şükela:  tümü | bugün
  • bir türk erkeği adayı olarak vurgulamak istediğim hebe.

    abi bize ne kızıyosunuz ya? neden hizmetçi aramakla suçluyosunuz bizi? anamız bizi böyle alıştırdı. yedirdi, içirdi, elbiselerimizi ütüledi, çamaşırımızı ütüledi, hastayken tedavi etti, ağladığımızda sarıldı, konserve yaptı, elbise dikti. eve sarhoş gelen babamız dişlerimizi gıcırdattığımız için bizi dövmek isterken araya girip şamar yedi.

    eeee. biz bunun yarısı kadar eş istemişiz çok mu? nedir bu isyan? yuvayı dişi kuş yapar kimse bunu size öğretmedi mi? hem unutmayın orada attığımız bir gol burada iki gol.

    e o zaman daha ne?
  • türk erkeğinin en büyük yarasıdır.

    kendini işini görmekten aciz bir sığır ordusu üreten annelerimiz bunu matahmış gibi bizlere yansıtır. sanki elimiz iş görürse kendi söküğümüzü dikersek değerimiz düşecekmiş gibi davranırlar. "aman oğlum yorulmasın", "aman oğluma yakışmaz böyle hallere girmek" gibi bir yaklaşımla prens yetiştirdiklerini zannederken bildiğin çiftlik danasına çevirirler adamı.

    hal böyleyken evlilik sonrasında da işler sarpa sarıyor. karı-koca bir halt beceremeyen bir kompozisyon oluşturduklarından, ana-baba ve kaynana-kaynata ekibi eve daha müdahil olarak evliliğin içine sıçabilme potansiyeli oluşturuyorlar. bu birinci dezavantajı.

    ikincisi ise her şeyin hazırlop bir konumda geliyor olması. bu durum hayal kurma, emek sarfetme ve kazanma döngüsünü eksik bırakıyor türk erkeğinde. böyle olunca da tatminsiz, mutlu olmayı bilmeyen, götünü kaldırmaktan aciz hormonlu bir nesil yetişiyor. anne ise kendince ne kadar iyi bir anne olduğunu düşünerek mutluluk duyuyor.

    türk annesi genel itibarı ile kötü bir ebeveyndir. çocuğunu birey olmaya hazırlamaktan acizdir, onun yerine izole bir prens yetiştirmeyi tercih eder. bu durum iş hayatına bile yansır. türk milleti çalışmaktan çok çalışıyormuş gibi göstermeyi tercih eder. dünya'da en çok çalışma saatlerine sahip ülkelerden biri olmamıza rağmen verimlilik sıfıra yakınsadığından hiç bir mekanizma düzgün işlemez.

    türk aile yapısı bu haliyle övülmekten çok uzak, revizyona uğraması gereken, televizyonlarda eleştirilmesi gereken bir tablo çizer.
  • annesiyle erken yaşlarda bağını koparmayan hiç bir erkek başarılı olamaz. bütün büyük adamlara bakın anneleriyle ilişkileri çok erken yaşta kopmuştur.
    üstelik türk annesi kız erkek farketmez yavrusunun bir birey olduğunu zor kabul eder. çocuğunu da kocası gibi yönetmeye çalışır.
    bu ülkede doğurmak kadına çocuk üzerinde ölene kadar mülkiyet hakkı veriyor.
    sonra benim çocuğum neden yavşak. al işte sen yetiştirdin.
  • yüzde yüz doğru tespit. işin acı yanı bu ülkenin havasından mıdır suyundan mıdır bilmiyorum, eğitimli, okumuş gün görmüş kadınların konu oğullarına gelince okuma yazma dahi bilmeyen bir anneden farksız davranmamalarıdır. daha da garibi hayatları boyunca tanıdıkları erkeklerde kınadıkları, kızdıkları tüm öğeleri oğullarına aktarmak konusundaki heyecanlarıdır. bu annelerin en tehlikeli olanları ise eşlerini kaybetmiş ya da daha kötüsü eşiyle arası bozuk olanlardır. sorunlu olarak yetişen bu erkek çocukları da gün gelince başka bir kadına sorun olmaktan dışında bir şeye yaramamaktadır. bu nedenle erkek seçiminde adamın annesi ile olan ilişkisi, annesinin tarzı tavrı büyük önem arz eder.
  • sadece erkekler değil ülkece komple ebeveyn kurbanıyız dediğim başlık.

    sebebi de fark edilen yanlışların örf adet, biz böyle gördük mantığıyla devam ettirme konusundaki ısrarcılık. gerçi son dönemlerde insanların gömlek değiştirir gibi evlenip boşanmaları ve bir sene içerisinde çocuk yapma sevdaları yüzünden bunlara yeni problemler de eklendi.

    böyle böyle kısır döngü şeklinde ne istediğini bilmeyen nesiller gelmeye devam ediyor işte.

    ulu manitu akıl sağlığımıza mukayyet olsun. çok amin.
  • (bkz: babasının prensesi)

    annelerimizden dolayı ne gibi bir mağduriyet yaşadığımızı merak ettiğim tespitimsi.
  • kesinlikle var olan bir durum. allah, anneleri başımızdan eksik etmesin zira annesiz bir hayat geçirmek çok zordur.

    anne genetiği diye bir şey olsa gerek. bu genetik kodlama tamamen yavrusunu koruma içgüdüsü üzerine kuruludur. bu aşırı koruma isteği çoğu zaman işleri kolaylaştırsa da genel anlamda çocukların elini kolunu bağlamaktadır.

