şükela:  tümü | bugün
  • prof.dr. iskender pala'nın millet olarak bir zamanlar ne güzel bir ahlaka sahip olduğumuzdan nadide örnekler veren, olmamız gereken hal için de örnekler almamız gereken çok güzel bir yazısının başlığı, türk milleti olarak bizim ahlakımız.
    yazının tamamı şöyledir:
    türk ahlakı

    “türklerden daha faziletli bir toplum görmedim. oyuna ve eğlenceye vakitleri yoktur. (...) yemeklerini çabuk ve konuşmaksızın yerler.

    yemek isteyen kim varsa; tanıdık, yabancı ayrılmaz, sofraya çağrılır. (...) askerler dahil şehirde silah taşımak yasaktır. düello bilmezler; dövüşmeyi medenî terbiyeden mahrumiyet sayarlar. arada kavga edenler çıkar; fakat kavgayı devam ettirmeleri mümkün değildir; ilk görenler derhal müdahale edip sustururlar. zaten şehirlerde büyük sükunet vardır. kumar ve içkinin dinlerinde yasak olması kavga çıkmamasının sebeplerindendir. ama içki içen, esrar çeken türklere tesadüf edilir; çoğu sosyal durumlarını bu sebeple kaybetmişlerdir. karaborsa ve tefecilik günah ve meçhuldür. (cristobal de villalon, s. 160-161)”

    “bundan başka şunu söylemek istiyorum ki türkler bir şatoyu veya kaleyi aldıkları zaman her şeyi ve resimleri buldukları gibi aynen bırakıyorlar, onları tahrip etmek gibi bir âdetleri asla yoktur. (belon, s. 90)”

    “türkler iyi niyetli insanlardır. birbirlerine bağlıdırlar. birbirlerine iyilik yapmaktan hoşlanırlar. bunları tanrı’nın şerefi için yazıyorum; yoksa türklerin bizim imanımızın dışında kaldıklarını biliyorum. (...) türkler sözlerinin esiridirler. ancak ölü bir türk sözünü tutmayabilir. samimi ve sadık insanlardır. (bertrandon de la broquière)”

    “türkler sokakta rastladıkları yazılı kağıda ve güle basmazlar; yerden alıp bir duvarın üstüne veya dibine koyarlar. (busbecq)”

    “türkler kimseyi türk usulünce yaşamaya zorlamazlar. herkesin kendi mevzuatı ile yaşamasına müsaade eder ve izin verirler. (geoffroy, c.ii, s. 180)”

    “isteyen türk, gerek cuma, gerekse bayram namazında, cami içinde veya avlusunda, cemaat ortasında, düşmanı kim ise ondan af diler. affı yaş ve makamca küçük olan ister. muhatabı, kesin şekilde ve cemaat önünde affettiğini söylemeye mecburdur. sonra elini öptürür ve kucaklaşırlar. bir kere barışmış olan iki düşman, eski anlaşmazlıklarından dolayı birbirlerine kötülük edemezler. böyle bir şeye cesaret eden kişi, hem toplumla, hem allah’la alay etmiş sayılır ve lanetlenir; fena muamele görür, kendisine inanılmaz. (villamont, s. 252)”

    sözü uzatmayalım; sayın yılmaz öztuna’nın tarih sohbetleri’nden (s. 286-290) derlediğimiz yukarıdaki satırlar xvi. yüzyılda türkler arasında bulunup da anılarını veya raporlarını yazan kimi seyyah, kimi diplomat, kimi asker, kimi esir gayrimüslimlere aittir. düşmanı oldukları bir toplum hakkında kendi milletlerine karşı dürüst davranıp sahih bilgiler vermeleri, hiç şüphesiz türkler hakkında iyi niyet beslemelerinin değil, objektif davranmalarının bir sonucudur. nitekim aynı yazarlar kitaplarının bazı yerlerinde garazkâr ifadelere de yer vermekten kaçınmamışlardır. burada dikkatinizi çekmek istediğimiz husus, türk milletinin toplumsal ahlak ve sosyal düzeninden bahsedilirken, hemen bütün kaynakların ittifak ederek benzer şeyleri söylemek zorunda kalmalarıdır.

