şükela:  tümü | bugün
  • sektörün bir çalışanı olarak sorunları bir kaç başlık altında toplamaya çalıştım. şu an kaç başlık altında topladığımı ben de bilmiyorum. yazı bittiğinde birlikte öğreneceğiz. konu sektör dışındaki insanlar için sıkıcı olabilir, şimdiden uyarayım.

    1- yapım şirketleri ve yapımcılar: bir dizinin maliyeti sezon ortalaması olarak 250-500 bin lira arasında. tabi bu dizi iyi reyting alır ve sezon boyunca yayınlanırsa. üç bölüm sonra patlarsa bölüm maliyetleri de artıyor. türkiyede yapımcılar yaptıkları üç diziden birisini sezon boyu devam ettirebilirse çılgın paralar kazanıyor. raiting sıralamasında ilk üçe giren bir dizinin kanala satışı en az bir milyon lira. bir dizinin bir sezon devam etmesi demek 30-35 bölüm boyunca bu parayı kazanmak demek. türkiyede 10 sezon devam eden diziler var dikkatinizi çekerim. işte bu işi yapan arkadaşlar yapımcılar. on senedir sektördeyim daha sinemadan anlayan, estetik yargıları ve ya kreatif yönü olan bir yapımcıyla karşılaşmadım. genelde ilgilendikleri şey, paradır. sinemadan anlamazlar ama paradan çok iyi anlarlar. birincil gündemleri para kazanmak, ikincisi de hükümetle aralarını hoş tutmaktır. ayda bir defa sete gelip oyuncularla ve yönetmenle boş boş muhabbetler yapıp giderler. hani dükkan ne durumda diye kontrol ediyor. aniden büyüyen bir sektör olduğu için eski müteahhit, ayakkabıcı, pideci falan olanları vardır. işte bu adamlar projelere onay verir, para yatırır. vizyonsuzluk da buradan başlar. bunların parasını yöneten, uygulayıcı yapımcı, yapım koordinatörü, yapım sorumlusu, prodüksiyon amiri, gibi alt kademeleri vardır. asıl sorun bu tiplerde başlar. tek eliyle, sigara paketi, araba anahtarı ve güneş gözlüğü tutabilen herkes uygulayıcı yapımcı olabilir anladığım kadarıyla. sektörde herkes bu tayfanın indirdiğini bilir. en güvenilir olanı en az indirenidir. bunlar daha çok kölelik dönemindeki işbirlikçi zenciler gibidir. aslında orta gelirlidir ama şirketin emekçileri sömürmesi için ellerinden geleni yaparlar. çünkü şirket ne kadar sömürebilirse onlar da o kadar cukka yapabilmektedir. prodüksiyonun hiyerarşisi düştükçe zeka oranı da o düşer. prodüksiyon amiri ve asistanları genelde mahalle çocuklarıdır. oyuncuları sete getirmek, evine götürmek, setteki araç trafiğini düzenlemek gibi görevleri vardır. genel de kaba saba heriflerdir. (güzel çocuklar da yok değil) özellikle kaba saba heriflerden seçilirler çünkü amına koyduğumun sektöründe bütün dizilerin bir kenar mahalle aksı vardır. illaki istanbulun en sikko mekanlarında, torbacı muhitlerinde yaşayan bir karekteri vardır. işte o mahallelerdeki çekimlerde mahallenin itiyle kopuğuyla bunlar uğraşır. teröristlerle mücadelede kullanılan kontragerillanın sonralarda ülkenin başına bela olması gibi, bu arkadaşlarla da sette biz uğraşırız.

    2- yönetmen: akp sonrası dizi sayısı yüzde altıyüz oranında artınca özellikle beş sene öncesinde sektörde büyük bir patlama yaşandı. arapların, rusların, balkanların hatta latin amerikanın türk dizilerine talip olması sonucu piyasada inanılmaz bir yönetmen arayışı başladı. türkiyede yönetmen sinematografik yetkinlik olarak değil piyasa şartlarına uygun olmak üzerinden değerlendiriliyor. nedir bu? dünyada bir sinema ürünü en fazla günde 2 senaryo sayfası çekilerek üretilir. iran, pakistan sineması dahi üç aşağı beş yukarı bu kurala uyar. türkler bu mantığı değiştirdi. günde 35 sayfa çeken yönetmenler var. bakın bu bir dünya rekorudur ve açık aradır. dünyadaki herhangi bir sinema filminin kamera arkası görüntülerini açın izleyin. sakin, huzurlu bir sanat ürünü ortaya çıkarmanın naifliğinde çalışan, konuşan, tartışan insanlar göreceksiniz. biz de ise koşturarak hayvan gibi lambaları, malzemeleri taşıyan ışıkçılar, sinir küpü olmuş bir yönetmen, çalışmaktan anası sikilmiş bir teknik ekip, üç, dört gündür yıkanamamış kadın emekçiler görürsünüz. lan bunların üreteceği yapıttan ne olur aq. işte türkiyede yönetmen bu şartları gören ve kabul eden adamdır. amerikada 3-4 ayda çekilen bir bölümü bir haftada çeken adamdır yönetmen.

