şükela:  tümü | bugün
  • doğru bir genelleme değil. ıki tür de mevcut. hatta erkeklerin süründürmesi ya da kadına baskı yapması halleri daha çok rastlanılan durumlar. kadınların dayanamayıp boşanma davası açtığı durumlar ise çok fazla. hiç de o kadar ben boşanamam naparım düşüncesi çoğunluğu oluşturmuyor. genç kesim eğitim seviyesi yüksek olmasa da, elinde mesleği olmasa da artık o karaktersiz ya da çapsızı hayatlarında tutmanın faydasız olacağı kanaatine varmışlar. sevindirici bir durum. tazminat, nafaka, ziynetlerini alıyorlar sonra da boşanıyorlar. genel olarak boşanmak istemeyen 50'li yaşları aşmış kesim. o da anlaşılabilir biraz düşününce.
  • hayatı zehir etme birak git kezbancım işine gücüne bak hayır gitmycem önce sen git
  • tam aksi ben hep sürünen kadın gördüm, süründüren değil. istisnalar elbette vardır ama yanlış genelleme. denildiği üzre boşanma davalarını da çoğunlukla kadınlar açar çünkü erkek evde hazır hizmetçi var donum ütüleniyor, yemeğim pişiyor ee seksim de yapılıyor mantığıyla uzatmaları oynayan taraftır.
  • sen öyle yaparsan erkek de verir tazminatını siktireder.
  • hala kadınların peşinizden koştuğuna inanıyorsunuz.
  • erkek adamın erkekliği para çokken
    kadının kadınlığı para yokken belli olur

    kadın milletinde iyi izleyin sonra boşanmaya bakin hani eskiler iyi kotu gün diyordu şimdi sadece iyi gün
  • (bkz: türk erkeğindeki boşanırsan öldürürüm mantığı) sorgulanırsa anlaşılabilecek durum.
  • ego temelli mantık.

    türk kadınları, toplumsal yasakların, onları çok değerli birer ürün olduğuna ikna etmesiyle yüksek bir egoya haiz olurlar. olay budur. istisnai durumlar her zaman vardır, ancak çoğunluğu böyledir.

    kadınların giyim kuşamı ve sosyal yaşantısına dair erkeklerce getirilen kısıtlamalar ve zamanla oluşturulan toplumsal kurallar, türk kadınının zannetiğinin aksine, çok değerli birer parça olmalarından değil; 20/80 kuralının varlığındandır.

    kadınların sürekli olarak yüzde 20'lik dilimdeki erkeklere vermek istemesini engellemek adına getirilen kısıtlamalar, "biz çok değerliyiz hıh" havasına neden olmuştur.

    nispeten öyledir ama, asıl amaç bu değildir.

    sonuç olarak ise, kadınlarımız çok yüksek egoya sahiptir. sen kim köpeksindir ki, o kadar değerli bir varlıktan boşanacak, aldatacak, harcayacaksındır?

    bunun da iki türlü modeli vardır.

    birincisi asla teslim olmayan. -id-ego-superego konularını bilmiyorsan araştır-
    ikincisi ise "benim gibi kıymetliyi bile iplemeyen, kim bilir ne kadar değerlidir" anlayışına sahip, birinciye nazaran teslimiyetçidir.

    ikinci model kadın topluluğu, erkeğin onu aldatmasına dahi müsaade eder. eder ki, ona dönüp geldiğinde, "bak çok kadını denedi, yine bana geldi, demek ki harikayım" tatminini yaşamaktır.

    kadınları anlamak o kadar da zor değildir.

    kadın, kadındır.

    vahşi doğada neyse, modernite içerisinde de odur.

    daha fazla anlam yüklemenin manası da yoktur.

    edit: yazım yanlışı.
  • türk erkeğindeki boşanmam öldürürüm mantığından daha fazla olduğunu zannetmiyorum.

    bir de şu erkek kadın diye durmaksızın genellemeleriniz sıkıcı gerçekten. münferit bir olaydan yola çıkıp, tüm dünya böyle zannediyorsunuz.

    cinsiyet, başlı başına bir değişken değildir. eğitim, yaş, sosyal sınıf, etnik köken gibi bir ton değişken girer devreye.

    hayatta karı ya da koca olmak dışında hiçbir şey olamamış, hiçbir alanda kendini gösterememiş insanlar, doğal olarak tüm varlığıyla elindekine sarılacaktır. dolayısıyla orada kadın ya da erkek oluşuna değil, altında yatan diğer etkenlere odaklanmak lazım.