şükela:  tümü | bugün
  • insandan nefret etme sebepleri olarak genellenesi bir cümledir.
    türk insanı deyince, gayet tabi önyargılı olunmuş oluyor. türkiye'de rastlanılan herşey, tüm türk insanına malolacaksa, yandık o zaman. bu ülkede neler olup bitiyor insanı insanlığından tiksindiren.

    (bkz: nerelisin sen?)
  • çok sığ bir liste olmuş ve de nefret çok ağır bir ifade olmuş dediğim sebepler. kopyacılığa gelene kadar milyon tane şey sayılabilecekken kopya yazılması uygun görülmüş mesela, olmaz. en çok katıldığım konuysa düzensizlik ve vasıflı olduğunu düşünen vasıfsız insanlar. üniversite'den meclise kadar bu durum böyle, ölüyoruz vasıfsızlıktan.
  • bu tip dovunmelerin altinda fena bi paradoks da yatiyor bi yandan. sen de turk'sun kimi kime kotuluyorsun, biz 32 disiz birbirimizi biliriz, kendini ne kadar gelistirsen de turk insanisin. kotu haber ama olayin bu. ote yandan bu kardesimizin feryadini yurtdisinda yasayan biri olarak ben de paylasiyorum. kendi insanina dusman, ne yapsam turkcemi nasil egriltsem konusurken de ondan daha avrupali gelsem kulaga kafasinda, tum milletler birbirini deli gibi kolacan edip is mis buldururken bizim hirbolar naapsam da daha ise yarar gozukup oburunu aradan cikarsam derdinde. beyaz yakali, kiyak islerden bahsediyorum, doner ustalarindan degil. dolayisiyla paradoksa ben de ortagim ama yapacak bir sey yok. ve inanin yurtdisindaki turk, memleketteki turkten beter. cunku kendi mavi yakalisina suratinda kusayazan bi ifadeyle bakip davranirken, birlesik krallikla tuvalet temizleyen adama good morning darling diyip gulumseyecek kadar mal. sen de bu mali gordun mu cinnet geciriosun. ulan ayi nasi bi eziksin sen. nasi bi tursun??
  • yerden göğe kadar haklı sebeplerdir. sebeplerini de tane tane açıklamışlar yukarıda, ama liste tutsan uzar gider. bazı yarım akıllı arkadaşlar, şimdi olayı kimlik kompleksi gibi gösterecektir elbet, neden? çünkü bizim insanımız, doğru söz ve eleştiriye tahammülsüzdür, kendi varlığını tehdit ettiğini düşündüğü bir gerçekle karşılaştığında, en fukara ve garibanından en zengin ve iktidar sahibine kadar ezici bir çoğunluğun toplumsal mütabakatıymışcasına belden aşağı vurur, o yüzden bu sebeplerin dillenmesini hazmedemeyenlerin bu ortamda çirkefleşmesine hiç şaşırmamak gerekir.

    saygı demiş birileri, geçen gün eve bir tüpçü geldi, "yeni kiracısınız galiba ev sizin mi, yoksa kirada mısınız?" gibi bir soru sordu. dedim ki, "apartmanı satın aldım, yakında kadıköy'ü de alacağım inşallah". memleketim insanının sıcakkanlılığının basit bir örneği olan bu arkadaş bozuldu.

    esnaf desen bambaşka bir dünya. arkadaş bal ve muz alıyor, yavşak yavşak sırıtan esnaf "oooo akşama atılacak goller var herhalde" deyip bıyık altından sırıtıyor. ne güzel be abicim, selam sabahın olmadığı bir adam bile bunu söyleme rahatlığını bulabiliyorsa, o toplumda sınırlarını bilmemek bir genel kabul olmuş demektir. ha tabi başbakan gelip "bana oradan bal ve muz ver" dese, ya da bunu bir polis istese, aynı adam tir tir titrer. yani herkes gücü yettiğince birbirini tokatlamaktan geri kalmaz.

