şükela:  tümü | bugün soru sor
  • genel olarak katılmakla birlikte, bu ahlak anlayışını türk milletine mal etmek bence haksızlık.

    bahsedilen bu iki yüzlü ahlak anlayışı bizim millete değil, orta doğu halklarına özgü.

    konuya gelecek olursak, gerçekten de özellikle kendine "muhafazakar" diyen kesimin benimsediği bu anlayış mide bulandırıcıdır. örneğin 13 yaşındaki kıza genci yaşlısı onlarca kişi tecavüz eder, "rızası vardı" diye örtbas edilir. 13 yaşındaki kıza tecavüz eden gavat sonra dışarı çıkar sevgilisiyle el ele dolaşan kıza "ahlakımız bozuluyür" diye laf atar, yollu diye yaftalar, ötekileştirir, linç eder. dolayısıyla bana öteden beri komik ve acı gelmiştir, muhafaza edebileceği düzgün bir ahlak anlayışı olmadığı halde kendini "muhafazakar" addedenler. olum sen köyde eşek sikenlerin, sevgilisiyle bekareti bozulmasın diye dübürden takılanların, kuzenin tecavüzüne uğrayınca "kirlendi" diye öz bacısını öldürüp dağ başında bırakanın ekolünden geliyorsun, sen neyi muhafaza ediyorsun?

    kavramların içi boşalınca ne denli yozlaşabildiğinin bir vesikasıdır bu marazlı ahlak anlayışı.
  • erkek hegemonyası olduğu sürece daha da ahlaksız olacağız, bu kaçınılmaz bir gerçek...
    xx kromozomlular en ufak yanlışlarında orospu damgasını yiyebileceklerken;
    xy'ler bin kızla beraber olup, bakire kızlara soyisimleri verecek arada sırada olgaları, tatyanaları da zina oyuncakları edecekler.
    gerçekten beyinsiz ve ahlaksız bir milletiz, yediğimiz bokları birde dini kendi kafamıza göre yorumlayarak örtbas etmeye çalıştığımızda iyice çekilmez oluyoruz!!!
  • iste bunlar hep baski
  • bu kadar uç örnekler vermenize gerek yok, günlük basit olaylarda bile bu ahlaksızlığı görürsünüz.

    mesela şuan beşiktaşta özel bir yurtta kalıyorum. civarda hızlı ve ucuz (hatta bir şey içmezseniz bedava) indirme yapabileceğiniz kafeler var. adam gibi bağlantı var burada. merkezi bir yer.

    ama ne oluyor? yurt müdürü olacak şerefsiz gidiyor internete minimum para harcıyor, yurttaki şerefsiz gidiyor idm/torrent açıyor.

    kendinden başka hiçbir insanı hiçkimse sikine bakmıyor. yeter ki kendi daha çok kazansın. buna benzer durumları hayatınızın her alanında görebilirsiniz.

    diğer insanları düşünerek hareket etmektir bence ahlak. ve bu toplumumuzda %1 bile değil. böyle insanlar görürseniz kaçırmayın yani, oldukça azınlık onlar.

    edit: bana göre ahlak, toplumu kalkındırıp toplumla beraber kalkmak, yani empati yapmak ve diğer insanların yararını düşünmektir. ki diğer insanlar da sizi düşünsün. bana göre ahlak budur. istediğim, görmek istediğim ahlak en azından budur. ancak bu türk toplumunda yok. onlarca da örnek sayabilirim kişisel tecrübelerime dair. kimse bana olduğunu iddia edemez. belki köylerinde falan vardır. ama genel itibariyle yok.

