şükela:  tümü | bugün
  • şirket bizi iş hayatında kullanılan beden dili, kendini ifade etme, renklerin anlamı ve giyim kursuna göndermişti.

    orada öğrendiğim kadarıyla kişisel alanınıza çok yaklaşan ya da sizinle istemediğiniz kadar samimi konuşan birisinden rahatsız oluyorsanız alnına bakmanız gerektiğidir.

    çok denedim, alnına baktığınız anda gerçekten de ya bir adım geri gidiyor ya duraksıyor ya da konuşması sekteye uğruyor.
  • görüyor ve arttırıyorum. bence sadece fiziksel olarak değil, sosyal olarak da başkalarına çok müdahil oluyor türk insanı.

    onu dedin bunu demedin şunu deseydin iyiydi, öyle yapma böyle yap, o iş öyle olmaz şöyle olur... allah'ım "sen" kavramı ile o kadar ilgili ki herkes, kendine dönüp kendisiyle ilgili hiç kafa yormuyor zannediyorsun. işleri güçleri sen, sen, sen. müsaade ettikçe de sınırlarına giriyorlar, her işine karışıp fikir belirtmeye hatta manipüle etmeye çalışıyorlar.

    bi siktirin gidin ya.
  • ben bu konuya çok kafa yordum.

    burada lisansımı bitirdim; gittim yaban ellerde kişisel alan ve kültür ilişkisi üzerine yüksek lisans yaptım. proxemics çalıştım. araştırdım, hesapladım, didindim... sonuç şu ki; aynen burada önceden de yazıldığı gibi (#79822229) biz hem fiziksel hem de sosyal olarak, kişisel alan algısından yoksunuz.

    bunun da en temelinde, çocuk ebeveyn ilişkilerindeki sapıklık derecesindeki bağımlılık yatıyor. ülkemizdeki ailelerin 'prens' oğulları ve 'peri' kızları, neredeyse liseye kadar kendi işlerini kendileri halledemiyor ve hatta kendi seçimlerini yapamıyorlar. neden? bizim çocuklarımız salak mı? hayır, değil ama ne yazık ki bizim ana babalarımız baya cahil.

    bebekleri, poposunu ısırarak, pipisinin fotoğrafını çekerek; gençleri kucağına oturtarak seven ailelerimiz var. gelişim döneminde fiziksel olarak ayrı bir birey olduğunu algılaması gereken çocuk; arada derede bir varlığa dönüşüyor.

    bu çocukların, bebekken oyuncak seçiminden ve dışarıya çıkarken giymek istediği kıyafetten tutun; ergenken arkadaşıyla sosyalleşeceği yer veya katılmak istediği spor aktivitesine kadar, hiçbir konuda söz hakkı yok. varmış gibi yapılan ailelerde bile neredeyse hiç yok.

    otobüste bir kişi daha otursun diye on yaşındaki çocuğunu kucağına alırsan; o çocuk yirmisine geldiği zaman atm sırasında kendisine arkadan tam manasıyla yapışan insana da tepkisiz hale geliyor.

    kullandığımız dilde bile etkili bu.
    burada birine dert anlattığınız zaman; aldığınız ilk tepki, karşınızdakinin de benzer bir acılı deneyimini paylaşması oluyor.
    örneğin;
    a: bugün çok canım sıkkın. patronumla tüm gün gergindik.
    b: aynen! biz de hiç anlaşamıyoruz. ay ne uyuzlar di mi?

    -olması gereken-
    a:bugün çok canım sıkkın. patronumla tüm gün gergindik.
    b: paylaşmak ister misin? dinlemeye hazırım. belki birlikte çözeriz.

    kısacası, dert dinlerken bile karşımızdakinin alanına dahil olmaya çalışıyoruz. ağlamak bile 'eşlik edilebilen' bir eylem bizim için.

    işte o teyzesinin totosunu öptüğü(!!!) ali-ler ayşe-ler; büyüyünce böyle işgalci insanlar oluyorlar.

    bireyselleşmek, yalnızlaşmak değildir.
    çocuklara birey olduklarını hissettirirseniz, sizi terk etmezler.
    eşlerinizle olan sağlıksız ilişkilerinizi hafifletmek için, çocuklarınızın hayatını mahvetmeyin.
    sonra o kişisel alan yoksunu çocuklarınız büyüyor; başka ailelerin kızlarının/oğullarının hayatını, 'sevmek' adı altında kısıtlamaya kalkıyor. çünkü bildikleri tek şey fiziksel ve ruhsal olarak 'darlamak'.
    yapmayın.
    bu cehaletinize artık bu kadar tapmayın.
  • kişisel alan (prokesmik), insanlar arasındaki ilişki düzeyine bağlı olarak belirlenen fiziksel mesafedir. antropolog edward twitchell hall tarafından gerçekleştirilen araştırma neticesinde tanımlanarak dört farklı kategoride sınıflandırılmıştır. bunlar,

    mahrem alan : 45 santimetreye kadar olan bölge (anne, baba, kardeş, eş ve sevgili dışındaki insanların bu mesafe kadar yaklaşması durumunda rahatsızlık duyarız.)

