şükela:  tümü | bugün
  • var boyle bir sey hem de fazlasiyla. bunu saglayan bas aktorler:

    digiturk agirlikli medya.
    siyaset (tabiki de)
    tff.

    simdi bastan belirteyim, ben galatasarayliyim. belirli bir zamana kadar da oturup harbi usenmeden yazi yazardim futbol ile alakali, simdi sadece gordugum entrylere pm atiyorum cunku 3 temmuz olaylari bana turkiye de tek bir sey gosterdi.

    bu ulkede ne galatasaray lobisi, ne fenerbahce lobisi, ne besiktas lobisi var. bu ulkede denge lobisi var. nasil mi? engin baytar 11 mac ceza alir, galatasaray taraftari ofkesini tff ye kusar, fenerbahce lobisi der. meireles 12 mac alir, fenerbahceliler bu sefer galatasaray lobisi diye aglamaya baslar. besiktas biraz daha geride, cunku onlari zaten yd lafin gelisiyle sikip birakmis. fakat bir sey oldugunda, galatasaray veya fb taraftari, yd besiktas'i koruyor diye aglamaya basliyor. olay burada bir ofke kontrolu, surekli bir tarafa haksizlik yapilarak, ofkenin aslinda ulkenin yonetimi degil de, karsi takimlardan birine yoneltilmesi saglaniyor.

    sizin kizmaniz gereken yukaridaki 3 ana kurum, ama siz hala birbirinizi yiyorsunuz. bu yuzden yonetiliyorsunuz, bu yuzden malsiniz. bu 3 kurum hem sizin paranizi aliyor, hem ofkenizi kontrol ediyor hem de sizi salak yerine koyuyor. siz de afiyetle yiyorsunuz.

    hadi hala tartisin meireles'in 12 mac ceza almasinin galatasaray lobisiyle oldugunu. hala diyin aziz yildirim helikopter ihalesi aldi o yuzden sike cezasi aldi.

    bu yaziya uzun bir ss lazio tarihcesi ekliyip, mussolininin nasil italyan halkini futbol ile kontrolde tuttugunu soyleyesim var da, useniyorum lan. 70 yil sonra ayni naneyi yiyorsunuz haberiniz olsun :)

    edit: aslinda bunun direk olarak siyasete mapping'i var. kemalistler versus sakirtler diye. sizler de malsiniz. ama o apayri bir konu.

    2.edit: durumun vahimligi, hala milletin birbirine 8-0, sike, 12 mac, tarzi basliklarlda 123324 entry olmasi, bu entrynin ise siklenmemesiyle de dogru orantili. uyuyun yavrularim.
  • ikinci madde. kendimizi avrupa'nin bir nevi arjantin'i goruyoruz.

    yani aslinda oyle super bir ulkeyiz ki potansiyelde almanya'ya 3 atabilecek takimiz ama bir turlu olmuyor iste cunku mental eksikligimiz var.

    ya bu nasil bir cumle arkadas? boyle bir cumlenin tartisilmasi komik iken, biz surekli of cok potansiyelliyiz, aslinda o grupta 2. bu grupta 1. olmamiz gerek diye havalarda ucuyoruz. galatasaray'a cl ciktiginda ben 3. luk basari 2. lik ekstra demistim, burak yilmaz sagolsun gotumsu oldum. got oldum diyemem cunku bizim futbolumuzu ozetleyen iki unsur var.

    kaos. bireysel yetenek.

    bir sistem yok, kafamiza gore oynuyoruz. aragones de demisti bir yerden sonra biraktim, istedikleri gibi oynuyorlar diye. gotumuz bildigin bulutlarda amk. ha yetenekliyiz o ayri. o yuzden gaz olunca, motive olunca, biraz dusunebilince oynayabiliyoruz. o yuzden sistem teknik direktorleri turkiye de is yapamiyor (rijkaard, del bosque vs.) ve daha motivasyon bazli oluyoruz.

