şükela:  tümü | bugün
  • ideolojik yapısını ve çerçevesini ziya gökalp, yusuf akçura, gaspırali ismail'e ve oradan ittihat terakki ideologlarına borçlu olan, bu ülkenin siyaset alanını tıknefes bırakan siyaset ve fikir hareketidir.

    açıkçası siyasetteki başarısızlığı ve yıkıcılığı kültür ve diğer alanlarda bu kadar etkili olmamıştır. türk milliyetçilerinin iddia ettigi gibi ideolojik kaynaklari göktürklere, orta asya'ya dayanmaz. basbayağı bir modern ideoloji olarak, fransız ihtilali ile birlikte gündeme gelmiş ve "devlet-i aliye'yi nasıl kurtarırız" sorusuna cevap aramak için ortaya çıkmıştır. türkiye cumhuriyeti devletinin kuruluşuna da politik, kültürel yani makro anlamda ideolojik bir çatı olmustur türk milliyetçiliği.

    tarihin ve günümüzün, devlete tapan, kamusal alanı yücelten, bürokrasiyi halkına yeğ tutan devletçi anlayışın bütün zihinsel verilerini, türk milliyetçiliği ve köylülük ideolojisi ele ele vererek kodlamıştır.
  • ihtiyac duyulan bir kavram midir, yoksa hic geregi olmayan bir hareket midir. bu sorulari akla getirir.
    milliyetcilik nedir, ne degildir? turk kimdir kim degildir? sorularinin cevabinin oncelikle acik olmasi gerekir. orta asya'dan goc edenler safkan turk ise (safkan?) neden hala gozleri dogu-bati turkistan halki gibi cekik (hic sevmedigim bir tanimdir hadi ince diyelim) ya da ince degil. turk milliyetciligi ayni topraklar uzerinde yasayan insanlarin yine ayni vatanin menfaatlerini korumasi uzerine kurulmustur bana gore. ortaokul kitaplarinda yazan milleti millet yapan unsurlar kismindaki dil, din, irk gibi artik bir gecerliligi kalmamis (en azindan bana gore) kavramlara gore degil. zira ayni dili konusan gagauzlar turkiye'ye goc etmek istedigi zaman reddedilmislerdir (kendileri hristiyandir). nice musluman olan slav (bosnak) ise turkiye'ye kabul edilmistir. turk milliyetciligi gittikce din ile karistirilan bir kavram haline gelmistir. halbuki din ile gunluk yasamini birbirine karistirma aliskanligi bastan beri olmayan bir halk ve anadoluda'ki diger halklara islam esittir osmanli yani turk fikri asilanmis hala da bu aliskanliktan kurtulamamis durumdayiz. bu sebeptendir ki, turk milliyetciligi sadece turklere yapilmaktadir. gazete basliklarina turkiye turklerindir yazma zorunlulugu hissedilmektedir. bir turke saatlerce turk olmak ne demektir diye anlatmak da turk milliyetciligi kavrami haline gelmektedir. tehlikelidir, zira insanlar uzerinde ters tepki yaratir, zaten dogru duzgun bir kizaga oturamamis olan bu kavram iyice yolundan cikar. o zaten ermeni asilliydi, o zaten hristandi, onun buyuk dedesi rumdu gibi sacmaliklarla kendi gibi olmayan ya da olmak istemeyenleri (herkes ayni kuyudan su icmez) dusman ilan eder.
    gunumuz dunyasi icinde milliyetcilik kavrami turkiye'de oldugu kadar belirsiz bir kavramdir elbette. bizdeki sorunlarin hemen hemen aynisi onlarca ulkede de yasanmaktadir sanirim. ancak, kendine guveni olmayan kisilerin yine kendi ile ayni ulkeden olan kisilere bos yere turk sudur turk budur diye agiz yoracaklarina gidip bir seyler arastirmalari, nano teknoloji calismalari istenir tum halk tarafindan.
  • köyden sehire göcün yavas yavas tamamlanmasiyla artik yeni kaliplarla tanismaya baslamis populist siyasi akim. eskiden, mhp örneginde oldugu üzere, oy deposu orta anadolu köylülügü, siyasi cizgisi türk islam sentezinin türklüge vurgu yapilmis hali iken, genc parti fenomeniyle izleyicilerinin artik sehirlerde yasayan altorta sinif oldugu, siyasi durusunun ise islamdan giderek uzaklasip sadece türklügü önplana cikardigi saptanabilir. gene, milliyetcilik esas olarak kapitalizmin dogusuyla birlikte ortaya cikan bir kavram oldugundan, türkiye'deki cumhuriyet sonrasi ümmetten millet yaratma ve sonralari komünizmden korunma erekli zorlama milliyetciligin artik bati'daki türdesleri gibi, ama tabii ki en az 100 yillik bir gecikmeyle, nihayet ekonomik temellere oturmaya basladigi da kaydedilmelidir (bkz: acin türkiyenin önünü). eger