, siz de o partiye oyunuzu vermez misiniz? bu durumda din siyasete karışmız olmaz mı? bu insanların hakları yenmiyor olsa, islamcı partiler bu kadar oy alabilir miydi? kürtlere olan baskılar olmasaydı hadep diye parti olur muydu? artık ben siyasi partilerin etnik ya da dini kimlikleriyle çıkıp siyaset yapmasını istemiyorum, çıksınlar ekonomik programlarını açıklasınlar, hangi sektörleri niye destekleyeceklerini, nasıl bir kalkınma düşündüklerini açıklasınlar başka da şey konuşmasınlar istiyorum. ama türkiye hala kaynıyor, kimse kimseye hoşgörülü davranmıyor, aydınlar dincilere ateş püskürüyor, milliyetçiler kürtlere saldırıyor. bu hoşgörüsüzlükle bu ülke adam olmaz, demokrat parti, adalet partisi, refah partisi, ak parti gibi partiler de bu kargaşadan daha çok ekmek yer.

    türkiyede kızlarına örtünmesi için baskı yapan çok aile var, acı ama gerçek. kız babasının baskısı yüzünden başını örtüyor diyelim, bu yüzden üniversiteye gidemiyecek mi? üniversiteye gidebilmek için evden kaçması mı lazım bu kızın? türbanı bir simge olarak görenler, türban takan herkesin radikal islamcı olduğunu düşünüyor, bunun bence 60'ların sonunda demokrasiden bahsetmenin kömünist damgası yemekten bir farkı yok. sovyetlere benzeriz diye demiryolu yaptırmamışlar ülkeye, şimdi de araplara benzeriz diye kadınlarımızı eğitmiyoruz.
  • "yazmayayım diyorum ama erzurum'daki atatürk üniversitesi'nin mezuniyet töreninde meydana gelen nahoş olay gözümün önünden gitmiyor.

    bir kere kuralı hatırlayalım: öğrenciler, üniversite derslik ve amfilerine ders ve sınav için türbanlı olarak giremezler!

    bu kadar. kural bu.

    yani, gerçekte türbanlı öğrencinin kampüs içinde, binanın koridorlarında ya da içinde ders yapılmayan derslik ve amfilerde türbanla bulunmasına bir engel yok.
    sanıyorum türban yasağının kapsamını ilk olarak istanbul üniversitesi genişletti. ya 'güvenlik' ya da 'başka türlü uygulamayı yapamıyorum' denilerek, öğrencilerin kampüse türbanlı girmesi engellenmeye başlandı. oysa buna hakları yoktu. derken uygulama yaygınlaştı.

    son olarak cumhurbaşkanı ahmet necdet sezer'in son iki yıldır yaptığı son derece nezaketsiz tutumun kamuoyuna 'sezer kamusal alana türbanı sokmuyor' diye yansımasının ardından birtakım rektörler üniversite binalarına askeri kışla ya da orduevi muamelesi yapmaya başladı, öğrenci olsun olmasın
    türbanlı ya da başörtülü hiç kimseyi üniversite sınırlarından içeri sokmamaya başladılar.
    işte, daha önce istanbul'da istanbul barosu kendi bir organizasyonu için üniversitenin bir salonunu kiralamış ama bazı işgüzar görevliler bir avukatın eşini başı örtülü diye içeri almamışlardı.
    ve şimdi de erzurum'da kendisini atatürkçü sanan ve utanmadan atatürk'ün adının arkasına saklanan bazı işgüzarlar, mezun olacak bir öğrencinin annesini başı örtülü diye salona almadılar, bir anneyi kızının üniversite mezuniyetine tanık olmaktan alıkoydular.

    hemen söyleyeyim, o annenin başını nasıl bağladığının hiçbir önemi yok. o anne peçe takıyor bile olabilirdi. yine de kızının mezuniyetini görebilmeli, törenin yapıldığı salonda gururla oturabilmeliydi. onu içeri almamaya kimsenin hakkı yok.
    mahsun bakışı gözümün önünden gitmeyen o anneyi salona sokmayanlar bu yolla türkiye'de laikliği koruduklarını sanıyorlar. gerçekten bu kadar aptal, bu kadar saflar onlar.
    oysa bu çeşit uygulamaların sürmesi halinde başörtüsü yasağını kamuoyu önünde savunmak giderek imkânsızlaşacak.

    bir hukuk devletinde, idarenin bütün eylemleri kanundan kaynaklanmak zorundadır.
    o anneyi ya da bir vatandaşı veya öğrenciyi ders yapılmayan bir üniversite binasına başıörtülü olarak girmekten alıkoyacak hiçbir yasa hükmü yoktur. var diyenler yalan söylüyorlar.
    varsayalım ki böyle bir yasa hükmü vardır; o zaman üniversite hastanelerinin de başörtülü hastaları geri çevirmesi gerekir. böyle bir yasa hükmü var ve hastane yöneticileri yine de türbanlı hastaların veya ziyaretçilerin hastane binasına girmesine izin veriyorlarsa ciddi bir suç işliyorlar demektir. bu yazıyı tıp fakültesi dekanları için bir suç duyurusu olarak da okuyabilirsiniz o zaman.

    böyle üç-beş olayın daha yaşanmasının ardından ak parti bir anayasa değişikliği gerçekleştirse ve bunu da referanduma götürse ne olur?
    maalesef türkiye'de rejimin temelleriyle islamcılar değil kendini laik sanan birtakım sersem darbe özlemcileri oynuyor aslında."

    ismet berkan

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=155939
  • "benim gibi olmayan yaşamasın" mantığıyla koyulmuş yasak. bir de "biz onların evlerindeki hallerine karışmıyoruz" saçmalığı vardır ki ne desek boş.