    fakat aslinda futbolun yavas yavas taktiksel oyuna agirlik vermesiyle, bizim de bir nevi ingiltere gibi sikilecegimiz acikca ortada. ingilitere nin yavasca sicmasinin nedeni sistemsiz bir futbolun cok hizli kanatlara top bulusturularak oynanmasi. biz de bir sekilde topu ileri goturup, bireysel yetenekle sonuc ariyoruz. bu kafayla gidersek de arjantin gorsek de kendimizi bolivya dan farkimiz kalmayacak.

    bunun icin yapmak gereken cok zor bir sey var. kafa yapisini degistirme, sabretmeyi ogrenmek, sonuc bazli olmamak, profesyonel bir dusunce yapisi gelistirmek, kisayolcu, uyanik olmamak vs. ama yukarida saydigim medya varken bu imkansiz. usengec turk milleti varken imkansiz.
  • ülkede spor kültürü olmayışıyla doğru orantılıdır. bir de 3 büyükler manyaklığı var tabii.

    istanbul'a hayatında gitmemiş adamlar fb-gs diye birbirini yiyor. her yerde "memleket nere?" diye sorulduğunda ağzını doldura doldura ve gururla ismini söylediği memleketinin takımı isterse 36. kümede olsun umrunda değil.
  • kendisi geçim sıkıntısı çekse dahi milyon dolarlarla oynayan kulüpleri canından çok seven, hayatı boyunca kazanamayacağı parayı bir yılda sırf top teperek kazanan yıldızlara hayran olan hıyarların muzdarip olduğu hastalık.
  • turkiye'nin gercegi. ayrica sozulukte sirf ortalik kizistirmak icin, milletin gundemini olusturmak icin bos yere bir takimi tutuyormus gibi yapip diger takim taraftarlarina laf atan, belki de organize, tiplerin olduguna inaniyorum. boylece butun gundem futbol oluyor, ve koyunlar cimenleri konusurken guduluyorlar.
  • bir baska madde, aslinda 2. entry ile fazlasiyla alakali. yine kendimizi bir bok sanma var ki, wesley sneijder daha gelmeden bizim ne oldugumuzu cok iyi gosterdi.

    millet istiyor ki adamin hayatinin bundan sonraki 3 senesini direkt, geri kalanini da indirekt olarak etkileyecek bir karari 1 haftada versin. bunu da turkiye'ye yerlesmek icin yapiyor ha, insanlar amerika ingiltere arasinda bile aylarca dusunebilirken, turkiye sanki cok iyi bir ulkeymis gibi aninda gelmeye karar verilebilmeliymis gibi davraniyor insanlar.

    gencler farkina varin, bu ulkede pis oyunlar donuyor. sadece futbol degil, hicbir sey bu ulkede profesyonelce ve olmasi gerektigi gibi olmuyor, hatta tam tersi ne kadar pis is, sinsilik varsa bu ulkede. farkina varin, ulkemiz 3. sinif bir ulke, futbolumuz 3. sinif bir futbol.
    o kadar egoistiz ki, bizi begenmeyen avrupa'ya "turk dusmani yeaaa" diyoruz. ama adamlarin disaridan bakis acisini gorunce, o kadar hak veriyorum ki dusuncelerine. tabi bunun icin belirli bir sure yurt disinda yasamak gerek, yoksa o objektiflige ulasmak zor.
    avrupa'daki ve amerika'daki imajimiz sik gibi, ve bunu duzeltecek hicbir sey olmuyor bu ulkede.

    e durum boyle olurken, sneijder gibi bir hollandali, ne kadar turklerle birlikte buyumus olursa olsun, 1 haftada karar verir mi? azicik akil fikir pls.
  • türk futbolunun gelişememesindeki en büyük etkendir. kendim tecrübe ederek yaşadığım için kendimi şanslı sayıyorum.