toplumlari az cok belirli kosullara benzer tepkiler veren organizmalar olarak algilarsak bundan sonraki seyrin de yaklasik olarak su sekilde olacagini tahmin edebiliriz: mhp, soguk savas sirasindaki islevini yitirdiginden, yeni kosullara uyum saglayamazsa, giderek eriyecek, yerini yeterince potansiyeli olmasina ragmen uzan ailesinin yolsuzluklarindan dolayi ölü dogmus genc parti benzeri bir olusuma birakacak, bu da türkiye hic bir zaman emperyalist bir güc olmadigi ve bundan sonra da olamayacagi icin, her ne kadar gerekli olan tüm toplumsal faktörler mevcutsa ve de, nacizane fikrim, fasizmin nasil milyonlarin anasini aglattigini anlamak ve insanlarin bilincaltina ondan ve onun light türevlerinden sakinmak gerektigini hic cikmayacak bir bicimde kazimak amacli toplumsal bir deney olarak belki hic de fena olmayacakken, ekonomik faktörlerin yoklugundan ötürü 30'larin fasizmine evrimlesemeyecek, aksine ve de iyi ki güdük bir populist akim olarak varligini sürdürecektir. buradan, özellikle ab'ye girme veya bu toplulukla iliskilerin giderek yogunlasmasi durumunda ve bu nedenle ekonomik refah yükselip türkiye'ye ortadogu'nun nüfus fazlasi kacak isci, göcmen vb. olarak akmaya basladiginda, yeni asiri kollarin da cikabilecegi ve yakin bir gelecekte memleketimizde ayni avrupa'daki türdesleri gibi dazlaklarin dolastigini görmenin de mümkün olabilecegi öngörülebilir...
  • (bkz: ulku birligi)
  • (bkz: yusuf akcura)
  • sekülerleşmiş türk milliyetçiliği ortaya reel hedefler koyamadığı için gençliğin tatminsizliği daha büyük hedefler ortaya koyan ve bu hedefin gerçekleşmesi noktasındaki soru işaretlerini dini verilerle çözen islami türk milliyetçiliğinin önünü açmaktadır.milliyetçilik fikri, birey bazında büyük ölçüde psikolojik kaynaklar taşıması münasebeti ile özellikle genç kuşaklarda romantik duygularla reel dünya arasında çatışmalara sebeb olmaktadır.dünya tarihinde özellikle 20 yy.in ilk yarısında milliyetçiliği doktrinleştiren nazizmin ortaya koyduğu milliyetçi hedefleri dünyevi politiklarla birleştirerek oluşturduğu bu noktada sağladığı kitle desteği ile başarılı bir projedir diyebiliriz.nazi almanyası bireyi hayatın her alanında tatmin edebilme başarısını göstermiştir, etnik temelleri olan psikolojik kaynaklı milliyetçilik bu şekilde dürtülenmiş ve geçmişe yapılan göndemelerle ari ırk miti oluşturulurken ari alman ırkının kimlik inşaası noktasında ötekine duyulan ihtiyaç, yahudilerle giderilmiştir. alman örneğini, benzer kimlik inşaası projesi aşamasında diğerlerinden bir adım öteye çıkaran faktör hiç kuşkusuz nazizmin dünyevi projeleridir,ülkemizde pek araştırma konusu olmasada nazi almanyası’nın savaş öncesi hayata geçirdiği güçlü ekonomik projeleri vardır.kitlenin sosyal ihtiyaçlarıda her yaş gurubu ve her sosyal tabaka için oluşturulan sivil örgütlenmelerle sağlanmıştır.türkiye bağlamında ideoloji mensuplarının altın dönem (golden age) olarak gördüğü 1980 askeri darbesi öncesi türkiyesi’nde ideolojik gruplar aynı yapılanmayı hayata geçirmişler ve politik bir jenerasyon oluşmuştur. özellikle psikolojik temelleri olan milliyetçilik için bu sosyal yapılanma hayati bir önem taşımaktadır çünkü birey heyecanlı ruh halini kanalize edebileceği organizasyonlara ihtiyaç duymaktadır, milliyetçi refleksleri kuvvetli bir birey mekan olarak kamusal alana ilgi gösterirken zaman olarak özel hayatını ve özel hayatları yaşamdan yalıtma eğilimi göstermektedir.buradan hareketle diyebiliriz ki milliyetçi birey milliyetçilik öğesi taşımayan bir anı bile olmaması gereken bireydir açmak gerekirse evinde milliyetçilik ekseninde bir aile düzeyi işinde milliyetçi bir örgütlenme sosyal hayatında ise milliyetçi sivil toplum örgütlerine ihtiyaç duymaktadır. boş bırakılan alanlar bireyin milliyetçi talepleri ile elde edemediği dünyevi arzularının çarpışması sonucunu doğurmakta ve birey yanlızlaşmakta hayal kırıklığına uğramada ve sonuçta sosyal yaşamında eyleme geçirdikleri ile psikolojik temelli arzuları çelişmektedir.