    minibüste tek kişilik yer vardır, iki kişi "biz çiftiz sonrakine binelim" dediğinde rastgele göze kestirilen bir adam kaldırılır. ne çift buna hayır der, ne de adamın böyle bir şeyi yapması garipsenir. eleman çıkıp "bacağım sakat, ben oraya oturmam" veyahut daha açık sözlülükle "ben o küçücük yere oturmam" dediğinde "rahat gitmek istiyorsan taksi tut lan" diyebiliyor muavin arkadaş. bunu söyleyen adam bunu ekmek parasi için yapıyor ya, aylık geliri türkiye ortalamasının çok çok üstünde olan, vergiden kaçıran, kaçak mazot kullanan, istanbul'un en işlek caddelerini "burası bizim" havasında mahveden minibüsçülerden bahsediyorum. hani mesele para falan da değil, bu "ekmek parası için" tamamen kolay para kazanmaktan ötürü şımarmış bir kitlenin toplumun ikiyüzlülüğünü kullanması, yalama olmuş toplumun sözde kutsallarının arkasına saklanmasıdır başka bir şey değil. aylık geliri 10000'leri geçen halk otobüs şoförleri için de geçerli bu, bu sınıfa görece daha az kazanan ama gene ortalamanın üzerinde gelir sahibi olan taksiciler için de geçerli. ev üstüne ev alıp hala fiş vermekten imtinayla kaçan bakkallar da bu kafadadır. yani bunlar gariban değil, bunlar bizzat toplumun yozlaşmışlığının yarattığı zengin ve çıkarlarıyla yaşayan, değerleri olmayan insanlardır, ama her halikarda devlet hep onları tokatlar, ekmek parası için ter atan bir tek onlardır.

    türkiye'de insanların davranışını gözlemlemek için toplu taşıma araçlarına binmek gerek. hani cep telefonunun yavaş yavaş kabul görmeye başladığı zamanlarda biri telefonla konuşur, o esnada birine patlamak için hazırda bekleyen manyağın biri de döner "konuşma telefondan, bozacaksın abs'yi" gibi bir uyarıda bulunurdu. mesele burada uyarı falan değil, birinin hatası üzerinde tepinmek, kendi yaşam mutsuzluğunun tüm hıncını o kişinin yaptığı hatadan çıkarmak, rahatlamak yani. demek istediğim, memleketimizde insanlar birbirlerinden derinlemesine nefret ediyor, bunu bakışlarından, tavırlarından, davranış hallerinden görmek çok rahat mümkün.

    devlet dairesinde insana muamele ise bambaşkadır. "vatandaş muamelesi" diye bir laf var, "bana vatandaş muamelesi yapma" derler ya hani. bu türkiye'de suratsızlığın insanlar tarafından nasıl benimsendiğini gösterir. bir devlet hastahanelerine gidin, o sırada oluşan en ufak sorunda insanların nasıl birbirlerine edepsizleştiğini, eğer yasalar izin verse, dilim dilim doğrayacak bir halde olduğunu görün. bu ülke mutsuz ve tatminsiz bir ülkedir, bu sebeple toplumun azımsanamayacak bir kesimi sosyopattır. yani sorunu ekonomiye indirgemeden bile mutsuzluk ve içine attıklarından ötürü patlamaya hazır pasif-agresif bir toplum yapımız olduğu yeterince aşikardır bence.

