şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle porto modeli başarılı bir model. güney amerika'dan genç yetenekleri getir, bu oyuncularla sportif başarı sağla, birkaç yıl sonra ödediğin bonservisin 5 katına sat, sonra da yenilerini al. her şey çok güzel ama burada esas önemli olan bu sistem türk kulüplerine uygun mu?

    porto modelinin ilk ayağı potansiyelli gençleri bulabilmek. porto, futbolun bir endüstri haline geldiği günden beri güney amerika ile müthiş ilişkiler kurmuş ve bu ilişkilerin de yardımıyla bu kıtada inanılmaz bir ağa sahip olmuş. direkt olarak 300'den fazla scoutla çalışıyor. bu sayı dolaylı olarak binleri buluyor. hepsi de işinde uzman ve hatta dünyanın en iyileri. bütün bunların ötesinde portekiz'in bu kıtayla tarihsel ve kültürel bağları var. 210 milyonluk brezilya'da portekizce konuşuluyor. adamlar, sadece datasını porto'ya açsın diye football manager'a bile para ödüyor. türk kulüplerini bir kenara bırakalım; ekonomik, sportif ve yönetimsel bakımdan türk kulüplerinin fersah fersah önünde yer alan bir ingiliz ya da alman kulübünün bile porto'nun güney amerika'da oluşturduğu sisteme sahip olması mümkün değil. bu kulüpler, porto'ya bir oyucu için 50 milyon euro vermeye bayılmıyorlar ama aynı oyuncuyu 18 yaşındayken bulamıyorlar. kaldı ki bu müthiş yapılanmaya rağmen porto'nun aldığı oyuncuların önemli bir kısmı da beklenen performansı gösteremiyor.

    porto modelinin ikinci ayağı, alınan oyuncuları geliştirebilmek. bunun için öncelikle sabır gerekli. ama maalesef türkiye'nin kültüründe sabır yok. sadece futbolda değil, hemen her konuda aceleciyiz. porto'nun aldığı oyuncuların hiçbirisi 4. maçında yıldız olmuyor ama oynatmaya devam ediyorlar. ertesi hafta bir daha, sonraki hafta bir daha. kulübün ve ülkenin yapısı buna müsait. türkiye'de ise bu mümkün değil. kovulma korkusuyla yaşayan teknik direktörler bu sabrı oyuncusuna gösteremiyor. başarı baskısının altında ezilen yönetimler bu sabrı gösteremiyor. şampiyonluktan başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen taraftarlar bu sabrı göstermiyor. sürekli bu modeli örnek gösteren medya bile 2 maç kötü oynayan genç bir oyuncuyu, hakarete varan bir dille eleştiriyor ve hedef tahtasına koyuyor. sabır özelinde durum kulüplerin ötesinde, ülkenin kültürüyle ilgili. bunu aşmanın yolu yok. tabi sabır, oyuncu geliştirmek için gerekli şeylerden sadece biri. işin maddi unsurlarını gerçekleştirmek de oldukça zor. aslında durum, burada da ilk konudan farklı değil. oyuncu gelişimi için, oyuncu gelişimi dna'sına işlemiş bir kulübe, onlarca yıllık bir geleneğe, yine alanında dünyanın en iyisi antrenör ve mentorlere kısacası yine müthiş bir sisteme ihtiyaç var.

    yakın tarihte çok güzel bir örnek var; alex telles. genç ve potansiyeli yüksek olarak türkiye'ye geldi. hali hazırda belli bir seviyede olduğu için forma şansı da buldu. ama yapamadın. oyuncuya şampiyonlar ligi tecrübesi dışında pek bir şey katamadın ve gönderdin. sonrasında 3 paraya porto'ya sattığın çocuk bek olmasına rağmen portekiz ligi'nde asist rekoru kırdı ve takımın penaltıcısı oldu. şimdi ise atletico madridler, chelsealer peşinden koşuyor.

    peki yarışmacı türk takımları için doğru model ne? bir oyuncuyu sıfırdan alıp yıldız yapamıyorsun. formunun zirvesindeki yıldızlara da bütçen yetmiyor. geriye tek bir seçenek kalıyor. yıldız seviyesine çıkmış ama bir sebeple gözden düşmüş ve bonservissiz yada düşük bonservis bedelleri ile alınabilecek oyuncular. birinci sınıf takımların, birinci sınıf oyuncuları. futbolumuzda çok fazla yanlış ve başarısızlık olduğu için arada kaynıyor ve belki farkında bile değiliz ama türkiye bu oyuncuları tekrar forma sokmak konusunda başarılı. misal son 25 yılda galatasaraya'a gelmiş en kaliteli futbolculara bakalım. hagi, popescu, taffarel, jardel, drogba, sneijder, melo, baros, riera, podolski, kewell, muslera, elmander, feghouli, belhanda, ujfalusi, fernando. bir ikisi hariç hepsi kulüplerinde gözden düşmüş ya da sorunlar yaşamış oyuncular. zaten bir sorunları olmasa türkiye'ye gelmelerine imkan yok. ama galatasaray bu oyuncuların çoğundan yüksek performans almış. yine son 25 yıldaki en büyük başarılarında bu oyuncuların imzası var. 2001 ve 2013 çeyrek finallerinde, 2000 uefa avrupa ligi ve avrupa süper kupası zaferlerinde hep bu oyuncular ön planda. bu oyunculara ödediğin paraların karşılığını sportif olarak ve elde ettiğin başarıyla doğru orantılı olarak artan gelirlerle ekonomik olarak fazlasıyla almışsın. ama tek tek isim yazmaya gerek yok, genç yetenek diye aldığın yerli-yabancı bütün oyuncular elinde patlamış. hele anadolu kulüplerinden aldığın 2. sınıf oyunculara ödediğin astronomik bonservis bedellerinin ve bu oyuncularla sırf genç ve türk diye yapmış olduğun uzun süreli sözleşmelerin hiçbir geri dönüşü olmamış ve kulüp çok büyük zarara uğramış.

    artık türk futbolunun kaybedecek ne vakti kaldı ne parası. artık geri dönüş alınamayacak tek kuruş bile harcanmamalı.