    ben lise çağlarımda gereksiz derecede fanatiktim. gerçekten ailemi bile rahatsız edecek derecede fanatiktim ki babam futbol manyağıdır. bunda dalga geçmiyorum, liseli dediğime bakmayın hakkaten lisedeydim. kombine alamasam intihar ederdim herhalde, o dereceydi. saraçoğlu ve samiyen deplasmanlarını kaçırmazdım(evet beşiktaşlıyım). beşiktaş'a küfür eden birisi olduğunda gerçekten sülalesini indirecek sinire ulaşıyordum (şuan inanamıyorum nasıl olduğuna, psikologlukmuşum gibi geliyor). maçlarda iki taraftar grubunun kavga etmesi hoşuma gidiyordu. birilerinin kafası gözü yarılsın isterdim. hatta attığım yabancı maddelerden dolayı staddan atılmışlığım bile olmuştu. milleti kovalamak, dövmek... abi ne kadar saçma ya şu anda? ne kadar saçma? adam sırf fener, galatasaray formalı diye adamı niye dövmek istiyormuşum acaba? ulan belki öbür gün okulda beraber proje yapacağız, belki alt komşum, belki evlendiğin kadının abisi, babası... yarın öbür gün muhtaç olursun. neden kavga yani? maç günleri tek düşüncem maç olurdu ya. o derece. sonra bazı şeyleri çevremdeki insanların ve daha çok hayatın akışıyla(şansıma) farketmeye başladım. şimdiki paragrafta anlatacağım.

    türk futbolu sadece bazılarının rant olayına dönmüş vaziyette, bazılarının da para kırdığı yer kıvamında. peki nereden besleniyorlar? takımına bu kadar aşık ve hiçbir şeyi görmeyen adamlardan. çünkü sorgusuz sualsiz dekoderleri alıyoruz, kendine isim yapmak isteyen başkanların har vurup harman savurduğu klüplerimize paraları akıtıyoruz. senin çoluğunun çocuğunun rızkı sadece kavga, kaos ve gürültüden, harpten ibaret olan futbolu izlemek için nerelere gidiyor kim bilir? en iyi ihtimalle senin yenilince ağladığın takımının yenilince sikinde olmayan futbolcusunun cebine gidiyor. herif maçtan sonra range rover'ına binip milyon dolarlık evine gidiyor. sen ağlıyorsun. peki bu para nasıl böyle dönüyor? çünkü dekoder de alıyorsun. dekoderde giden para tüm klüplere gidiyor. döngü devam ediyor. sen alıyorsun, veriyorsun gene bok gibi futbol izliyorsun. harp izliyorsun, sinir mücadelesi, kavga izliyorsun. bu kadar kavga seviyorsak hiç klüpleri karşılaştırmayalım, oturup siz üstünüze forma giyin kavga edin, temiz futbol, güzel futbol bize kalsın. sürekli ingiltere premier ligi, la liga, şampiyonlar ligi izliyoruz. ama canlı izleyemiyoruz türkiye'de böyle maçlar. mesela türkiye'de herkesde yenilince ölecek havası var. birkaç sene önce sunderland küme düştüğünde adamların stadları tamamen doluydu, son maçtı ve gene herkes alkışladı. ağladılar falan. kimse kimseyi kırmadı, dövmeye çalışmadı, saha bir şey atılmadı. karşı takıma küfredilmedi.

    ulan daha türkiye'de hakem ısınmaya çıkarken, karşı takım ısınmaya çıkarken ıslıklamalar, küfürler, bir şey atmalar başlıyor. bir dur be kardeşim. bir dur. önce bir izle. daha hiçbir şey yok ortada neye küfür, neye bu kızgınlık? işte türk futbolu bunlardan besleniyor. sizin sinirinizden ve sinirden doğan ilginizden besleniyor. sahada bok gibi futbol oynansa bile, hatta futbol oynanmasa bile izliyorsunuz, izlemek için çocuğunuzu kesecek seviyeye geliyorsunuz. herhalde bu adamlar para kazanır, ve her türlü kazanacaklarını bilerek geliştirmeye tenezzül etmezler. arada yıldız alarak gözünüzü boyarlar, izlersiniz, sonra tekrar bok gibi futbol başlar, sonra tekrar yıldız..vs..vs. bakın kısır döngü? düşünün bakalım hep böyle olmadı mı? istisnasız hep böyle oldu. birbirimize sırf renklerimiz farklı diye hakaret etmessek, bok atmazsak her şey daha izlenesi ve daha güzel olacak. emin olun her şey daha güzel oluyor.

