şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ekonomist olmamama rağmen ancak iktisat ve ekonomi tarihini çok okumuş bir insan olarak bizim ekonomik sıkıntımızın temelinde çok büyük bir felsefik sorunun yattığına inanıyorum. sorunun ismi kapitalist liberal ekonomi. akp başa geldikten sonra türkiye az da olsa karma ekonomik sistemde olan konumunu nerdeyse tamamen kapitalist liberal ekonomiye kaydırdı. bunu nasıl yaptı devlete ait zarar eden veya ettirilen tüm şirket ve yapıların çoğunu özelleştirdi ki bu halk arasında " aaa ülkeyi satıyorlar olarak algılandı. "

    akp'nin liberal ekonomik sistemi şöyleydi; devlet bir şirket ve yapı kurmaz . ülkenin ihtiyacı olan alanlara teşvik yapar, paket açıklar, halk gelir şirket açar üretimi karşılar ihracat yapar devlet vergi üzerinden payını alır.aslında bir devlet için güzel bir sistem. ama şunu atladılar, türk insanının genlerinde tüccarlık ,ticaret, sanayicilik yok.bizim atalarımız askerlikle uğraşan hayvancılık yapan çiftçilerdi. istisnalar dışında hiçbir zaman deniz kıyısında yaşayıp deniz ticareti yapan, yüzyıllardır şehirlerde yaşamış burdaki pazarlarda tüccarlığı genlerimize işletmiş, deve kervanlarıyla yüzyıllarca mal taşımış bir millet olmadık. bilimsel olarak bir kaç nesil tarafından tekrarlanan davranışlar artık o insanların genlerine işliyor ve kalıcı oluyor. bu fiziksel özelliklerde bile geçerli kutuplara gidin yaşayın kardan yansıyan güneş yüzünden 5 nesil boyunca gözleriniz çekikleşir sonra afrikaya gitseniz bile çocuklarınız çekik gözlü doğar. veya beyaz tenli karıştırıyor olabilirim. yani bu özellik bizim genlerimizde yok. zaten osmanlı'da da , selçuklu da da ticaret ve zanaatkarlık genelde gayrimüslimler üzerinden ilerlemiş bir sektör. kurtuluş savaşından sonra gönderilmeleriylede elimizde kalan bir avucu ülkenin tepe noktasını oluşturuyor zaten.

    tabi birde devlet eliyle desteklenen sabancı ve koç var. yıllarca sabancı sabancı kayserili adamlar vs . denildi. kayseriye gidin bakın şehirde ermenilerin ticari hayatta çok büyük izleri var. çarşıya girin bir tane kuyumcu bulamazsınız hepsinin ismi sarraf. yani belliki sabancının geçmişinde de bir ilişki var. koç'un geçmişinide bilmesemde cumhuriyet kadroları tarafından 100 yıldır itelene itelene bir yerlere gelmiş bir oluşum. o yüzden akp'nin bu teşvik sistemine bağlı liberal ekonomi'nin işe yarayacağı bir toplum yapısına sahip değiliz. çünkü ;

    + bizim sanayicimiz hiçbir zaman riske girip ileri teknolojilere yatırım yapmaz
    + parasını riske atmaz. binbir garantiyle bir işe girer.
    + koç gibi elaleme sıfırdan araç yapar ama o firmalar darılmasın diye milli araba yapılamaz intihardır der.
    + arge nedir bilmez , girişim ruhu yoktur , zaten ticari olarak ihracat ilişkilerinde bireysel olarak patronlar sıfırdır.
    + bir sektörü tutturdumu ölümüne oradan devam eder yatırım yapmaz.

    halka dönelim ;

    + elinde bir parası olursa asla ticarete girmez, direk ev alır kira yer kendini garantiye alır
    + çiftci devletin verdiği teşvik kredisiyle yatırım yapmaz gider oğlanın kınasını düğününü yapar.
    + tarladan biraz kar etsin üretimi arttırmak için iyi tohuma gübreye ilaca yatırım yapacağına gider ihtiyacı olmamasına rağmen traktörü büyütür yenisini alır çeker ilçe kahvehanesinn önüne birde ağzında sigara hava ata ata kağıt oynar.
    + şehirde kobi kredisini çeken kobi biraz beli doğrulttumu işletmeyi büyütmez gider bmw 5.20 alır dik yaka gömlek kızlar seri köz getir tayfa olur.