    türk milliyetçiliğinin politik seyrini devlet çizgisi ve siyasi çizgi olarak ikiye ayırmakta fayda var. devlet çizgisi seküler bakış açısını cumhuriyet süreci içerisinde devam ettirmekle birlikte siyasi çizgi mhp’nin 1969 adana kongresi ile birlikte islami milliyetçilik eksenine girmiş ve ortaya hedef olarak nizam-ı alem ilayı kelimetullah gibi hedefler koymuştur.bu sebepten dolayı türkiye’de resmi milliyetçilik ile sivil milliyetçilik çatışmaya girmiş ve devlet kendi milliyetçiliğini betimlemek için atatürk milliyetçiliği gibi bir kavramı ortaya sürmüştür.ileriki dönemde de devlet milli siyaset belgesi içerisine aşırı milliyetçiliği bir tehlike olarak yerleştirerek bu ayrımı iyice kesifleştirmiştir.özellikle 1970’li yıllarda ve 1990 ile 1997 28 şubat darbesi arasındaki süreçte sosyal mobilizasyondaki artışla hareketlenen türk milliyetçiliği islami milliyetçiliğin etkisi altında kalmıştır. 1970 li yıllarda seküler türk milliyetçiliği devletin politikası olma özelliğinide gerek siyasi iktidarın insiyatifi gerekse toplumdaki sağ-sol ayrımı içerisinde yer bulamaması sebebi ile bir kaç gencin etrafında toplanması ile nihal atsız etrafında seyretmiştir. nihal atsız seküler türk milliyetçiliğinin cumhuriyet dönemi içerisindeki en büyük savunucusu olmuş ve türkçülük olarak anlamlandırdığı seküler türk milliyetçiliğini siyaset arenasının dışında tutma eğilimi göstermiştir. atsızın bu projesi siyasi arenanın islami milliyetçilik işgali olmasından dolayı türkçülüğü korumaya dayalı bir manevra olarak değerlendirilebilir. gerçektende cemaat tipi örgütlenmelerin büyük ölçüde yer bulduğu siyasi ortamda ve gelenekte cemiyet tipi bir örgütlenme öngören ve geleneğini bu şekilde oturtan (kökleri gaspıralı ve akçura’ya kadar dayanmaktadır) türkçülük bir temsiliye krizi yaşamaya mecbur olacaktı. şu tespitide mutlaka eklemek gerekir ki bu yalıtma operasyonu türkçü cemiyeti bir nevi cemaatleştirmiştir. atsız etrafında organik dayanışma özellikleri taşıyan bir grupla türkçülük kendisini günümüze taşımıştır.