    kişisel alan: 45 cm ile 1.2 metre arasındaki alandır. (arkadaş ve aile üyeleri ile aramızdaki mesafedir.)

    sosyal alan: 1.2 metre arası ile 3.6 metre arasındaki alan (tanıdık insanlar ile iletişim kurmak için tercih edilen mesafedir.)

    kamu alanı: 3.6 metre ile 7.6 metre arasındaki alan (öğretmen/akademisyen ile sınıf arasındaki mesafedir.)

    türk insanı neden buna dikkat etmiyor ?

    1) hala sürü psikolojisinden kurtulamamış bir milletiz. atasözlerine dikkat ederseniz bu hususun milletin genlerine işlediğini görürsünüz. örneğin 'sürüden ayrılanı kurt kapar'

    2)belki de en önemli neden türk insanının 40 yaşına gelse de 'birey' olamamasındandır. birey olamadık ki bireysel alanımız olsun. burada ailelerin çocuk yetiştirirken dikkat ettikleri ya da etmedikleri özel alan kavramı da önemlidir. çocuğunuz odasında kapısı kapalı otururken kapıyı çalmadan odaya dalıyorsanız özel alandan şikayet etmeyin..

    3)millet olarak hala savunma psikolojisinden kurtulamamız. konjonktürden dolayı sürekli bir işgal/savaş tehditi insanları gereğinden fazla yakın olmaya zorlamaktadır. kırsal kesimde onca boş arazi varken evler neden birbirine yakındır ?
  • dik dik bakma tamamen vizyonsuzluktan kaynaklanan bir durum. adam/kadın daha önce hiç görmediği ya da kendi standartlarıyla bağdaştıramadığı için kişiye uzun uzun dik dik bakıp her ayrıntısını inceleyip analiz etme gereği duyuyor.

    bu çocuklukta kısıtlı ve sıfır marjinalliğin olduğu kapalı topluluklarda yaşamaktan kaynaklanıyor. çocukluğunda hiç doğuştan sarı saçlı, kızıl saçlı insan görmemiş vatandaşlar saçını yeşile boyayan birisini görünce beyin hata veriyor.

    marjinallikler listesi sonsuza dek uzar. başında erkek olmadan gezen kadın, arkadaşlarıyla eğlenen genç erkek ve kadınlar, parkta çocuğuyla,bebeğiyle tek başına ilgilenen babalar, zihinsel/fiziksel engelli insanlar, aşırı uzun, aşırı kısa, aşırı zayıf, aşırı şişman insanlar, albinoluğa yakın beyaz tenli insanlar ve albinolar, koşu yapmak, kitap okumak, tek başına yemek yemek, sigara içen kadın, alkol tüketmek, sevgiliyle el ele dolaşmak, öpüşmek vs anadolu insanının anca gevur filmlerinde görüp kanal değiştirdiği eylemler, insanlar olduğundan kanlı canlı şahit olduğunda yaşadığı şoktan kendini alamayıp dik dik bakar.
  • beni en çok dik dik bakışlar rahatsız eder. türkiye'de yaşıyorsanız defalarca bu tip bakışlara maruz kalmışsınızdır.

    birine bakıyorsanız, o kişi de sonra sizin baktığınızı farkederse sizin bakışlarınızı kaçırmanız gerekir. görgü kuralıdır bu. hala ona bakmanız ayıptır.

    havalimanında oturmuş kitap okuyorum. başımı aniden kaldırdım. kadının biri bana bakıyor. ben de ona bakmaya başladım. o hala bana bakıyor. ablacım bir şey mi gördün ne bakıyorsun dik dik diye sorasım geldi. hasbinallah deyip okumama devam ettim. hayır burnumda palyaço topu yok, cosplay durumunda da değilim, gayet normal dış görünüşüm. ama yok abi, bakıyorlar.

    yurtdışına gittiğiniz zaman asla bakışlara maruz kalmazsınız.. birinin başkasına rahatsızlık vermesi isteyeceği son şeydir.

    insanların gözüne gözüne bakmayın.