    ne demiştim? beşiktaşlıyım demiştim. ve yıllar önce nefret ettiğim fenerbahçe hakkında yazdığım: (bkz: #32087425) (benzerini galatasaray için de yazabilirim tabi ki de öyle bir durum olmadı.) sizce böyle daha güzel değil mi her şey? yoksa her gün sizin futbolcularınıza "şerefsiz" diye, takımınıza "8taş, 6saray, şikebahçe" diye entry mi gireyim?

    türk futboluyla ilgili buna benzer diğer entry için; (bkz: #32168309)

    edit: imla
  • sempatizan, taraftar, holigan, troll ve terörist olarak ayıralım seyircileri.

    sempatizan diyebileceğimiz kitle azdır türk futbol seyircisinde. renk olur, doğduğu/yaşadığı semt olur, tarihi olur, bir şekilde ilgisini çeken kulübe yakınlık gösteren seyircilerdir. "hangi takımı tutuyorsun?" sorusuna "ben takım tutmuyorum" yerine "x spor" diyebilmek için biraz da yaklaşır bir gruba. belki o takımın kadrosunu bile bilmez, maçlarını izlemez ama kendisini ait hisseder o camiaya.

    taraftar; bunlar da sempatizandan daha farklı olarak stadyumda maçları izlemeyi sever, takımın kadrosunu, yönetimsel zaafları, güncel haberleri takip eder. stadyumda sloganını atar, takımını destekler, eğer ki takım maç kazanırsa kutlar, kaybederse de rakip takımı tebrik eder. bu gruba en bilinir örnek; gençlerbirliği taraftarı ve içindeki ihtiyarlar grubu. olgun insandır bir nevi. futbol romantikleri olarak da adlandırabiliriz.

    troller; genelde sosyal medyada bulunurlar, her transfer sezonu ve önemli -derbiler, kupa mücadeleleri vs.- maçlar öncesi ekşi sözlük, facebook, twitter gibi mecralarda zaman zaman eğlencesine zaman zaman da rakibi şaka yollu kızdırma amaçlı söylemlerde bulunurlar. gerçek hayatta pek rastlanmıyor, niye dahil ettim anlamadım, geçiyoruz.

    holigan; bilimimizden sosyal hayatımıza kadar sürekli devşirme sistemde yaşadığımızdan mütevellit britanya'daki sınıf, din veya italya'daki politik ayrımcılıklar türkiye'de olmadığı halde bir şekilde yamamaya çalışılmıştır. bu gruba giren taraftarların arasında karşılıklı olarak yaftalamalar yapılmakta ve kendilerini o yaftanın karşısında göstermeye dair çabalar mevcuttur. objektif yaklaşımda bulunamazlar. rakibinin başarısını alkışlamak yerine amiyane tabirle bok atarlar. bu kitle futbola nazaran çok daha temiz kalmış salon sporlarına da son yıllarda yapılan atılımlar sonucu tribünlerde yerlerini almış ve müsabakaları izlenmez hale getirmişlerdir.

    tribündeki teröristler; maç öncesi-sonrası karşı tarafla, kesmediyse kendi arasında, o da yetmezse güvenlik güçleriyle, onlar da kesmediyse sivil toplumun yaşam bölgelerine müdahaleleri ile bilinirler. deplasmana giderken otobüs bagajından barutlu silahların icadından önce bir meydan muharebesini kazanacak kadar yüklü mühimmat (satır, sallama, çeşitli bıçak ve yaralama silahları) çıkan spor tutkunları (!). müsabakada desteklediği takım mağlup olduğunda olay çıkartarak sonucu lehine çevirebileceğini düşünen insanlardan oluşur. yaşanmış olaylardan bir çok anekdot koyulabilir buraya ama üşendim şimdi, belki daha sonrasına.