    28 şubat sonrasında seküler türk milliyetçiliği olarak adlandırabileceğimiz türkçülük türk siyasetinde önemli bir alanı dolduran askeriye sınıfının tekrar resmi politikası haline gelmiş(özellikle kıvrıkoğlu dönemi) ve yarı resmi devlet politikası olma özelliğini atatürk döneminden sonra ilk kez tekrar kazanmıştır. devletin resmi politikasını asıl oluşturması gereken siyasi irade ise-türkiye’nin özel şartları sebebi ile bu görevi askeriye ile paylaşmaktadır- sol da milliyetçi sol söylemi ile dsp ve sağda islami milliyetçilik olarak adlandırabileceğimiz ülkücülüğün siyasi temsilcisi olarak mhp ye rağmen türk milliyetçiliğini devlet politikası olarak uygulama insiyatifini gösterememişlerdir. bunda askeriyenin bu partilere bakış açısını ve her iki partininde özellikle 80 askeri darbesi sonrası bir iktidar deneyimi yaşamamaları sebebi ile girdikleri devlet yönetimi krizi etkili olmuştur diyebiliriz. nitekim bir mgk toplantısında cumhurbaşkanı ile başbakan arasında yaşanan ve türk devlet geleneğinde alışık olunmadık durum ve cumhurbaşkanının başkomutan olduğu askeri yapının krizde tarafsız kalması çok etkileyici bir örnektir.

    1997 yılında alparslan türkeşin ölümü ile mhp nin genel başkanı olan devlet bahçeli parti içerisinde islami milliyetçiliği etkisizleştirme projesini devreye sokmuş ancak parti içerisinde ki gerek çoğunluğun gerekse etkinliğin ülkücülerde olması sebebi ile projesini gerçekleştiremiş ve mhp bir yönetim krizine girmiştir bu kriz parti içerisinde zaten var olan hiyerarşik yapı devreye sokularak halledilse de iktidar ortağı koalisyon üyesi mhp devlet yönetiminde bu krizi aşamamıştır. burada koalisyonun diğer ortağı mesut yılmaz’ın mhp nin devlet tecrübesini eleştirdiği sözlerini hatırlatmakta fayda var sanırım. burada mhp nin uyguladığı savunma ise bir devlet töresi miti oluşturarak devlet adamının ağıbaşlı olması gerektiği fazla göz önünde bulunmaması gerektiği ve sessiz sedasız devlet işlerini yürütmesi gerektiği yönünde alternatif bir bakış açısı getirmeye çalışmasıdır. ancak geleneksel türk siyasi yapısını benimsemiş halk tabanı bu bakış açısına destek vermemmekte ancak devlet bahçeli’nin dışındaki siyasi parti liderlerinin profilleri sebebi ilede açıkça bir tepki göstermemektedir yani halkta bahçeli gibi susmaktadır. genç nesil ise bu miti benimsemiştir ki mitlere inanmak ona kitle desteği sağlamak zaten genç neslin bir özelliğidir, ancak psikolojik temelli romantik heyecanlarını siyasi arenada temsil edememesi sebebi ilede gittikçe politik arenadan çekilmektedir.sosyal alanda ihtiyaçlarını gideremeyen genç ya depolitize olmakta yada digital sosyal ortamda kendini ve heyecanlarını temsil etmektedir.psikolojik temelli milliyetçilğini bir şekilde içselleştirme ihtiyacı duyanlar bunu doktriner milliyetçilikten yalıtarak gerçekleştirmektedir.hatırlatmakta fayda varki ortaya koyulacak sosyal bir alternatif bu genç bireylerin milliyetçiliklerini tekrar inşa etmelerini sağlayacaktır.