    3- teknik ekipler: reji ve kamera grubu dışında sinema mezunu olan yok gibidir. barda çalışırsam ayda 2000 kazanırım, sette sanat asistanı olursam ayda 3000 kazanırım mantığı ile setlere gelip üç beş ay sonra kıçını tuta tuta kaçan tayfadır. buradan eski bar çalışanlarına sesleniyorum abi, sete gelmeyin burada size ekmek yok. kamera ve reji grupları genelde küstah ve götü kalkık olur. okullu oldukları için diğer ekiplere üstten bakarlar. aq üçüncü sınıf sikindirik sinema ürünleri üretiyorsun dalyarak, utanman gerekirken neyin egosu bu?

    4- oyuncular: türkiyede oyunculuk da türk tipidir. şizofrenini mi ararsın, sapığını mı, alkoliğini mi, kokainmanını mı, her türlü manyakla karşılaşabilirsin. iyisi yok demiyorum.( halit abi hürmetler) ama oynadıkları karakterleri kaldıramadıkları çok olur. hani mafya dizisinde oynayıp, kendisini gerçekten mafya sananları duymuşsunuzdur. bi dizide padişahı oynayan yavşak, dialogu unuttuğu için ceneviz elçisine kılıçla vurmuştu aq. kadını erkeği ayrı derttir. mahallenin bakkalı, çakkalı bin tane farklı sosyal ortamdan insanla konuşurum, bu kadar acayip insanlarla dolu bir ortam görmedim. aq gidip bir dizinin en sevimsiz yan karakteri olur, öbür gün yanına yaklaşamazsın. seninle konuşurken seni aydınlatılması gereken halk yığını olarak görür. ( kendi adıma bu tipleri günün ilk ve son sahnelerine koyup, sabahtan akşama kadar çuval gibi bekletip terbiye ediyorum) işte bu tipleri kullanarak bir sanat ürünü ortaya çıkarmaya çalımak da büyük bir problemdir.

    5- yardımcı oyuncular: sektörün en büyük problemlerinden birisi yardımcı oyunculardır. ne lafını ezberleyebilir, ne durması gerektiği yerde durabilir. sürekli kaybolurlar, gece iş bitmeden kaçarlar. adamın tek görevi fonda yürümektir mesela ama gelip kırk tane soru sorar, böyle mi, böyle iyi mi diye? ilk defa mı yürüyorsun aq, siktir git a noktasından b noktasına yürü işte. dialoglu ise diğer yardımcı oyuncularla muhatap olmaz. elinde bir kağıt akşama kadar sahnesini bekleyip bir cümlelik dialoguna çalışır. sekiz saat sonra sahnesi çekilirken o amına koyduğumun tek cümlesini söyleyemez. cümlede işte dizilerden bildiğiniz gibi ya ' hakkınızda şikayet var bizimle karakola geleceksiniz ' ya da ' elimizden geleni yaptık şimdilik durum stabil, allahtan ümit kesilmezdir'. yazarken bile kızdım ibnelere ya.

    6- makyaj odasındaki detay gösteren aynalar: bu aynaların diğer aynalardan farkı cismi daha büyük ve detaylı göstermesi. oyuncular hazırlığa girerler ve kendilerine bu aynadan bakarlar. bak o siktiğimin aynası bütün gözenekleri gösterir insana. oyuncu tatmin olana kadar saç, makyaj çalışması devam eder. sabah kimse görmesin diye filmli araba camı kadar güneş gözlükleri ile sete gelen oyuncular, o aynanın karşısına geçip saatlerce oyalanır. gözlüksüz dolaşabilecek insaniyete gelene kadar o tornada zaman geçirirler. tabi bu yardımcı yönetmenin yaptığı programın aksamasına sebep olur genellikle. o ayna var ya o ayna, türk dizisinin en büyük problemidir aq.
  • sinema sektörünü bilemem ama dizi sektörünün tek bir sorunu vardır; yerli dizi yersiz uzun. normal olması gerektiğini gibi her bir dizi bölümü 45 dakika civarında çekilirse göreceksiniz ki diğer sorunlar en az yüzde doksan oranında kendiliğinden çözülmüş olacaktır.