    edit2: diğer milletlerin durumunu bilmiyorum. ben türk milletini tanıyorum onu eleştiriyorum. belki dünyada yoktur ahlak. bilemiyorum.
  • pek çok süper örneğin döndüğü ve akıllarda pek çok soru işareti barındıran başlık.
    sıkıntılardan birincisi, iki üç kişinin yaptığı çakallıkları tüm topluma mal etmek. başlığı açan arkadaş sanki hutuları görmüş, siberya'ya gitmiş, musul'da bulunmuş, hitler'in silah arkadaşıymış, clinton'un ahlaki danışmanlığını yapmış, churchill bir kadeh daha alacakken engel olmuş gibi. bak arkadaşım, güzel kardeşim, yalnız değilsin. cidden yalnız değilsin. dünya üzerinde o kadar çok insan var ki, kendi ırkını yeren. italya'ya gidersin, berlusconi, temiz eller operasyonu, sicilya mafyasını gösteren örnekler çıkar. amerika'ya gelirsin, adamlar der ki, ortadoğuya egemen olmak için yaptığımız şeyler insancıl değil. ( konu ile alakasız olacak ama bir ufuk sınırı olarak * belgeselini izle). bazı venezüella'lılar hugo chavez'in yaptığı işlerden memnun değil idi. meksika'lılar devlet içinde devlet olan cartel'den memnun değil, her ne kadar söyleyemeseler de. yunanlar, oy vermelerine rağmen eski hükumetlerinden şikayetçi, ve verilen sübvansiyonların kendi köylülerinin nasıl manipüle edildiğinden isyankar.
    ikincisi; güzel kardeşim, sen nerede yaşıyorsun, bilmiyorum. benim yaşadığım yer gayet kozmopolit bir şehir. burada arnavutun'dan tut, guatemala'sına kadar herker kendi milletinin ne kadar çakal, yada zeki olduğu ile övünüyor. ahlak dediğin şey var ise o bireyseldir güzel kardeşim. sen metroda insanlar dışarı çıksın diye beklerken, diğerleri içeri saldırır, sakata yer vermez, yere düşen adama dönüp bakmaz bile. bu durum, yapan adamın milletini değil, kendisini bağlar. sorun kişi ile alakalıdır. kalkıp dersen ki, ama kişinin oluşmasında toplumun etkisi de var. o da bir yere kadar doğrudur, ama sonuçta kişinin kendi seçiminin sonucu da vardır. ( elimden geldiğince toplu taşıma araçlarında ihtiyacı olanlara yer vermeye çalışırım, kendi toplumumun verdiği kodlara karşı gelmek benim seçimimdir) burada bana bakıp, türkler ne iyi insanlar, ne kadar ahlaklı insanlar diyenler var. gerçekten öyle mi? kim bilir?

    gün sonunda herşey göreceli. kim neyi, nasıl yapar, neden yapar? bunları düşünmeden yaftalıyorsan; bu gurbet ellerde benim üzerime bir etiket yapıştırdın, haklı yada haksız olarak. ama biraz açıl. sağa sola bak, az karşılaştır güzel kardeşim.
  • türk olmadığım için bir sıkıntı yok.
  • küçücükken din'le, haramla, helale çocuğun beyni sulandırılır. yalan söyleme, denir. hırsızlık yapma. günah! allah seni yakar.

    sonra bi ev ziyaretinde baba kallavi bi yalan salar ortaya. çocuk atlar, yalan söylüyor, öyle değil. böyle böyle oldu ya, günah! meclis dağılınca çocuk zılgıtı yer, doğrucu davut musun sen eşşoğlueşşek, bazen babalar yalan söyler, bi daha yaparsan çarparım!

    sonra bi gün çocuk annesine yemin ettirir, yemin et gidersen beni de götüreceğine! vallahi billahi! bak allahın adına yemin ettin, götürmezsen allah seni yakar! ve anne gittiği yere çocuğu götürmez. çocuk sorar, hani vallahi demiştin? dilimin altında süpürge çöpü vardı, hem ben vallahi demedim ki, allahi dedim, ehe hehe!

    sonra bigün çocuk komşu evin bahçesinden erik çalar. müthiş bi vicdan azabıyla eve gelir. babaanne, ben erik çaldım, allah beni yakacak mı? yakmayacak, o senin göz hakkın, alacaksın tabi.

    sonra bi gün çocuk dolapları karıştırken yakalanır. annesi sıkıştırır, tövbe et! çocuk bi daha yapmaya tövbe eder. sonra bi gün tövbesini unutur, gene dolapları karıştırır. sonra tövbesini hatırlar, vicdan azabıyla annesine koşar. anne ben gene dolapları karıştırdım, allah beni yakacak di mi? gel kızım, al şu kibrit çöpünü başının üstünde kır! hah oldu...