    o yüzden türk insanı iyi askerdir, çalışkandır, zekidir, vicdanlıdır ama iyi tüccar değildir, sanayici hiç değildir. koskoca türkiye ekonomisi de devletin teşvikleriyle özel sektörün keyfine bırakılacak bir sektör asla olmamalıdır. bizler abd değiliz orada make money yani para yapmak gibi bir kültür var. insanların en büyük amacı biraz para kazanıp bir şirket bir kuruluş kurup büyümek. orda tabi devlet teşvik yapar özel sektör hemen doldurur.

    o yüzden bizim çözümümüz = karma ekonomik model, devletçilik, devletçilik, devletçilik'dir .

    bu sistemde devlet bir alanda şirket veya ithalat fazlası gördüğünde teşvik yapmaz. direk o alanda bir şirket kurar . bu şirketi devlet büyütür bir seviyeye getirir bu şirket tam devletçi modelde devlet şirketi olarak devam eder, karma sistemde ise devlet şirketin bir kısmını özel sektöre satar veya halka açar kademe kademe özel sektöre kaydırır.

    atatürk döneminde her ne kadar izmir iktisat kongresinde liberal bir izlenim verilse de - ki bunun sebebi lozan'ın imzalanması içindir(ayrıntı isteyen özel mesaj atabilir)- o dönemdeki kurulan sanayi devletçilik sayesinde kurulmuştur. 1929 ekonomik krizinden bu ülke devletçilik sayesinde kurtulmuştur. devam eden nato'ya giriş dönemi, amerikanlaşma ve demokrat parti dönemlerinde birazda demokrat parti varlık vergisi ve milli koruma kanunu'nun gazıyla başa geldiğinden ve bu vergilerin devletçilik ile bağdaştırılmasından devletçilik biraz ötelendi zaten nato ve abd etkisi üstünden silindir gibi geçti. bu sistem doğru uygulanırsa halkımız için en etkili ekonomik sistem gibi bunun en güzel modern örneğini savunma sanayisi'nde görüyoruz. devlet destekli kurulan şirketler devamlı ordu tarafından sübvanse edildi müsteşarlıkta şirketleri yapılanma ve arge konusunda kordine edince bir ana savunma sanayisi ve birde özel savunma sanayi şirketleri çeperi oluştu. ben açıkcası tskgv'yi bir özel sektör olarak görmüyorum.

    şimdi gel gelelim şu an içinde olduğumuz ekonomik duruma ne yazıkki kötü bir durum. bizim bu durumdan kalıcı olarak çıkmamızın tek yolu ;

    yurtiçinde tl ile yatırım yapıp üret, yurtdışına dolar ile sat.

    kısaca üret,üret,üret.

    ve bunu en hızlı nasıl yapabiliriz = devletçilik.

    en hızlı hangi sektörlerde yapabiliriz = tarım ve hayvancılık, tekstil, yazılım, enerji

    tarım ve hayvancılık : senelerdir tarım ülkesi olarak nitelendirildik ama ne yazık ki şu an dışardan büyük oranda tarımsal ürün ve hayvan ithal ediyoruz. ve çoğunda dolarlarda dışarıya gidiyor. arkadaşlar ülkemiz cennet ama ne yazıkki en kötü çiftcisinin evinde tarımla ilgili en az 15 kitap varken bizim bunlarla şu anki sistemle mücadele etmemiz zor. o yüzden bu işe devletin girmesi şart. keza bizim miletimiz zaten aylık garanti kazancı sever.

    o yüzden devlet belirli süre ekilmeyen arazilere veya devlet arazilerine üretimden yüzde pay karşılığı devlet tarım arazileri kapsamına alıp çiftcilerin garanti asgari ücret karşılığı ziraat mühendisleri tarafından yönlendirilerek tamamen modern tarım araçları ve tarım yöntemleriyle tarım yapacağı aynı sistemin hayvancılık konusunda da uygulanıp devlet çiftliklerinin kurulacağı ve hayvanların tam üretkenlikte hayvanların her şeyinden yararlanıldığı bir sistemin kurulması ve halkın burda verimle çalışması daha mantıklı. ayrıca devlet nerde ne yetişeceğini ne kadarın yeterli olacağı ve ne kadarın ihracata ayrılacağını belirleyeceğinden gayet verimli olacağı malum.