    1997 sonrası türkçülüğü mercek altına alacak olursak bu dönemde türkçülük tekrar gençler arasında yayılma eğilimi göstermiştir.ancak söz konusu türkçülük devlet-özellikle askeriye- kontrolü altında ve kendisini meşrulaştırma noktasında cumhuriyetin ilk dönemine gönderme yapmaktadır. 28 şubat sonrası kitle iletişim araçlarının özellikle internetin türkiye’de yaygın kullanımı avantaj olarak kullanılmış ve türkiye’deki digital-sosyal ortam (burada digital-sosyal derken internet üzerindeki sosyal alana bir gönderme yapılmıştır ve kavram bu yazının ürünü olarak ilk defa kullanılmıştır) içerisinde türkçülerin etkinliği reel-sosyal ortamdaki oranla karşılaştırıldığında bir hayli yüksek bir hal almıştır. internet ortamında gittikçe kalabalıklaşan kemalist türkçü etiketli bir gençlik oluşmaya başlamıştır. bu dönemde özellikle bu gençlik profili etkinliğini gittikçe arttırmakla birlikte enerjisini kanalize edecek bir hedef bulma noktasında gene sıkıntıya girmiştir. cumhuriyetin ilk döneminde göreceli olarak başarı sağlayan türkçülük 1997 yılında askeriyenin sosyal mühendislik projesinde referans gösterebileceği belkide tek dönem olduğu için askeriye tarafından seçilmiş ve o dönemi türkçülüğün sahabe dönemi haline getirilmiştir.10 yıl marşı yukardaki tahlillerin anlaşılması noktasında en belirgin örnektir. gene bu dönem sürekli dile getirilen çağdaşlaşma ve çağdaş türkiye söylemide cumhuriyetin temel projelerinden biri olan muasırlaşma ve muasır türkiye söyleminin 75 yıl sonraki iz düşümü olarak karşımıza çıkmıştır. ancak bu proje geniş bir gençlik desteği bulsada daha da fazla olarak bir refleksle karşılaşmıştır bunun temel sebebi ise askeriyenin bu proje içerisinde sekülerleşme ayağında cumhuriyetin ilk dönemindeki uygulamaları referans almasıdır. bu fiil türkiye’de askeriyenin politik arenada atkinliğinin en temel sebebi ve meşruluk kaynağı olan halk desteğini göreceli olarak kaybetmesi sonucunu da doğurmuş ve askeriye bu proje ile bir meşruiyet krizi yaşamıştır. bu kriz ise halkın yolsuzluktan ve yoksulluktan bunaldığı ülkede askeriyenin yolsuzlukla mücadele projesini desteklemesi ve kimi yerlerde fiilen ele alması ile aşılmaya çalışılmış ve kısmen başarılıda olunmuştur. şu an bir çok gencin kafasındaki düşünce bu ülkeyi askeriyeden başka kimsenin kurtaramayacağıdır. bu ülkeyi sürekli kurtuluşa muhtaç olarak görme hastalığı tabii ki hala devam etmekte ve bu refleks o düşüncenin bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır. askeriyenin tek şans olup olmadığı göreceli bir tartışma konusu iken kesin olan tek bir şey vardır o da halkın sorumluluklarını başka iradelere ihale etmesi onun reflekslerini köreltmektedir. bu irade körelmesi sadece sivil askeriye ekseninde değil halkın dışındaki her otoriteye meşruiyet devredilmesinde elde edilen sonuçtur. burada azerbaycan güzel bir örnektir elçibeğ ardından halkın iradeyi tek adama yani aliyev’e devretmesi ile aynı şey gerçekleşmiş ve bir zamanlar yüzbinlerin döküldüğü meydanlara şimdi sadece bozkurtlar inmektedir. iran’ın bakü’ye gönderdiği ermeni asıllı büyükelçiyi gece gündüz elçilik önünde protestolar yaparak geri gönderen azerbaycan halkı acaba aynı refleksi şimdi de gösterir mi? ya da bir zamanlar kıbrıs’ı telin mitinglerinde yollara dökülen türk milleti bugün kıbrıs elden çıksa gene aynı tepkiyi gösterir mi yoksa onlarda iradelerini doktriner türk milliyetçiliğine mi ihale ettiler?