    imdi, söz konusu ettiğimiz alıntılar üzerinde ayrı ayrı düşünüldüğünde, her bir uygulamanın xvi. yüzyılı, yine batılıların adlandırmasıyla neden “türk asrı” yaptığı daha iyi anlaşılır. o halde bu dediğimizi şöyle okumak da mümkün: nerede ve ne zaman olursa olsun, bütün gelişmeler, bütün askeri ve siyasi başarılar, bütün zenginlik ve refah, bütün... bütün... hep güzel ahlak ile ivme kazanıyor, onun sayesinde insanlık için katma değer üretiyor. peki o halde soru şu: xvi. yüzyılda imrenilerek izlenen bu millet daha sonraki yüzyıllarda ceste ceste nasıl da inhirafa uğrayıp toplumsal desenlerini kaybetti; nasıl da asaletinden tavizler verip ahlak anlayışını değiştirdi?!.. faraza bu satırları birer kez daha okuyup kendimizi tek tek değerlendirmeye alsak, acaba bizim hakkımızda yazılan bunca şeyi yalanlamak için çırpındığımız sonucuna mı ulaşırız! veya bir yabancı bu satırlardan yola çıkarak türkiye’ye gelse, yanlış bir seyahat yaptığına mı kanaat getirir!.. eğer öyleyse, türk milletine, yerde bulduğu kağıdı veya gülü, üstüne basılmasın diye bir duvar kovuğuna koydurtan o rafine anlayışın neşet ettiği ahlakî değerlere ve irfanî geleneğe ne oldu?!..

    ben kendi hesabıma çevreme bakıyorum, insanları gözlüyorum, haberlere kulak veriyorum ve sonra şüpheye düşüyorum; acaba atalarımız hakkındaki bütün bu yazılanlar mı yalan; yoksa biz mi onların torunları değiliz?!.. lütfen yukarıdaki satırları bir kez daha ve üzerine basa basa okuyun; çook farklı şeyler bulacak, çook ayrı yolculuklara çıkacaksınız!..

    10.02.2005
  • kapılar kapalı oldukça, kimsecikler duymadıkça "her şey mübahtır" şeklinde özetlenebilir.
  • ikiyüzlüdür. namus, töre kisvesi altında insan hayatına son verebilir. tabi bunun yanında reşit olmayan çocuklarla evliliği, cinsel ilişkiyi mübah görür... aman konu komşu duymasın sözlerinin işitildiği o evlerde ensest ilişkiler yaşanır. özgüveni gelişmemiş, cinselliğe aç olan erkekler tecavüzü kendilerinde hak olarak görür. toplumsal olarak sakat olan bu anlayışı destekleyen hukuk sistemi de, türk ahlakının iki yüzlü bir yansımasıdır.
  • maalesef en üst düzey yöneticisinden sade vatandaşa kadar bakıldığında görülebilecek "çukur" seviyedeki ahlaktır.tabii günümüzde...ve yaklaşık 15 senedir.

    istikrar ...
  • sokakta öpüşen çifti linç edip 8 yaşındaki kızı karılık yapsın diye gerdeğe sokandır.
  • aslında, ortadan keskin çizgiler ile ikiye ayrılan türk toplumunun hangi tarafına baktığınıza göre değişen ahlak anlayışıdır.

    ben, toplumun aydınlık, emekçi, ilerici ve iyi yürekli insanlarının olduğu yüzüne bakıyorum. orada, kardeşlik, paylaşım, sevgi, emek vermek, vs. güzel erdem ve değerler var.

    diğer tarafını bilemeyeceğim. bilmek de istemiyorum açıkçası.
  • araplardan örnek alınmıştır.
  • tanım yapmayı unutmuşum evet editi: koca bir eşek şakasıdır. sizi hınzırlar sizi...

    biliyorsunuz; bir yıldan fazla bir zamandır memleket çapında büyük bir tiyatro gösterisi oynanmaktadır. ben bu duruma her gün yeniden hayret etmekten yoruldum ve oldukça sıkıldım artık. bu nedenle; beni ezkaza okuyan herkesi hadsizlik yaparak asgari bir ahlak zeminine çekme girişiminde bulunmak istiyorum. (hadsizlik dediğime bakmayın, az sonra örneklendireceğim tiplerin yanında benim hadsizliğimin esamesi okunmaz)