    ayrıca bu ofisler bir tsk vazifesi görür ise ve bir tarım sanayisi müsteşarlığı kurarsa ülkemizde tarım sanayisinin gelişeceğini ve ülkeye dolar sağlayacağını düşünüyorum.

    tekstil : senelerdir tekstilde başa oynayan bir ülkeydik. hatta tekstil pamuğu yetiştirmek için gap gibi büyük bir projeye giriştik. ama ne oldu çin o müthiş üretim altyapısı ile özellike ucuz kuma ve tekstil ürünlerini sirkülase ettiler. bizim burada yapmamız gereken daha kaliteli dokuma hammaddelerine yatırım yapıp bu türleri yetiştirip hali hazırdaki tekstil şirketlerini yurtdışına yaymak için devletin ya kendi şirketini kurması yada bu şirketlere ortak olması lazım.

    yazılım = getiri sağlaması en kolay alanlardan birisi. devlet ortaklıklı bir kaç yazılım şirketi kurulup bu şirketlerin proje başvurusu tabanlı çalışması mantıklı olur. değerli projeleri toplayıp bunlar üzerine çalışmak için türkiyenin en iyi yazılım mühendislerini aselsan gibi toplayacak bir kuruluş ülkemize çok ciddi dolar girdisi sağlayacaktır.

    enerji = arkadaşlar ülkemizin cidden kanayan yarası ülkedeki doların yaklaşık 3 te 1'ini ıınmak ve üstünden elektrik üretmek için doğalgaz'a ve araçlarımız ve çeşitli alanlar için petrole veriyoruz. ve evet ülkemizde petrol ve doğalgaz yok kadar az . biz bu iki bağımlılığımızı ne kadar azaltabilirsek o kadar bizim için iyi olacak. çok büyük bir kazanç cebimizde kalacak.
    peki bunu nasıl yaparız ? ilk olarak başta temiz enerji yatırımları ve en önemliside ne yazıkki çabukcak nükleer enerjiye yatırımı arttırıp nükleer santral yapabilir seviyeye gelecek teknoloji transferini sağlayıp kendi santrallerimizi yaparak ülkedeki enerji üretim kabiliyetine çağ atlatmamız lazım .

    çünkü eğer böyle yaparsak milli otomobil projesinede destek olack şekilde ülkede elektrikli otomobili teşvik ederek petrole olan ihtiyacı aşırı düşürebiliriz, amerikadaki gibi klima bazlı elektrikle soğutma ve ısıtma sistemlerini ülkemizde yeni yapılarda şart koşarak doğalgazdan ve tabiki doğalgazla işleyen elektrik üretim tesiserini kpatarak doğalgazada iden parayı aşırı sınırlayarak bütçenin yüzde 20-30'una yakın bir dolar'ı ek kazanç gibi cebimizde muhafaza edebilir ve enerjide bağımsız olabiliriz.

    sanayi : bu alanda da güney korenin zamanında yaptığı gibi her alanda belirli devlet ortaklıklı ve destekli şirketler seçerek bunları bir thy gibi uluslararası arenaya çıkarmak ve bir savunma sanayisi müsteşarlığı modeli veya bu modelin evriltilmiş versiyonlarını uygulamamız lazım. mesela buna togg ile başlayabiliriz. ama bu sektörde de devletçiliğin olması itici güç olması şart. çünkü riske girmeyi düşünen dünyayı takip eden bir sanayicimiz yok.

    tabi bunlardan ayrı bütün bu sektörlerde çalıştırmanız gereken bir nitelikli iş gücü kısmı var . ve bu eğitimle ilgili kısım bambaşka bir konu. belki onuda başka bir yazıda fikirlerimden bahsederim. kısaca benim düşüncem ve fikirlerim budur. doğru bulunur veya bulunamaz.