    volkan ekiz, 25 mayıs 2001

    www.turkdirlik.com forumundan aktarma
  • ah şu milliyetçi!

    yılmaz özdil, son günlerde "milliyetçilik tırmanıyor, aman dikkat" diye panik havası estiren kimi kalemşorlarla ilgili gözlemlerini yazmış. güzel yazmış... diyor ki:
    "her gün tabut geliyor oradan... ne tırmanacaktı yani? sanat mı?
    yunan bankası, türk bankası'nı satın alıyor. şak şak şak şak... alkışlıyorlar. ne tırmanacak bu durumda? budizm mi?
    ama bana sorarsanız "tırmanan nedir?" diye. "milliyetçilik" denemez, tam olarak.
    adını doğru koymak lazım. "yurtseverlik"tir tırmanan.
    sağcısıyla solcusuyla, farklı partilere oy veren insanları içinde barındıran yurtseverlik...
    peki neden "yurtsever" sıfatını değil de, "milliyetçi" sıfatını kullanıyorlar ısrarla?
    kasten...
    çünkü "milliyetçilik" sıfatının içinde hoş olmayan hatıralar var.
    katiller, itler uğursuzlar, mafya bozuntuları hep bu "manevi" sıfatın arkasına sığındı yıllarca.
    hangisi milliyetçi, hangisi "milliyetçi esnafı", birbirine karıştı.
    tahta kafalı olmayan gerçek milliyetçiler, anlıyordur ne demek istediğimi...
    adını doğru koymak lazım bu yüzden.
    yurtseverliktir tırmanan, yurtseverlik.
    yetti çünkü. fino muyuz biz kardeşim, kendi topraklarımızda imf'nin, ab'nin tasmasıyla dolaşacak... kim istiyorsa taksın boynuna, kolye gibi. bizim takmaya niyetimiz yok.

    melih aşik - milliyet gazetesi - 15 nisan 2006

    http://www.milliyet.com.tr/…6/04/15/yazar/asik.html
  • milliyetciligin genel anlamda fransiz ihtilali ile baslandigi soylenir hep. bunun osmanli'ya ilk vuran dalgasi sirp isyani'dir. once "sirbistan sirplarindir" sonra da "yunanistan yunanlarindir" diye baslayan iki ayaklanma, bize gore isyan, diger tarafa gore de ozgurluk mucadelesi olan bu olaylarin ardindan, "e o zaman buralar da bizimdir. biz kimiz? turkuz" dalgasi vurdu osmanli kiyilarina.

    osmanli imparatorluguna karsi kendi tebaasinin verdigi mucadele ve akabinde osmanli emperyalizminin sallanmasi buyuk bir vakum etkisi yaratinca daha da genis bir alan buldu turk milliyetciligi. etkileri halen devam eden pan-turkizm / turancilik ile kendini tartip sinirlarini zorladi. bakti ki o kadar kolay degil.

    osmanli emperyalizmi catisinin uzerinde durdugu buyuk kolonlardan biri olan ummetcilik de sallanan bu ideolojiden nasibini alinca, aldi yurudu turk milliyetciligi.

    kim turk irkindan kim degil, ayrimi bile yapilmasi neredeyse imkansizken saflar alinmaya baslandi. hata miydi? degil. gunun kosullari geregi, elde kalan son varliklarin da kendilerini "baskasi" ilan edenler tarafindan kapisilmamasi icin cekilen cizgi milliyetcilik oldu. atilgan degil, defansif bir olgu bu nitekim. "once onlar baslatti" etkisinin sonucu.