    sahiplenmenin bu denli abartılmasının nedeni ise özelde şehir takımlarının genelde ise bir türlü britanya'daki yerleşik değişimleri oturtamamanın verdiği "derbi" adlandırılmasının arkasında mikro milliyetçilik yatmaktadır (istanbul takımı vs. anadolu'daki herhangi bir ilin takımı vb.).

    bir fenerbahçe taraftarı olarak isterdim ki 12 mayıs 2012 fenerbahçe galatasaray maçı sonrasında saçma salak olayların çıkmasındansa galatasaray'a kupasının verilip alkışlarla tebrik uğurlanması şık olurdu düşüncesindeyim. fakat gel gör ki öküzlük her takımda ve her tribünde mevcut bu devirde.

    sonra da deniliyor ki "deplasmanıma dokunma". e kardeşim senin her deplasman maceranda muhakkak bir vukuat oluyorsa, karşı tarafta sen gibi düşünen kişilerle kavga ediyorsan, ha yiyin birbirinizi umrumda değil ama o maça bir hafta sonu etkinliği olarak görüp ailesiyle, sevgilisiyle vs. gelen insanlara zarar veriyorsan otur oturduğun yerde. ben demiyorum ki bağırıp çağırma, stadyumda sesin kısılıncaya kadar destekle takımını, üzül, sevin. olağan şeyler bunlar.

    ama şunu unutma ki fanatizm çukurunda debelenen arkadaş, o sadece bir spor müsabakası, düşman değil rakip karşıdaki. ve yine unutma ki kendini, hayatını bağladığın cemiyet için aslında sadece bir birimsin sen, ölümle sonuçlanacak, başkalarına zarar verecek kadar agresifleşecek durumda olman kimsenin umurunda değil.

    bir ergenlik hezeyanı olarak görürsek fanatizmi -ergenlik yaşta değil baştadır-, olgunlaşması gerekir anlayışların.

    yakın tarih olarak 1990'lı yılların başında yaşanan ölümlü taraftar kavgalarını okudukça biz yine de iyi devirde yaşıyoruz aslında diyorum.
  • gene haftalar önceki olaylar yüzünden hala her gün sol frame'den adı inmeyen, her gün adına onlarca hakaret oldu yazılan yazılar yazılan adamın başlığına işsiz güçsüz şekilde entry giren arkadaşların (get a life bro) kendilerini betimleyen bu konuda neden entry girmediklerini merak ettiğim başlıktır.

    mal olduklarına inanmak istemiyorlar herhalde? malsınız olum siz. hala oğuzhan özyakup'la melo'yu tartışıyorsanız iq'nuz 80'i geçmiyordur. boşuna okullarda okumayın olum ailelerinizin parasına yazık, sizden bir halt olmaz. ancak mercimek kadar beyniniz gelişmiş. siz hala melo'nun pipisi oğuzhan özyakup'a girsin peşindesiniz, inci sözlük mü burası? resmen inci'ye çevirdiniz ekşiyi seviyesiz tartışmalarınızla, hakaretlerle. (bkz: sözlüğün kutsal bilgi kaynağı vasfını kaybetmesi) (bkz: ekşi sözlük'ün gitgide inci sözlük'e benzemesi) bu verdiğim bakınızların açılmasının nedeni sizin gibi haftalarca uğraşsız şekilde 2 siktimin futbolcusunu tartışan bebeler.

    olsa olsa 15 yaşındasınızdır zaten, bir bok görmemişiniz daha hayatta bari şurada insanlar tecrübelerinden yararlanarak uzun uzun yazmışlar şunları okuyun da bir şey öğrenirsiniz belki, sonra niye boşa gitti yıllarım demeyin.