şükela:  tümü | bugün
  • toplumsal baski, kisitlamalar, ayip, gunah, elalem ne derci dusunce yapisi. turkiye'de kac insan daha cocuklugundan itibaren uzerine yuklenen sorumluluk ve beklentilerden silkinerek sadece kendi sevdigi ve istedigi sekilde yasamayi ogrenebiliyor? cocuklugumuzu yasayamadan buyuyoruz bir goz kirpisina sigacak kadar kisa bir zamanda. cogunlugu daha cocuklugunu yasayamamis bir toplumun bireylerinin hayattan zevk almasini temenni etmek ya da beklemek fazla luks sayilmaz mi?
  • ay sonunu getiremeyen birçok türk insanının, açlıkla mücadele ederken ortaya çıkan genel durumudur ne yazık ki. aldığı maaş ile kirasıdır, faturasıdır, yemeğidir derken unutuvermiştir yaşadığını.
  • yaşamak için çalışmak ile çalışmak için yaşamak arasındaki tercihi seve seve (!) yapmış dolayısıyla zevk ve türevlerinden mahrum bırakılmış insan olmasıyla ilgilidir.

    edit: düzeltme. teşekkürler panda yavrusu
  • ekonomik sıkıntının bir sonucudur. akşam evine eli boş dönen bir babanın, nasıl zevk alacak bir şeyler yapması beklenir ki, on dakikalık zevk uğrana yaptığı o evladının hayal kırıklığıyla bakan gözlerini gördükten sonra.
  • zekasının %80'ini mütemadiyen kendi zevk-ü sefası için değil başkalarının ne yaptığıyla ilgilenerek harcamaktan ileri gelmektedir. zira türk insanı dışadönüktür. ama dışadönüklüğü başkalarına bir şey katmak için değil, onların yaşam enerjisini de emip tüketmek şeklinde tezahür eder. varsa yoksa başkaları da zevk almasın, başarısız olsun, küçülsün, bitsin... halbuki sana ne a.q., git kendi işine, bak kendi hayatına. bu döngüden sıkılan bazılarımız yurtdışına gider ve küçük bir kasabada halk içine karışarak normal bir yaşamın tadını orada almayı başarırlar.

    buradan çıkarılacak sonuç: türkler kendi aralarındayken geçinemezler, hepsi kendi derebeyliğini kurup kimse karışmadan yaşayabilmek ister. bunu en iyi yurtdışında kimsenin kimseyi sallamadığı rahat ortamlarda başarırlar. belki de orta asya'dan buralara göçümüzün nedeni bile budur. kimbilir?
  • otobanda gece yarısı arabayı durdurup çifte telli oynayan, sandalda rakının yanına balık tutup anında mangala atan, kahvaltıda sucuklu yumurta yanına bal-kaymak yiyen bir milletin insanın hayattan zevk almama ihtimali düşüktür.
  • az once bir program seyrettim. genc bir dalgic, soyle bir sey soyledi "ailemin en buyuk hayali dunyayi gezmekti, ben cocukken evimizi satip bir tekne aldilar ve ben denizi o zaman sevdim."

    dusundum sonra, biz asla boyle ailelere sahip olamayiz ve bir gun aile oldugumuzda biz de boyle aileler olamayiz. hayallerimiz "gelecegimizi garantiye almak" uzerine kurulu.

    hayallerimiz "evlenmek, ev almak, arabayi degistirmek, daha cok para kazanmak, pirlanta yuzukler almak, koltuklari degistirmek" ekseninde donup duruyor. ıcimizden gercekten hayal kurabilenleri de "akli bir karis havada" diye diye el birligiyle vazgecirebiliyoruz.

    hayattan aldigi keyif "hep daha fazlasi" uzerine kurulu olan insanlar olarak dogmuyoruz ama boyle yontuluyoruz, sekillendiriliyoruz ve ne yazik ki cocuklarimiz da boyle sekilleniyor.

    gercekten hayal kurmuyoruz, hayal kuramayan insan hayattan keyif alamaz. biz gelecegimizi garantiye almaya calisirken kendimizi unutuyoruz ve bence bize cok yazik oluyor.
  • çocukluğunun geçtiği sokaklar, eski anılar, dostluklar... bunlar bırakılıp başka yere gitmek zor. evet bu ülkede para kazanmak zor, iş bulmak zor kendini eğitmediğin sürece bir yerlere gelmek belli bir standartta yaşamak zor. önemli olan zoru başarmak belki de?
    dünya'nın neresine gidersen git hayattan zevk almak senin elinde..

    (bkz: başka ülkede yaşayamam)
  • ahmet altan'ın şu yazısında anlatılanlarla ilgili olduğunu düşündüğüm durum. her gün aynı sabaha uyanıyoruz milletçe, belki ilk başlarda keyifliydi ama bana artık kabak tadı veriyor.
  • ülkemizdeki tatsız olayların yaşanması ve ekonomik sıkıntılar sebebiyle oluşan mutsuzluklar haricinde değerlendirecek olursak aslında insanının (türk ya da başka biri- insan olsun yeter) hayatın tadını çıkarmayı bilmemesinden kaynaklanmaktadır. türkiyede metropol şehirlerde yaşayan insanların daha mutsuz olduğunu sürekli düşündüğü, yetinmeyi bilmediği, küçük şeylerle mutlu olmayı bilmesine rağmen bunu istemediği bir zamanda yaşıyoruz. küçük yerlerdeki insanlar ise çocuklarıyla, arkadaşlarıyla mutlu olabiliyorken televizyonda gördükleri büyük şehir illüzyonları onların da mutlu olmasını engelliyor olabilir. hep daha fazlasını istemek, hep daha fazlasının olduğunu bilmek... gezmek tozmak, oraya buraya gitmek filan yaşamak bu mudur? oysa bi rahat ol ufak şeyler yap ama mutluluğun büyük olsun dimi. türkiye ya da başka bir yer, kısaca dünyadaki insanın içinde hayattan tad alacak en ufak bir istek yoksa ne yaparsa yapsın fayda etmez.