    kendini turk diye ifade edenler bu cemberin icinde yer kalirken, baska bir kimligi on plana cikaranlar ilk olarak hedef oldu: ermeniler (soykirimdi katliamdi tartismasi degil bu. ermeniler ruslarin tarafini tuttular onun icin oldu tartismasi da degil. ne olduysa oldu. kim hakliysa haksiz meselesi degil. sonuc, turk-ermeni catismalari)

    akabinde ummetcilik, arap isyanlariyla buyuk bir darbe yedi. ayni din semsiyesi altinda toplanmis olanlar da milliyetcilik kasirgasinin onunde duramayinca, kendi tanimina yeni bir ozellik kazanmis oldu turk milliyetciligi: araplar da bizden degildir.

    sonrasinda bir diger ana parca: yunan tebaasi. kurtulus savasi'nda yapilan savas ve akabinde mubadele. 6-7 eylul olaylari, kibris vs.

    tabi 1934 trakya olaylari'yla yahudiler de bu akimdan nasiplerini almis ve zarar gormuslerdir.

    kendi kendisini belirleyen bir kavram bence turk milliyetciligi. once din ile kendini sinirlandirdi ama bununla da kalmiyor tabi.

    son dalgasi 20 yildan fazladir suren kurt sorunu var simdi. cerkez, gagavuz, arnavut kimlikleri hep biliniyorlardi, kurt kimligi ile birlikte. ama kurt kimligi sonralari sorun olmaya basladi. seyh sait isyani falan da var tabi. ne idugu biraz muallakta bence. dinci mi yoksa milliyetci bir ayaklanma mi?

    turk milliyetciligi, kendini ayri tanimlamak isteyenler karsisinda sekillenen bir olgu, buraya kadar anlatmaya calistigim uzere. dolayisiyla da degisken bir yapisi var. yarin obur gun, "bana ne kardesim biz cerkeziz, kendi hakkimizi istiyoruz." sesleri daha da yukselirse, bu sefer onu da disinda sayacak turk milliyetciligi.

    anlamamakta israrci olanlar icin tekrar etme ihtiyaci hissediyorum. bu bir elestiri degil tespit yazisi. tanim yazildi, ornek verildi.

    ne diyorduk: turk milliyetciligi. ilginc bir sekilde dalgalar halinde ilerleyen olgu.
  • bugun artik irkci ve lumpen bir cizgiye evrilmi$ olsa da, koken olarak asimilasyoncu bir karakter sergileyen milliyetcilik.

    turk milliyetciligi, turkiye yurtta$larinin mensup oldugu diger etnisiteler uzerinde bir ustunluk iddiasinda olmaktan ziyade, diger etnisiteleri yok sayarak butun toplumu turk olarak gormeye yatkindir. devletin in$a ettigi turk kimligi icerisinde turkluk di$inda bir etnik kokene yer verilmez. buna gore, turk halki; imtiyazsiz, sinifsiz ve kayna$mi$ bir topluluk olarak tanimlanir.

    kurtlerin, karda yururken kart kurt sesleri cikaran dag turkleri oldugu iddiasi, turkiye'nin kulturel ce$itliligini mozayige benzetenlere alparslan turke$'in ne mozayigi ulan $eklinde isyan edi$i, ataturk'un ne mutlu turkum diyene vecizesi, bu asimilasyon politikasinin ilk akla gelen ornekleri olarak sayilabilir.

    nitekim turk milliyetciliginin ba$at temsilcisi mhp'nin soylemi de turk kimligi di$inda diger butun kimlikleri inkar eden bir cizgidedir. kendini turk olarak tanimlamak yerine kendi kimligini one cikarmak isteyenlere kar$i tahammulsuzdur ve ya sev ya terket diyerek kapiyi gosterir.
  • "onlar bir düşmanları olmamasından korkuyorlardı en çok."

    sözlük içinde dışında bilmemkaçmilyon kez söylendi ama bir defa daha tekrar etmek gerekiyor herhalde: onun milliyetçiliğiyle, bunun milliyetçiliğiyle aynı çukur seviyesinde olan milliyetçiliktir. hangi akıl kazanmadığın, hak etmediğin, yalnızca içine doğduğun bir konumdan dolayı övünmeni, o konuma doğmayan bir başkasını küçük görmeni haklı kılabilir canım kardeşim? delirme, kendine gel. bi düşün be