    taksiye binersin, kadın sürücü hata yapar, "kocası altına çekmiş arabasını kevaşenin" cümlesini duymak şaşırtmaz. ya da taksici horozlanır bir araca, haksız olduğu halde hem de, sonra döner "nasıl ürküttüm ördeği, bunlar böyle" diye havalanır. memleket teksas mıdır, saygıyı falan geçtim, kural kanun var mıdır yok mudur belli değil. geçenlerde minibüsçülerin arasında makas alma oldu, sonra öndeki minibüs minibüs caddesine dik duracak bir biçimde resmen patinaj yapıp, levyeyle "senin ananı avradını sikerim amın oğlu ha söyle ne diyon var mı diyeceğin" diye girdi, o minibüste yaşlı teyze de vardı, çocuklu anne de vardı. dert mi yani? bir allahın kulu da şaşırmadı, verilen tepki ise en fazla "işimiz gücümüz var kardeşim kavga etmeyin, hocam sakin, şoför bey sakin" bu kadar. bu olay varoşta falan da olmuyor, istanbul'un merkezinde, en işlek bir kaç caddesinden birinde oluyor. vatandaşa kök söktüren polisin gücü, nedense bu insanları tımarlamaya yetmez, sözün özü bu ülkede asayiş yoktur.

    kimse de düşünmez, bu ve benzeri görüntüye şahit olan 7-8 yaşındaki çocuk, ailesine bile güvenemez ki. toplum ona açıkça diyor ki "güçlü olan haklıdır, buna göre başını eymesini de bil." bu yüzden gelen her yeni nesil, eski nesle göre daha umursamaz, daha saygısız, daha boşvermiştir çünkü aslında, derin bir umutsuzluğu yok sayan anne ve babaların ölü doğmuş evlatları olduğunu bilir.

    sonra bekara ev verilmez muhafazakar semtlerde. her geçen gün bu semtlerin nüfusu artıyor, görece daha rahat yaşanan semtlerin de kiraları artıyor. yani sadece zengin olanların rahat yaşadığı, geri kalan insanların da "türkiye gerçeği" ile yüzleşmek zorunda kaldığı bir toplumsal adalet sistemi var. bekara ev verilmez, öğrenciye zar zor verilir, verilirse de 3 kişi kalıyor diye öğrenci bir güzel ayakta ütülür. hadi öğrenci yurt murt bir şekilde kurtardı diyelim, bekara ev vermemek ne demektir arkadaş. cumhuriyet sistemi hani bireyin yanındaydı? bu toplumun kendisi bağımsız bireylerden nefret eden bir yapıya sahip mantalite olarak. insanların yalnız kalamadığı bir toplumsal algıda, beraber yemek yer, beraber cumaya gider, beraber oturup kalkar ve en fazla rakı&balik, mangal ve futbol muhabbeti yaparsın. okul bittikten sonra çalıştığım hiçbir ortamda farklı bir muhabbetin döndüğüne pek şahit olmadım açıkçası. neden böyle olduğunu anlamak da güç değil sürü halinde yaşayan bir yığından bireylerin oluşturduğu bir toplum olmasını beklemek hayalden ibaret.

    hadi yalnızsın, bara gideyim biraz kafa dağıtırım, insan içine karışayım dersin. taksim'de ya da kadıköy'de yanında hatun yoksa içerde de piyasa varsa almıyorlar kardeşim. sistematik olarak deniyor ki, "sen bu düzene dahil değilsen, senin eğlenmeye hakkın yok." yani bekar adam insanların arasına karışmak için pezevenk gibi yanına bir kadın alacak, "al abi içerdeki hatun miktarını senin daha çok gelire sahip olman için arttırıyorum, bunun karşılığında beni içeri al" diye yalvaracaksın. fakat mekan sahibinin tanıdıkları, "abi gel içerisi am kaynıyor" gibi iğrenç muhabbetlerle davet edilecek, müşterisini yolunacak kaz, sikilecek tavuk olarak gören mafya bozuntusu adamların koyduğu eğlence kıstası bu olacak. işin en acısı, bunu apaçık savunup "ay ay sonra bizi rahatsız ederler tabi ki damsız alınmasın" diyen kezbanlar da azınlıkta falan değil. yalnız birey ne yapsın, çay bahçesi ve kafelerde oturup her allahın günü nerede yanlış yaptığını sorgulamaktan başka ne yapacak? kendisine tahsis edilmiş olan bir yaşamın içinde sözüm ona sosyalleşecek.