    edit: bana bakılınca "ne baktın diyorum" diyen kadınlardan mesaj aldım. bu sefer de "güzele bakmak sevaptır eheh" derler. benden söylemesi.
  • gündelik hayatın yanında özellikle ilişkilerde çok rastlanan durum. sevgili olunca tuvalete bile birlikte gitmek gerekiyormuş, sürekli dip dibe oturmak gerekiyormuş, yan yana değilseniz boş vakti görüntülü konuşma ile geçirmek gerekiyormuş v.b algı oluşuyor özellikle kızlarımızda. bunu dile getirince de öküz oluyoruz "haklısın özlemiş olmamam gerekiyordu. seni özlemekle hata yapıyorum zaten, sana doyamıyorum ne yapayım" gibi cevaplarla kendilerini haklı çıkartıp sizi ilişki katili haline de getirebiliyorlar. misal sabah 7 gibi evden çıktınız. akşam 7:30 gibi eve döndünüz. servisen eve yürüken aramak zorundasınız. yemek yediniz duş aldınız bi uzanıp film/dizi izleyeceksiniz ama izleyemezsiniz çünkü sizi özledi ve ona vakit ayırmak zorundasınız. sonra yatacaksınız görüntülü aramak zorundasınız. duşa girmek için telefonu kapattınız 20 dakika içerisinde çıkıp aramak zorundasınız. memlekete gittiniz ailenizle vakit geçiremezsiniz çünkü sizi özlemiştir aramak zorundasınız. iş yerinde sigara molası verdiniz arkadaşlarınızla muhabbet edemezsiniz aramalısınız. sonra ilişkiler neden bitiyor. biter tabi bacım. sen adama kişisel alan bırakmazsan o ilişki biter ( tamam kabul bunu yapan erkeklerde var ama oranlarsak kadınların daha fazla olduğu bariz bi gerçek)

    edit: gün içerisinde gelem mesajlara göre bir oranlama yapmaya çalıştım. çoğunluğu yansıtmamakla birlikte;
    1-) erkeklerin %80'lik kısmı bu konudan muzdarip, %20 halinden memnun sorunun bende olduğu görüşündeler
    2-) kadınların konudan şikayeti yok. yapan da maruz kalan da bunun aşktan olduğunu savunuyor. onlara göre de sorun bendeymiş ben sevmek nedir bilmiyormuşum. benle mutlu olamazlarmış ( sanki evlenelim dedik) taş kalpliymişim
  • hosuna gitmeyen isvicreye gitsinci sigirlarla yasadigimizi gosteren durum.

    unicef, wwf gibi kuruluslarda calisan sokaktan bagisci toplayan insanlarda da benzer durum olabiliyor. yapisiyor yakana soyle boyle. yok istemiyorum desen de devam ediyor. bu gibi durumlarda beni taciz ediyorsun diyip alanimi belirliyorum. olur da otobus duragind, caniniz sikkin kimse bana dokunmasin kivaminda beklerken sizi umrunuzda olmayan gundem konularindan bahseden biriyle karsilasirsaniz benzer tepkiyi uygulayabilirsiniz. ise yariyor.
  • çok doğru bir tespittir...

    bu mesele beni de sosyal ve kamusal yaşamdan soğutmaktadır...

    ne yazık ki bazıları bunun insanın doğal yapısı olduğunu düşünüyor... yine bu tip insanlar homoseksüelliğin doğal olup olmadığına da karar veriyor... savaş ve kavga da doğal bunlar için vs...

    bu türden, hayatı bir kargaşaya ve çekilmez bir keşmekeşe çeviren her şey doğaldır bu tipler için...
  • bu konuda ben de dertliyim...

    örnek olsun;

    toplu taşıma aracındasınız. yanınızdaki kişi bacaklarını açabilir veya o sikko telefonu ile oynamak için kollarını açıp dirsekleri ile size rahatsızlık verebilir. bunun yanı sıra, telefonun sesini dışarı vererek garip şarkılar dinleyenler veya dizi izleyenler de var...

    hiç ummadık anda biri size dokunabilir. sizi dürtebilir. en sinir olduğum şeydir.

    boş bir lokanta oturuyorsunuz. onca yer varken, birisi tam karşınızdaki masaya, yüzü size dönük oturur. yemek yerken sizi seyreder. ulan mal! caddeye baksana! bende ne bok var?

    yüksek ses ile konuşmak. bunu özellikle beyaz yakalı ve finans sektöründe çalışan kadınlar yapıyor. o kadar hızlı, yüksek ses ve iştah ile konuşuyor ki abla, ne yediğin yemekten zevk alabiliyorsun, ne de olduğun ortamdan.

    asansör veya toplu taşıma gibi dar alanlarda yer olduğu halde vücut teması kurmak. ben senin bedenine dokunmak, senin kokunu almak zorunda mıyım?

    bu örnekler çoğaltılabilir... ama berberin değdirmesi yok mu... kadını da erkeği de değdiriyor... omzuma sorun; omzum ve kollarım bu konuda çok dertli...