şükela:  tümü | bugün
  • kartal demirag tarafından gercekleştirilmiş suikast girişimi. suikastçinin bir kaç yıl içinde affedilmesini sanırım anlayabilen çıkmamıştır.
  • bir kısım insana göre de özal'ın 1993 nisan'ındaki ölümünün doğru tanımlanması.
  • 19 haziran 1988'de anap kongresi'nde vuku bulmuş olay. suikastçi, turgut özal "...şimdi bu işi değiştirdik. buyur kardeşim!" dediği anda ard arda iki el ateş etmiş; ardından tüm korumalar, suikastçi kartal demirağ'a ateş açmıştır.
    o sıralar sadece 3,5-4 yaşlarında olan ben ise, trt'de defalarca tekrarlanan "...şimdi bu işi değiştirdik, buyur kardeşim!" cümlesini istem dışı olarak dimağıma kazıdım. hâlâ hatırlarım o günü.
  • mehmet ağar'ın ankara emniyet müdürü olduğu dönemde gerçekleşmiştir.
  • cok kucuk yasta olmama ragmen turgut ozal'in dudagini isirarak yere dususunu hala animsarim.
  • turgut ozal, suikast giri$iminin hemen ardindan parmagini siyirip gecen kur$unun actigi yarayi bir bezle sararak ve yaninda semra ozal olmak kaydiyla tekrar mikrofon ba$ina gecmi$ "allahin verdigi cani ondan ba$ka alacak yoktur. ve hepimiz ona teslim olmu$uzdur." $eklinde konu$mu$tur.
  • biz duvar yazisiyiz adlı kitaptan alıntı yaparak pedere şu espriyi yapmış ve fırçayı yemiştim:

    sana bir iyi bir de kotu haberim var:
    önce iyi haber: turgut özal'a suikast girisiminde bulunuldu
    kötü haber: hala yaşıyor
  • parmağının ucundan azcık yaralan özal'ın, kolunu dirseğine kadar sarmalayıp, haftalarca muharip gazi havasında gezdiği olay.

    edit: takip eden entry'lerde, özal'ın aylarca sürdürdüğü duygu sömürüsünün eleştirilmesini haysiyetsizlik olarak niteleyen hakaretamiz ifadeler görürseniz, şuraya yönlenininiz: (bkz: akp nin turgut ozal i sahiplenmesi)
  • anap kongresi 18 haziran 1988’de toplandı. o gün orada türkiye cumhuriyeti’nin başbakanına suikast düzeleneceğinden türkiyenin haberi yoktu.

    kongrenin başladığı dakikalarda şüpheli bir kişi anap genel merkezini aramış ve başbakan’ın öldürüleceğini söylemişti. bu ihbar ciddiye alınmadı. zaten kongre salonunun kapısında da sıkı bir güvenlik önlemi yoktu.[??] salonun orta yeri işportacılar, sempatizanlar, görevliler ve partilililerle doluydu. kürsünün karşısında kurulan bir platforma basın mensupları yerleşmişti. oysa platformun hemen altında bekleyen bir genç kimsenin dikkatini çekmemişti. kartal demirağ.

    program şöyleydi; özallar salonda bir tur atacak ve kendilerine ayrılan koltuklara oturacaklardı. özal koltuğa oturduğu anda suikastçi ile yüzyüze gelecekti. fakat özal salona girince müthiş bir alkış oldu. salonda bir tur attı, sağlı sollu herkesi selamladı. ve oturması gereken yere oturmak yerine teşekkür konuşmasını yapmak için kürsüye çıktı. eğer oturmuş olsaydı kartal demirağ ile arasındaki mesafe üç metreydi. bu küçük değişikliğin hayatını kurtardığını bilmeden konuşmasına başladı. bu sırada emekli savcı olan anap bitlis milletvekili faik tarımcıoğlu ilginç bir ayrıntı yakaladı; salona büyükbir çelek girdi. üç kişi tarafından götürülüyordu. üç büyük gözü vardı. çelenk platformun oraya yaklaşırken tarımcıoğlu “götürün götürün” diye bağırdı. uyarı dikkate alınmadı ve saat tam 12:18 de başkana 10 metre kadar bir mesafeden art arda 2 kurşun sıkıldı ve özal’ı sağ elinin başpamağından vurdu. diğer kurşun başının hemen üzerinden geçmişti. saldırgan komando çevikliğinde taklalar atarak kaçmaya çalışıyordu. bir koruma onu kolundan vurdu. bu sırada herkez panik içinde yere yatarken tarımcıoğlu çevresine bakınıyordu. ve çok önemli bir ayrıntı yakaladı. elinde makinalı tüfek olan bir genç adam, olay yerinden kaçmaya çalışıyordu.

    tarımcıoğlu daha sonra bu adamı teşhis etti. gerçektende ortalık karıştığı anda herkes yere yatarken bu adam makina tüfeğini sol tarafına alarak ve sol koluyla bastırarak kararlı adımlarla kapıya doğru kaçıyordu. kartal demirağ polisler tafından götürülürken özal hastaneye gitmeyi reddediyor ve kürsüye çıkıyordu.

