şükela:  tümü | bugün
  • genelleme yaparsak: araştırma dürtüsü, öğrenme isteği ve bilgi açlığının saçma sapan dayatmalarla çocukluktan itibaren yok edilmesidir.

    edit: çok sonradan fark ettim ama şu durum gerçekleşmiş › (bkz: başlığın yazarın başına kalması*)
  • kesinlikle eğitim sisteminin bozuk yapısı. çok değil iki nesil öncemiz bile kafadan 4 işlem yapabiliyorken, şimdiki neslin türkiye ortalaması 4 matematik neti olmuş. daha neyi tartışıyoruz ?
  • cahil insan sorgulamayı bilmez bu yüzden cahil kalmayı sağlayan bir politik duruş herzaman iyidir.
    (bkz: dindar nesil)
    (bkz: okulların 6:40 ders başı yapmasi)
  • burası türkiye 3 tarafı denizlerle, 4 tarafı tehditlerle çevrili. her gece 'acaba yarına savaş çıkar mı' endişesiyle uyumayanınız var mı? yok, değil mi? sürekli endişe içerisindesiniz, içerisindeyiz. çünkü burası türkiye. isveç gibi bir coğrafyamız yok. ha onların coğrafyalarına sahip olsaydık emin olun ne aydınlar yetiştirirdik.

    bak kardeşim, aydınlık nesilden nesile aktarılır. bizim nesline aydınlık aktarıcak dedelerimiz yok. çünkü biz aydınlarımızı savaşta kaybettik. sakarya meydan muharebelerinde, kurtuluş savaşlarında... bütün aydınlarımızı, aydınlık saçamadan toprağa gömdük. çünkü biz aydınlarımızı faili meçhul cinayetlerde öldürdük. çünkü burası şeytanın cenneti. çünkü burası güzeli sevmez. çünkü burası açan çiçeği ezer.