    arkadaş! hemen hemen hergün çeşitli ortamlarda siyasi tartışmaların içerisinde bulunuyorum ve tabi ki konu hep iktidarın yolsuzluklarına hırsızlıklarına geliyor. işte o an, sanki start fişeği atılmış gibi o bitmek bilmez, berbat piyes başlıyor. bir anda iktidar yanlıları, iktidarın hırsızlık ve yolsuzluk yapmadığını, ortaya saçılan tapelerin, görüntülerin, belgelerin baştan aşağı kurmaca olduğunu, hileli olduğunu hönkürmeye başlıyorlar. "lan olm, ciddi misin, geyik mi yapıyorsun" diyorum. adam resmen ciddi ciddi bunu savunuyor buna inanıyor görünüyor. adam harbi yetenek amk. bir türlü bu salak tiyatroyu durduramıyorum. kaç kere "olm yapmayın şunu lan, bir oyun oynuyorsanız banada söleyin bende dahil olayım" diyorum. yok abi, ser veriyorlar sır vermiyorlar. la, gider gibi yapıyorum gülüyorlar mı acaba diye aniden arkamı dönüyorum, tık yok. haber kanallarını açıyorum, olmadı öyle birşey hepsi ilizyondu babında birşeyler söyleniyor, siyasileri dinliyorum, yolsuzluk mu yapılmış, kim hırsızmış, ne zaman? allah allah! hepsi şaşkınlık içerisinde. adamın biri daha geçen gün tapeleri yakalım, tapeler anlamsız aile içi görüşmelerdir dedi yahu...

    velhasıl kelam; akıl sağlığımdan şüphe eder oldum lan memlekette. bu yüzden kendi kendime bir taktik geliştirdim ve hiçbir zaman sizin amaçladığınız gibi bir gerizekalıya dönüşerek; "yolsuzluk yokmuş ya laaa" dememeye karar verdim. amacınıza ulaşarak bana gülmenize arkamdan "en sonunda yolsuzluğun olmadığına inandı gerizekalı" demenize izin vermeyeceğim. ortada tapelerle, görüntülerle ve belgelerle buz gibi bir yolsuzluk ve hırsızlık var. hepimiz hatta iktidardaki her bir milletvekili de biliyor olm bunu. gerizekalı mısınız? salak salak şakalar yapmayın bana.

    gelelim asgari ahlak meselesine, ön koşul şu;
    -ortada buz gibi net bir yolsuzluk ve hırsızlık mevzusu var. bunu bi cebinize koyun. sonra;

    asgari ahlak 1: yolsuzluk var ama adamlar bana 600 tl. yoksulluk maaşı bağladı bu yüzden onları destekliyorum.

    asgari ahlak 2: tamam adamlar hırsız ama cemaat adlı bir terör örgütü bunu ortaya çıkararak yönetimi ele geçirecek ve herşey daha kötüye gidecekti o yüzden iktidarı destekliyorum

    asgari ahlak 3: yolsuzluk var eyvallah da, iktidar zenginleşirken bende çeşitli statüler elde edip onlarla birlikte zenginleşiyorum, bir nevi win to win durumu, kaybeden yok, dostum.

    asgari ahlak 4: bugüne kadar gelen tüm iktidarlar yolsuzluk ve hırsızlık yaptı, nihayetinde bunlarda yapıyor ama yol yapıyorlar, köprü yapıyorlar, havaalanı yapıyorlar, yiyorlar ama çalışıyorlar.

    asgari ahlak 5: tamam dostum bak bunlar hırsız ama ben bugüne kadar yolsuz ve hırsız olmayan bir iktidar görmedim ki yani aksini bırak düşünmeyi, kafamda tasavvur dahi edemiyorum.
    vs. vs. örnekleri çoğaltmayacağım dilediğiniz gibi kendinize uyarlayınız.

    bu arada; olm bak ciddi ciddi, ortada bir şaka falan dönüyorsa söleyin artık, iyice tadı kaçtı bak, "amma yedik ha siz salak solcuları/ulusalcıları/muhalifleri/ülkücüleri" falan deyin, hep beraber gülelim amk.
  • herkes evinde çocuklarına ahlak dersi verir, öğretir ayrıca evde pratikte kullanılır ama hayatta bir çok yerde kullanılmaz ve şok üstüne şok yaşarsın. türk ahlakı diye bir şey yok. makyaj süper ama içi pis.