    bu noktada kendi annemden bahsetmek istiyorum. kendi yavrusu olsun olmasın her kaza, bela, ölüm olayında kendi başına gelmişcesine üzülür. bu yüzden haberleri izlemesini babam yasakladı da sanki babamı takacak. işte bu kadın bize çevremizi algılar algılamaz bazı direktifler vermeye başladı. hırsızlık yapmamak, küfür etmemek, eve geç gelmemek, mahalledeki çocuklarla kavga etmemek, olaylara karışmamak, kavga ayırmamak ve belki de en travmatiği büyüklere karşı saygılı olup onlara abi/abla demek. bu saygı meselesi kağıt üzerinde oldukça şık dursa da olumsuz yansımaları 30'lu yaşlarda bile ortaya çıkabiliyor. hâlâ bile kendimden 2-3 yaş büyüklere abi diyorum. abi demezsem kendimi saygısız hissediyorum. çok saçma ama var böyle bir şey.

    musevi inancında on emir varsa anne inancında bu sayı +sonsuzdur çünkü sürekli güncellenir. şu yaşta bile hâlâ nasihat vermek için can atıyor kadın.

    şu yaşımda yüzme bilmiyorsam, bisiklet sürmeyi bilmiyorsam, araba kullanmayı bilmiyorsam, ıslık çalmayı bilmiyorsam, ağaca tırmanmaktan korkuyorsam, hayvanlara dokunamıyorsam tek sorumlusu o ufak tefek kadındır.

    suya girme boğulursun
    bisiklete binme düşer bir yerini kırarsın
    arabayı büyüdüğünde kullanırsın
    ıslık çalma şeytanı çağırıyorsun !!!! wtf
    ağaca tırmanma düşer bir yerini kırarsın
    hayvanlara dokunma ısrırlar/mikrop kaparsın

    ayrıca saç ve sakaldan nefret eder. saçlarım baya uzadı ve beni şimdi görse sabah akşam kesmem için lobi yapar hatta rüşvet bile teklif eder. içki içtiğimi bilmez çünkü bilse evlatlıktan reddeder. liste böyle uzar gider. ayrıca gerçekten beni prensler gibi büyüttü. küçükken dünyanın en zeki, en özel, en sevilen, en kahraman adamı hissederdim ama şimdi mevcudiyetim dünya için sadece bir istatistik. belki de çoğumuzun belli bir yaşa gelene kadar evren için vazgeçilmez olduğumuz sanmamız bu yüzdendir.
  • evliliklerin sona ermesindeki en büyük etken. zira iki tarafında ailesi çiftleri rahat bırakmaz ve kontrol ile yönlendirme eylemlerinde bulunurlar. sonunda fikirsel çatışmalar derken biten evlilikler.

    bırakın yeni evlileri. istedikleri gibi yaşasınlar. hatta ailelerin yakınında dahi oturtmayın.

    sizler kendi hayatınıza dönün. kurtaracak bir hayat varsa kendi hayatlarınızı kurtarın.

    bu işler o kadar basit ve kolay olsa yazılırdı bir kitap, alır okur ve uygulardık ki hiç hata yapmadan yaşardık.

    evlatlarınızın hayatlarından çekin elinizi. biliyoruz ki kötülük değil iyilik istersiniz ama hayat öyle değil.
  • doğru tespit ama biraz eksik. sadece anne değil, aile kurbanı daha doğru olurdu.

    türk kızlarını geleneksel ve kezban diye yaftalayan erkekler azıcık kendi hemcinslerine baksalar kızların erkeklerden kat be kat daha cesur, özgür ve asi olduğunu farkederler.

    (bkz: dilber'in sekiz günü)
  • evlendiğiniz kadının da anne olduğunu unutmuş olmanızdır bu kurbanlık. onları ayrı kişiler zannedersiniz fakat öyle değildir.

    bak kardeşim, anne ve eş aynı ırka mensuptur, önce bunu iyi anlayın, sonra da eşinizin anlamasını sağlayın. bugün genellikle "annen şöyle diyor böyle yapıyor annen yhaaa" diye zırlayan gerizekalı gelinler; çok değil birkaç yıl sonra kendileri anne olunca ayyyynısını yapacaklar. yapmıyor olsalardı, annelerin durumu her daim aynı olmazdı.

    gelin iken anneden şikayet ettiği her ne varsa; ama her ne varsa; mutlaka yarın kendisi de oğluna yapacak. bunu anlarsanız, buna uygun davranırsanız işler kolaylaşır. anlayacağınız üzere bu temel olarak kadınlardan kaynaklı bir sorundur. empati konusunda beceriksizlik, bencillik ve ego bu sorunun temel sebepleridir.

    en bariz örneğini "el kızı" veya "el oğlu" yakıştırmalarında görürsünüz. ne yani ana; senin için babam "el oğlu" mu? yoo biz aileyiz. e ulan bırakırsan ben de bu kadınla aile olacağım işte ona niye el kızı diyorsun?? gelinin kaynanaya yaklaşımı da aynı minvaldedir. halbuki dediğim gibi, çok değil birkaç yıl sonra kendisi de bir kaynanaya dönüşecektir, bunu idrak edememektedir. etse bile egosu üstün çıkmaktadır. tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi, fakat gel gör ki tırtıl kelebeğe bok atıp durur, kelebek de tırtıla.