    çok mu mutsuzsun bu durumdan? yakınma, cahil kalan halkını cahillikten çıkarmayı dene.
  • öğrenmeyi öğretmek yerine ezberlemeyi ezberleten sistemin suçudur. bir insan fen derslerine merak ettiği için çalışmalı, dünyadaki bütün işleyişlere hayret etmeli ve hep daha fazlasını bilmek istemeli. oysa şimdiklerin tek bilmek istedikleri haftanın maçlarının skorları olmuş.
  • doğu - batı arasında sıkışıp, kendi karakterini edinememiş olması.
  • (bkz: eğitimsizlik)
  • kitap okumamak. hatta daha da ileri gidersek "okumamak". yoksa sikmişim eğitim sistemini. çocuğuna ailesi "merak etmeyi" öğretmiyorsa okul öğretebilse kaç yazar ki?
  • karmaşık bir meseledir:
    1. kolay provoke edilmesi
    2. duygusal bir yapıya sahip olması
    3. din konusunda hassas bir tutuma sahip olması
    temel olarak bu kişilik özelliklerine sahip olan türkler, kendilerini iyi tanıyan, duygusallıklarını, din duygularını ve istikrar arayışlarını sömüren kişilerin iktidara gelmesi sonucu onların eğitimde bir türlü dikiş tutturamaması son 10 yıldaki neslin çöpe atılmasına sebep olmuştur. yaz-boz tahtasına dönen eğitim sistemimiz, bilgi sahibi olmadan özgüven sahibi olmayı yeni nesle aşılamıştır. yapılandırmacı eğitim anlayışı avrupa'dan devşirilmiş ancak avrupalıların karakter yapısı ve kültürü bizimkinden tamamen farklı olduğu için türk eğitim sistemine entegre edilememiş, üniversitelerimizdeki türk bilimadamlarının yabancı ülkelerdeki eğitim sistemlerini ve öğrencileri incelemekten ve yabancı dillerdeki ölçekleri türkçeye çevirip uygulamaktan başka bir şeyi becerememesi sonucu tamamen bizim için tasarlanmış bir eğitim modeli oluşturmaktan aciz kalınmıştır. durum böyle olunca telefonların hatta tahtaların bile akıllandığı 21. yüzyılın nesli değil iyi bir eğitim seviyesine sahip olmak, çarpım tablosunu bile ezberden okuyacak durumda değildir. 20 milyondan fazla üyesi olan eğitim sisteminde öğrenci merkezli olacağım derken öğretmen gözden çıkarılmış, velinin ve öğrencinin insafına bırakılmış, devletin uyguladığı yanlış politikalar sonucunda (öğretmen ihtiyacının karşılanması için mesleği öğretmenlik olmayanların öğretmen olarak atanması vb) her meslek grubunun kendisini kıyasladığı, tatillerini diline doladığı, güney amerika ülkeleri standartında maaş verip finlandiya standartlarında hizmet beklediği itibarsızlaştırılmış bir meslek grubu halini almıştır. öğretmenin bu hali doğal olarak eğitime de yansımış öğretmenin kral olduğu dönemlerde öğrenci, öğrencinin kral olduğu bu dönemde ise öğretmen olan şanssız öğretmen kitlesinin mutsuzluğu öğrencileri ve velileri de etkilemiştir.
    en nihayetinde halk bir kitledir, bir yığındır, amiyane tabirle sürüdür ve çoban nereye sürerse oraya yönelir. sorun halkın kendisinde değil, başına yönetici diye seçtiği otoritededir. ancak işin ilginç yanı bir neslin zihniyet, kültür vb. açıdan tamamen değişmesi için gerekli süre maksimum 50 yıldır. bu nedenle başa gelen her güç odağı, önce kendi aydın kitlesini oluşturarak kendi amaç ve çıkarları doğrultusunda toplum mühendisliği yaparak istediği gibi bir insan profili yaratır. çünkü her güç odağının yegane amacı ebediliktir. her otorite ilk başlarda bulunduğu yere gelebilmek için topluma hoş gelecek vaatler sunar. toplum mühendisliği sona erdiğinde ise vaatlere gerek duymaksızın kendisini kayıtsız şartsız destekleyen bir kitle elde etmiş olur. toplum mühendisliğinin ilk aşaması ise eğitim sistemidir. kendi lehinize bir eğitim sistemi kurar, kimi okulları kötüler ve kapatır, kimilerini baş tacı yapar, yaygınlaştırır ve tornadan çıkmış gibi bir nesil yaratırsınız. sorgulamayan, öğrenmeye karşı dirençli, skolastik... cahil kalmak bireysel bir tercihmiş gibi görünse de kitlesel bir cehalet varsa sebebini başka yerlerde aramak lazım azizim...
    diyeceksin ki "iktidarlar bu kadar zeki midir yahu iyice paranoyaklaştık!" mesele dünyaya kazık çakmaksa herkes âlim kesilir...
    sadece yeni nesil midir cahil? elbette hayır, hatta ülkemizde cahil olarak nitelendirilebilecek kitlenin önemli bir kısmı seksen öncesi nesildedir. ancak önceleri, cehalet bir eksiklik olarak görülür, insanlar öğrenmek için çaba harcarken, günümüzde cehalet samimiyet kisvesi altına bürünmüş ve insanlar değil kendini yetiştirmek cehaletlerinden gurur duyacak hale gelmişlerdir. ilim talep işidir, zorla ilim olmaz. bu kadar çok cehalet güzellemesi yapılan türkiye'de ilber ortaylı capsleri bile öğrenme isteğini kamçılayamaz ne yazık ki...
  • üç defa uzun uzun ''eğitim, eğitim, eğitim'' diyecek koro oluşturabiliriz. çoğumuz eğitimin topluma katkısı ve etkisi ile ilgili ortak fikirlerde buluşabiliriz. fakat farklı bir kaç düşünce aklımdan geçiyor uzun zamandır. anlaşılır cümlelerle açıklamaya çalışayım.

    iş hayatının yarısından fazlasını seyyar satıcılık yaparak geçiren bir babanın ilk çocuğuyum. benden sonra üç çocuk daha var. geçenlerde ressam bir abi, kalabalık bir aile olmanın sebebi olarak ''fakirlerin en büyük eğlencesi çocuk yapmak. her sene bir tane yapar, yapmaya çalışır. başka eğlencesi yok.'' demişti. bizimkiler eğlence niyetine mi yoksa çocuk rızkıyla gelir düşüncesiyle mi dörtledi bilmiyorum. babam ilkokul mezunu, annemin okul yazarlığı yok. babamın ilkokulu bitirmesi o zamanın erkek egemen toplumunun kanıtı aslında. en azından ilkokulu okumuş. annem yedi kız bir erkek sekiz çocuklu bir ailenin okumayan/okutulmayan üyelerinden biri. köy yeri, kızlar okula gönderilmemiş.

    görücü usulü evlenmiş bizimkiler. babam köyden şehre inmiş iş için. velhasıl; babamdan ''biz okuyamadık, çocuklar okusun.'' dediğini çok duyuyordum arkadaşlarıyla sohbetlerinde. bunun için çalıştı da çalıştı. dediği gibi de oldu. dört çocuğunun dördü de üniversite okudu/okuyor.