    bir kaç sene önce bir arkadaşım, nişanlısıyla istanbul'un öte tarafındaki bir üniversiteye gitmek için ev tutmaya karar verdi. 28 yaşındaki adama "ailenizle görüşmem lazım, bende zaten anahtar var, akşamları gelir bir çay içerim ona göre" diyebiliyor, yani adam bunu söyleme hakkını kendinde görüyor. "eve kız arkadaşlarınızı getirmezseniz sevinirim" diye de bıyık altından gülüyor. vay arkadaş, 28 yaşında bir genç adama böylesine bir çocuk muamelesi çekilebiliyor, yani bu yadırganmıyor. evin parasını veriyorsun, kirayı ödüyorsun, ama adam evde içilecek olan içkiden eve giren çıkana kadar her şeye karışıyor.

    bir restorana git, 5-6 kişilik bir masa olsun, bir de tek başına git, muamele değişir. yani insanların sana yapacağı muamele, seninle olan çıkarlarına göredir. öncelikler, adaletli dağıtılmaz, bu saygısızlığı da her yerde hissedersin, bu toplum sana hissettirir. apaçık deniyor ki "paran kadar konuş."

    tüm bunları toplayalım. bu toplumdan geldiğini kimse reddedemez, fakat insanların birbirlerine bu kadar sorun çıkardığı, saygısızlaştığı, içten içe nefret ettiği, birbirlerine saldırıp kendi ezilmişliğinin hıncını bir başkasını ezmeye çalışarak çıkardığı bir yeri de kimse sevmez, sayamaz ama hayatı burnundan getirdiği için nefret edersin bu insanlardan, bu insanların algısında hapsolmaktan, nefes alamamaktan ve en önemlisi, bir toplumu toplum yapabilecek her şeyin burada lüks kabul edilmesinden ötürü.

    bunlar ne zaman rahatlıkla dile getirilir, ne zaman insanlar bunları eleştirebilecek yaşama motivasyonuna sahip olur, o gün rahat ederiz. ama "beğenmiyorsan siktir git lan" diyen insanlar çoğunlukta olduğu sürece, o sokakta gördüğün huzursuz insanlar etrafında olacak hep. hatalarını telafi etme özelliğini yitirecek kadar kendini beğenmiş ve başka hiçbir şeyi saymak istemeyen, incelikten nefret eden bir toplum, yaşamayı da haketmiyor, nefret ediliyorsa işte sebep budur, kimsenin bir yere gittiği de yok. ve inanın, "beğenmeyen defolsun" diye öten arkadaşlar fırsatını bulduğunda ilk tüyecek insanlardır.
  • ter kokusu, ağız kokusu... kıçları da durmaz bunların.

    türk insanı derken, sizleri de katıyorum sevgili kürtler. türkiye sınırları içinde yaşayan insanların büyük çoğunluğu, suyu sadece içmek için kullanıyor.
  • gayet haklı sebeplerdir. siktir ol git diyenlere de fırsatını bulunca gayet de siktir olup gideceğim diyorum.
  • aklıma "türklerin kendileriyle alıp veremediği ne?" sorusunu getiren durum. her toplumda parazitler vardır.
    başka bi açıdan bakarsak kendi kendimizi sosyal medya üzerinden kötüleyip dünyaya tanıtan da biziz.
    "cok tatliyim diiiggmiiii" diyen abimizi ornek alsak olmayacak bunlar.
  • hiç geri gitmeye gerek yok.

    yaklaşık 2 hafta önce arkadaşlarımla topkapı sarayı'na gittim. arkadaşım anlamıyorum ki sen saray ziyaretine mi geldin, bacak gözlemlemeye mi? sevgilisi yanındayken arkasından kızları takip eden liselilerimiz ergenlik döneminden yetişmeye başlarlar

    bir de gözlük takınca gerçekleştirdigi çalışmanın anlaşılmadıgını sananlar vardır

    (bkz: tanıdıgı görmüş gibi bakmak)
  • kendi tecrubelerime dayanarak asagida vardigim sebeplerdir.