    “allah’ın verdiği canı, o’ndan başka alacak yoktur. ve biz o’na teslim olmuşuzdur.”

    tabi özal bu işin peşini bırakmadı. çekim bantları defalarca izlendi. ve sonunda kesin bir hükme vardı. “suikastçi salonda yalnız değildi ve arkasında bir örgüt vardı.”

    daha sonra faik tarımcıoğlu ile arasında şu konuşma geçecekti;

    “bana ateş etmek için kartal’a verilen silah ancak iki el ateş edebilir. üçüncü en ateş edemez. şarjöründeki yayda bulunan bir mekanizma bunu önlüyor.”

    makineli tüfeği saklayan kişinin niyeti kartal demirağı öldürmek miydi? yani kartal demirağ en fazla iki el ateş edebilecekti. sonra silah çalışmayacaktı ve o makineli adam için çok kolay bir hedef olacaktı. adam o panikle bunu gerçekleştiremeyeceğini anladığı için mi kaçmıştı?

    bu arada başbakanlık koruma müdürü musa öztürk’ün şöförü kubilay yaprak, kartal demirağ’ı hastaneye götürülürken vurmak istedi. ayrıca 23 haziran 1988 tarihli hürriyet gazatesinde, "kartal demirağ’ın yattığı 5. dahiliye servisindeki odaya, eski polis kimliği ile silahlı olarak girmeye çalışan bir polisin yakalandığı” yer aldı.

    tarımcıoğlu tekrar görse tanıyabileceğini söylediği bu makineli tüfekli adamı özal’a anlattı ama savcılık bir şey sormadığından ifade vermedi. [neden ki??]

    suikastin örgüt işi olduğunu konusunda başta özal olmak üzere herkes hemfikirdi. ama suikast “kişisel bir saldırı olarak” mahkemeye geldi. ülkü ocakları dazkırı şube başkanı mhp’li kartal demirağ’ın örgütsel bağlantısı bulunamadı.[bu arada demirağ’ın 70’li yıllarda ülkücü gençlerin eğitim aldığı komando kurslarına katıldığı biliniyor.] dört yıl yatıp çıktı.

    özal’ın son dönemlere kadar yanında olan bir danışmanı, özal’ın devlet mekanizmasında önemli değişiklikler hazırladığı için hedef olduğunu söylüyordu. “adeta sivil bir darbe hazırlıyordu, devlet içinde kendisine direnen güçleri bertaraf edecekti, ama engellendi” dedi. aynı danışmana göre, özal, suikastten sonra örgütün ne olduğunu anlamış, ancak üzerine gitmeye çekinmişti. bu sırrı da çok yakınındaki birkaç kişiyle paylaşmıştı. bunlardan biri kardeşi korkut özal’dı. korkut özal sırrı saklamayı tercih ediyor. şöyle diyor,

    “ bana bunu şöyle ifade etti; ‘bunun ne olduğunu öğrendik’ dedi. tabi açıklanmasını istemiyordu. hala da ben onu emanet olduğu için muhafazaye mecburum.”

    babasının turgut özal’a hep söylediği bir nasihati vardı. “söylediğin herşey doğru olsun, ama her doğruyu her yerde söyleme.”

    özal ortalığın karışmaması için bu sırrı açıklamadı. evet kartal meselesini özal kendisi kapatmıştı. bunu en yakını ve sırrın koruyucularından biri olan kardeşi söylüyordu. bugün hala bu mesele kapalı durmakta. fakat kartal demirağ’ın hayatı incelendiğinde ufak tefek ışık görülebiliyor.

    (bkz: #21229866)

    bir başka konu ise bu kongrenin özal’ın belkide anap saflarında son kongresi. çünkü artık cumhurbaşkanlına aday olacağı partililer tarafındanda biliniyordu.

    sonuç olarak turgut özal suikasti çözmüş ama bu konuyu kapatmayı terçih etmişti. cumhurbaşkanı olduğunda da dosyaları açmadı. nedeni bilinmez...

    not: bu entry'i çok uzun zaman önce private sözlük'te de yazmıştım. iki sözlükte birden olmaması, oradan kopyalanmış pozisyonuna düşmemesi için oradan sildim.

    kaynak: entry'i yazarken can dündar'ın ergenekon kitabı kaynak olarak alınmıştır.
  • özal'ın özel kalemi feyzi işbaşaran takvim gazetesine konuşmuş, suikast girişimin arkasında asil nadir'in olduğunu söylemiş. vay anam vay...

    "devlet denetleme kurulu raporuna göre özal öldürüldü. sizin fikriniz ne?
    olay iki perde. önce 1988'deki kartal demirağ'ın suikast girişimine bakmak gerekir. bize ilk kez orada "dur" denildi.

    kim neden "dur" dedi?
    özal, gazetelere verilen sübvansiyonu kaldırmak istiyordu.
    bunu da açıkça patronlara iletti. bunun üzerine acil toplantı isteği geldi. harbiye orduevi'nin 18. katında patronlarla buluştuk. medyaya giren asil nadir de oradaydı. diğerleri ondan çekiniyordu. çünkü rüzgar gibi esiyordu.
    basında hızla büyüyordu.

    e ne var bunda?
    çok sert sözler söylendi. daha sonra yurt dışına kaçan büyük medya patronu, masaya yumruğunu vurup "sen kim oluyorsun da sübvansiyonu kaldırmaya kalkıyorsun" diye çıkıştı. buz gibi hava esti. bir başbakan, medya patronu tarafından azarlanıyordu. özal soğukkanlı davrandı. sinirlenen medya devi ayağa kalktı, kapıya yöneldi çıkarken geri dönüp beyefendi'yi "bunun hesabını vereceksin" diye tehdit etti.

    yani tetiği çektiren gazete patronu muydu?
    evet oydu. tehdit ortadaydı zaten... biz bu işi çözdük. sonuca ulaşınca da bunu yapanlar yurtdişina kaçtı. o patronla birlikte kaçanlara bakarsan fotoğrafı daha net görürsün..."

    http://www.takvim.com.tr/…t/2012/06/15/devlet-sirri

    fakat, röportajda "özal, öcalan'la görüştü" bölümünü takvim saptırmış: https://twitter.com/…aran/status/213425879563501568