    şimdi açıklamak istediğim şu; benim çekirdek ailem ülkenin çok büyük bir yüzdesini kapsıyor. çoğumuz benzer şartlarda, benzer durumlarla karşılaşarak yetiştik. şanslı olanlarımız eğitimli insanlar ordusuna katıldık. işte asıl mesele burada başlıyor. eğitimli insan! aldığı eğitimi sadece bir işe yerleşmek ve düzenli maaş almak olarak düşünen insanların yüzünden belki de bu cahillik. onların bencilliğinden. geldiği yeri unutup, ailesine, akrabasına, mahallesine, köyüne sırt çeviren eğitimli insanların yüzünden.hayatı etrafını aydınlatmayan masa lambası gibi yaşamayı seçerek kolay olanı seçmesi yüzünden. bana dokunmayan yılan deyiminin anlam kazanmasını sağlaması yüzünden... ilgilenmiyoruz, anlatmıyoruz, anlamıyoruz/anlamak istemiyoruz, sorgulamalarımız kısır kalıyor. ve en önemlisi paylaşmıyoruz. modern zamanın sıkıntılarını yaşayan, uyum sağlamakta zorluklar yaşayan insanlarımızı gecekondu önlerine uzun uzun binalar dikerek görüntü kirliliğini kapatmaya çalışır gibi saklıyoruz onları. hayatın yaşadıkları gibi bir şey olmadığını gösteremiyoruz.

    tamam, göründüğü gibi kolay değil bu yazdıklarımı gerçekleştirmek. çünkü eski toprak zihniyetini aşmak çok zor. insanlarımızın kendi gerçeklerini görmezlikten gelerek, biz o kadar okuduk ulan, eğitimliyiz biz diyerek olacak şeyler değil zaten. fakat biz bütün bunlara rağmen içten ve samimi olarak olması gerekenleri kendi yaşantımızla, davranışlarımızla, söylemlerimizle kendi hayatımıza yansıtabilirsek, etrafımızdaki bireylerde bu yansımadan elbette faydalanacaktır. onlarda zihinsel, duygusal ve fiziksel kaynaklı sorunlara kendisini adayacak ve çözüm üretmek adına katkıda bulunacaktır belki. böylece şimdiki zamanda ve gelecekte olabilecek toplumsal krizlere/sorunlara hazır hale gelmelerine de yardımcı olmuş olunacak. bu onların da geleceği görmeleri demek olacak. ülkenin, memleketin geleceği görmesi olacak.

    hem birbirine hem çevreye, hem de dünyaya karşı duyarlı, anlayışlı ve ön yargısız bir bakış açısıyla yaşayan bir toplum. ah ulan. ütopya lan bunlar, ben de biliyorum. en başta dedim ya, geçiyor aklımdan böyle şeyler.

    bir de şu var. eğitimli insan diye internet araması yapınca şu maddeler çıkıyor bazı sayfalarda:
    "eğitimli insanların dokuz düşüncesi vardır.
    1.baktıklarında, berrak görmeyi düşünürler.
    2.dinlediklerinde, iyi duymayı düşünürler. 3.görünüşleri bakımından, sıcak olmayı düşünürler.
    4.davranışlarında, saygılı olmayı düşünürler.
    5.konuşmalarında, doğru olmayı düşünürler.
    6.işlerinde, ciddi olmayı düşünürler.
    7.kuşkuya düştüklerinde, soruları nasıl soracaklarını düşünürler.
    8.öfkelendiklerinde, sorunları düşünürler
    9.kazancı gördüklerinde, adaleti düşünürler. "

    bu düşüncelerin kaç tanesini akıl ederek yaşıyoruz!
    dersini çalışmayan öğrenci gibi gizleniyorum ben mesela. cevabım yok!