    1. baskalarinin hayatlarina karismayi hak gormek: sevgilimle yil donumumuzu kutlamak icin los angeles'a kacmaya karar vermistik bir kac gunlugune ve cok yakin turk 'dostlarimiz' onlari davet etmedigimiz icin bize kusmus, bizi dunyanin en kotu insanlari ilan etmislerdi. yil donumu. romantik falan hani. 2 kisi yasanmis yillarin donumu.

    2. kiskanmak: turk bir hatun arkadas ne zaman bulussak kocasinin muhendis oldugunun altini cizerdi kendisi 2 yillik mezunu. sonradan anlasildi sebebi. bu arada ben kendim muhendisim zaten, kocamin sevgilimin yavuklumun kedimin sifatina ihtiyacim hic olmadi. paran olur, statun olur, yeni araban olur her sey digerlerine problem olur. hep asagi cekmeye calisirlar seni. hele ki terfi etmissen vay haline. ya guzelligini kullanmissindir ya tanidigin vardir kesin. ondan yani.

    3. cekistirmek/dedikodu: ne zaman bir grup turk yanyana gelse tek yaptiklari diger turkleri (sadece turkleri) cekistirmek. baska muabbet yok. bu ne lan?

    4. ima/laf sokma: en cok laf sokan en ustun. en cok laf sokan en akilli, en zeki. benim gozumde bunu yapan kalitesiz, asaletsiz bir insandir.

    5. kusmek: turk restorani vardi gittigimiz sik sik. gecen gidisimizde gozumuzun icine baka baka selam bile vermedi sahipleri. nedeni hala cozemedik. sanirim iftar tekliflerini reddedince sorun oldu. kendileri gunduz oruc tutup, gece para karsiligi kagit oynuyorlar bu arada. onceki gidislerimizde ogullarinin odtu'yu kazanmasina gerek yoktu halbuki cunku odtu'luler asosyal insanlardi. oyle denmisti. kedi/ciger durumu bu da. biz odtu'luyuz bu arada o laf bizi acitir mi dusunmuyorlar bile.

    6. gormemislik: erkeklerin cogu hic kadin gormemis gibi bakar. kadinlarin cogu hic birsey gormemis gibi davranir. gormemislik iste. doymamislik. gorgusuzluk.

    7. saygisizlik: saygi yok. sirf yasi buyuk olana saygi duymak diretiliyor bize ama cok yanlis. herkes saygiyi hak eder. buyuk/kucuk/gay/lesbiyen/kedi/kopek. saygili davranmak, salak olmakla karistiriliyor. enayi yerine koyuluyorsun. kimse de sana saygi duymuyor. yediginden ictigine, gordugunden gezdigine kadar her seye karisiliyor. insanlarin kendi hayatlarini yasama haklari cok goruluyor. 50 yasina da gelsen, teyzenden dayina, komsunun kizina kadar herkes fikir verebilme hakkini goruyor kendinde. ne zaman cocuk yapacagin sorulabiliyor, ne zaman evlenecegin, 'yemek yapmayi ogrenmen lazim diplomayla olmaz o isler' falan. lan sana ne? dogum kontrolunu ne zaman birakacagimi sana niye aciklamak zorundayim? hayatin en onemli kararlari olan evlenmeyi ve hayata yeni bir can getirmeyi, sac rengi tavsiyesi veriyormus gibi ortaya atmayi haddi saniyor. hadsizlerle dolu ortalik.

    8. yeniliklere acik olmamak: evlat edinip napicaksin? insanin kendinden, genlerinden olmayinca olmaz o. sanki bana einstein gerizekali. karisi da sanki bana adriana lima. lan 2 tipsiz bir araya gelmissiniz kotunun iyisi diye secip birbirinizi. o da toplum baskisiyla, evlilik yasi geldi diye, mecburiyetten. ilk firsatta aldatacaksiniz belli daha yok olmaz genler onemli. tipsiz. bunu soyleyenler de genelde en cirkin insanlardi karsilastigim. ama yooook gen. genine sokim.