    ...ve bu çelişkilerle yetişen orta zekalı veled büyüyünce memleketin başına bela olur. çünkü öğrendiğinde göre evet, kurallar vardır, ama "öyle gerektiğinde", sadece kendi, uyumama hakkına sahiptir. kurallara uymamak başkaları için cehennemde yanma veya ahlaksızlık sebebiyken, bu durum kendisi için asla geçerli değildir. kendisi kurallara uymamıştır, çünkü o zaman öyle gerekmiştir. yoksa kendisi hem çok ahlaklı, hem de doğrudan cennetliktir. kurallar "gerektiğinde" - ki her zaman gerekir- eğilip bükülebilir - ki her zaman eğilip bükülür-, yeter ki karşısındakine gücü yetsin. bu meşrudur - ki her zaman bi kılıfını bulur-, vicdan azabı çekmeyi gerektirmez - ki her zaman vicdanı rahattır-. böylece yaptığı hiçbirşey ahlaksızlık da olmaz, günah da! en ahlaklı da kendisidir en dindar da... en büyük günah da, en büyük ahlaksızlık da kendi menfaatine dokunulmasıdır. zaten kendi menfaati dışında çoğu şeye kafası da basmaz. fakat her zaman haklı olmanın bir tek istisnası vardır. karşısında kendisinden daha güçlü, daha kalabalık birilerini görürse, tabi haklılığından içten içe vazgeçmemek kaydıyla, öyle vazgeçmiş gibi konuşur. yani kuyruk kısar. o yüzden kalabalık olmak önemlidir. kıt zekalı çocuğunun ayarsız şımarıklıklarına ses eden öğretmeni 20 kişiyle dövmeye gider. dan dun konuştuğu hekim kendisinde tepki gösterince 30 kişiyle hastane basar. trafikte yol verme tartışmasında, eğer arabasında karşı arabadakilere gücü yetecek sayıda ve kuvvette adam varsa hemen aşağı atlar, göğüs ilerde, koltuklar kabarık, kollar dirsekten krık, dirsek geride (fidayda oynayan seymen pozisyonu) sopayı kapar, gel lan, çık lan, ne diyon lan sen!

    filan.

    sonra çoğunluğu aşağı yukarı bu karaktere sahip bireyler bir araya gelirler, dünyayı kendi menfaatleri etrafında döndüren aşağılık bi toplumu oluştururlar. ölçüsüz ürerler, toplumu tıpkı kendileri gibi yetiştirecekleri arsız veletleriyle doldururlar. çoğunluğu böyle bireylerden oluşan millet de evet, ahlaksızdır.
    bizimki gibi.

    edit: ya bana entry döşenip laf edeceğinize, niye bütün akçalı işlerinizde "lan acaba kazıklanıyor muyum?" kaygısı yaşadığınızı sorgulayın. ha bu kaygıyı yaşamıyorsanız veya her an kıçınızı yaslayacak duvar arayarak devamlı tetikte yaşamak hoşunuza gidiyorsa başka.

    bi edit daha: "evladım bu yaptığın hiç etik değil, kendine yapılmasını istemediğin şeyleri başkalarına yapmamalısın! " veya "kendine yapıldığında hoşlanmadığın şeyleri başkasına yapmak günahtır." uyarılarıyla yetişen, empati kurabilmeyi az çok bilen veletlerden pek üçkağıtçı çık(a)mıyor. böyle yetişenler kavgadan dövüşten anlamıyor, önüne gelenle laf dalaşına girmiyor, üçün beşin hesabını yapıp, üç beş kuruşa tenezzül etmiyor, basit menfaatleri için yeminli billahlı parendeler atmıyor, sokaklara tükürmüyor, gittiği yerlerdeki emekçilere köpek muamelesi çekmiyor, elindekini paylaşmayı biliyor, sıkışınca anıra anıra demagoji yapmıyor... sonra sözlükte bile bunlara fularlı, hanım evladı, muhallebi çocuğu, pısırık, pembe götlü filan deniyor. şunu da eklemeliyim, böyle empati kurabilen çocuk yetiştirmenin semtle, parayla, varlıkla, yoklukla uzaktan yakından kıyıdan köşeden ilgisi yok.
  • ayrıca küfürbaz, tembel, askerlikten başka bir yeteneği yok, kadın düşkünü, güzel sanatlardan anlamayan, kültürsüz, okumaz yazmaz, güdülmeye muhtaç... daha birçok şey var ancak bunları bütün millete indirgemek olmaz ama türkler denince akla gelenler bunlar maalesef. aslında sadece türkler değil tipik orta doğu insanın özellikleri böyle...