    9. vicdan eksikligi: berkin var iste. ali ismail var. niceleri var daha. ama vicdan yok.

    10. sikayet etme: arkadas vardi yurtta, kiz nefret ediyor oda arkadaslarindan. her saniye nefret halinde. sikayet halinde. e gel dedik bizim odaya o zaman, ya da baska odaya git. yok kaldi odasinda. ama nefret etmeye, herkesin enerjisini 5 yil boyunca sonuna kadar somurmeye de devam etti. hem sikayet etti, hem nefret etti, hem de durumu degistirmek icin hic bir sey yapmadi. aklim almadi.

    daha unutulan cok sey vardir kesin. bunlar su an aklima gelenler/benim karsilastiklarim. her yil tatile geldigimde 2 medeniyet arasindaki farki cok daha net goruyorum. hayretten kalakaliyorum bazen. aileme anlatiyorum sen cok farkli oldugun icin diyorlar. fark dedikleri insan haklari istegi herhalde.

    orada kalanlar soguk suya atilmis kurbagalar iste. su kaynamis coktan. hala cagiriyorlar disardakileri: su cok guzel gelsene. gelmeyenlere de: begenmiyorsan siktir git. gittik aq gittik zaten. buraya yazma nedenimiz de gozunuz acilsin su an eyvallah dediginin hayatin cok daha fazlasini hakediyorsun. gor.
  • saymakla bitirilemeyecek sebeplerdir.

    yurt disinda yasadigim icin burada gordugum ve beni adeta tiksinmeye iten bazi sebepler su sekilde:

    1.ilk olarak koloni seklinde kumeleserek yasiyor olmalari
    2.arkadaskar ayri tek adim atsalar olecek hastaligina yakalanmislardir. her yere birlikte gitmeleri, birlikte kiz kesmeleri , neredeyse birlikte sicmalari
    3.ettikleri yegane muhabbetin kari kiz muhabbeti olmasi ve israrla insanlari sozlerle bakislarla hal ve hareketlerle taciz ederek olayi abazanliga vardirmalari
    4.anlamlandirilamayan bir oz guvene sahip olmalari ama bir halttan cakmamalari
    5.bos konusup iki kelimeyi bir araya getirememeleri
    6. sozde musluman olanlari icin, yabanci ulkede cuma namazi rituelini kutsallastirip aksatmayarak , ertesi gun cluplarda kendini kaybedene kadar icip her halti geregince yeribe getirip ardindan adeta muslumanligin kilici triplerinde vaaz vermeleri
    7.asiri milliyetci olup kendilerini inanilmayacak bir egoyla ustun irk zannetmeleri
    8.hicbir yenilige acik olmamalari
    9.gurultulu ve saygisiz olmalari
    10. cakallikta sinir tanimayarak bununla gurur duyuyor olmalari

    beni tiksindirmeye ve hatta nefrete iten sebeplerden sadece bir kaci.

    tabi bu yapidaki ilginc toplulugu dogal yasaminda gozlemlenip yazilabilecek milyonlarca seyden en az zararlilari bu soylediklerim.
    insani (bkz: turkiyeden siktir olup gitmek) basligina tekrar tekrar yonlendiren sebeplerdir de.

    ve ayrica elini vicdanina koyup kendini kandirmayi bir kenara birakabilen herkesin gorebilecegi sebeplerdir.
    turkler nereye ben aksi istikamete.
    insanlari kucumsemekten ziyede rahatsiz oldugum seyleri belirtmek asil amac. o yuzden luzumsuz sen nesin turk degil misin tartismasina gerek yok. ayrica bu kismi bir genelleme olup herkesi kapsamaz. mutlaka bu tanimlarin disinda kalan kisiler vardir.onlari olabildince ayri tutuyor ve sevgiyle kucakliyorum efenim.