şükela:  tümü | bugün
  • eski türklerin orta asya bozkır yaşamında kültürlerine etki eden baskın motiflerden biri de temir/demirdi. bunun nedeni de yaşadıkları coğrafyadaki demir rezervi, doğal olarak demircilikle uğraşmaları ve mitolojik yersu kültüyle olan bağlantısıydı.

    yüzyıllar boyu silahlarını demirden yapan, ölülerinin üstüne kötü ruhları kovsun diye demir koyan türklerde (hala devam eden geleneklerden biridir bu da ölen kişinin üzerine bıçak, makas vs konur) demirciler, saygın insanlar olarak görülmüş hatta pek çok anlatıda kahraman işlevi kazanmışlardı.

    eski türklerde demirin kutsallığının en büyük kanıtını, şaman giysilerinde görürüz.
    en eski şaman elbiseleri (yakutların kullandığı demirden kuş iskeletine benzeyen giysi gibi) ya tamamen demirden yapılırdı ya da üzerinde demirden (özellikle hayvan motifleri) parçalar olurdu. aynı şekilde deriden yapılan şaman davulunun çevresinde de demirden aksam olurdu. kiriş denilen bu parçaya yine demirden parçalar asılırdı. demir eldiven, çizme giyerler, ağızlarına demirden diş takarlardı.
    [şaman giysileri hem farklı türk boylarında değişiklik gösterir hem de tarihsel süreçte değişime uğramıştır, tamamen deriden ve püsküllerden yapılmış şaman giysisi gösterip ‘bu ne peki’ demeyin (bkz: şaman/@ay hatun)]

    özellikle yakutlarda demirci, şamana eş bir konuma sahipti.
    demircileri koruyan iyeye** ‘kıday/kuday bahsı, kutay baksı toyon, katay’ denirdi ki aynı zamanda şamanların da koruyucusu olduğuna inanılırdı.
    yeraltındaki demir evinde yaşardı. yeraltında yaşadığı için kötü bir varlık olarak algılandığı halde gerçekte iyiliksever bir tanrıydı ki ergenekon'dan çıkışta demir kayayı eriten demircilere o yardımcı olmuştu.

    katay han'a kırmızı inek kurban edilirdi. demirciler kurban olarak kesilen bu ineğin kanını çekiç, örs, körük gibi aletlerine sürerler ve hayvanın yüreğini de demirci ocağına atarlardı. (bu inek kesmekle ilgili hakikaten çok uzun ritüeller var da hepsini yazamayacağım)

    demire verilen kutsallığın bir diğer örneğini de hayat ağacı kültünde görüyoruz. bazen simgesel bir direk/sırık olarak karşımıza çıkan bu ağaç ya da sırığın (yurt adı verilen büyük çadırların ortasındaki direğin de böyle bir simgeselliği vardır ki yurdun kubbesi de gökyüzünü simgeler vs) demirden olduğuna dair efsaneler vardır. buna uygun olarak bir yakut efsanesinde dünyanın bir demir ağaçtan yavaş yavaş geliştiği anlatılır.

    mesela abakan türklerinde de dünyanın ortasında bir demir dağ olduğuna inanılır ki bu dağın üzerinde 7 dallı beyaz bir huş ağacı bulunur.

    demir kazık denilen kutup yıldızının da (bazı araştırmacılara göre sirius?, mitra?) yine yer ile gök arasında bağlantı kuran bir anlamı vardı (göğün direği/kapısı) çünkü dünya, kutup yıldızı'yla göğe bağlıydı.

    (şimdi bunu biraz açalım, gök – yer dikotomisinde gökteki kutup yıldızının aynısının yeraltında da olduğuna inanılırdı. dolayısıyla hayat ağacı ya da yukarıda dediğimiz gibi sembolik olarak bir sırık/direk de bu ikisinin arasında bağlantı kurardı. mesela şamanlar bu alemler arasındaki geçiş için bu bu direğe tırmanırlardı ki ona da demir direk ya da demir ağaç dendiği olurdu zaten direk/terek kelimesi bugünkü direk anlamının yanı sıra ağaç anlamında da kullanılırdı.)

    (kazakistan’ın eski adı astana yeni adı nursultan olan başkentinde bulunan bayterek kulesi hayat ağacını sembolize eder (ki şaşılacak bi şey de değil çünkü bayterek zaten hayat ağacı demek) kulenin tepesindeki yuvarlak kısım da öksökö’nün yumurtasıdır. bunun konuyla alakası nedir derseniz de, yok zaten, keskelalaka, öyle aklıma geldi)

    göktürk dönemine dayanan ergenekon destanı temelde dağ ve yer kültleriyle ilişkilidir. ancak bu destanda demir de işin içine girer. nitekim bir demircinin önerisiyle (bazı varyasyonlarda demir dağı bozkurt işaret eder bazılarındaysa kurt demircidir) türkler dağda bulunan bir demir yatağını eriterek sığındıkları yerden çıkar ve atalarının topraklarına dönerler. (ergun candan demir dağın eritilmesinin demir çağı’nın bitişinin sembolü olduğunu söyler*)

    tabii ki bu destanı değerlendirirken göktürklerin demircilikte nam saldığını da unutmamak gerek. hatta aşinaların soyundan bumin kağan’ın gaddar cücen* kağanının kızını istediği, onun da ‘benim bir demirci parçasına verecek kızım yok’ dediği rivayet edilir. sonra n’aptı o da gitti kendi kağanlığını kurup çin’den kız aldı. neyse konuyu acayip dağıttım, farkındayım…

    [bu destanda ergenekon ütopik bir cennet bahçesi gibi anlatılır. burada çağıl çağıl ırmaklar akar, ağaçlardan meyveler sarkar, av hayvanları vardır vs. yaşamak için ideal bir yerdir ama bizimkiler (eski güçlerine dönünce) gene de çıkmanın yollarını ararlar çünkü türk, düşmanından kaçmaz mesajı verilmiştir.
    türk kültüründe ergenekon'dan çıkış günü nevruz olarak kutlanır. hani televizyonlarda siyasileri (özellikle devlet bahçeli) sembolik olarak ateş yakıp örsün üzerinde demir döverken görüyorsunuz ya, hah işte orda ateş yakıp demirden dağı delme olayını canlandırırlar.
    (bkz: türk destanları/@ay hatun)]
    ayrıca güneybatı sibirya’da yaşayan şor türkleri demircilik ve bakırcılıkla uğraştığı için ve bölge bu madenler açısından zengin olduğu için ergenekon’un da şor diyarı olduğu kabul edilir.
    örs bugün bile demirciler için kutsaldır üzerine basılmaz, oturulmaz vs

    yakutların demirci atası olarak kabul edilen ağlıs’ın dünyanın ilk demircisi olduğuna inanılır. (ağl: kutsal koruyucu, muhafız)
    at nalını ilk kez o keşfetmiştir. bazı rivayetlere göre körük, çekiç ve örs gibi demircilik araçlarını bulan kişi de odur (ve tabii ki bu demircilik araçlarının her birinin kendi koruyucu ruhu var. buna ister doğacılık deyin ister animizm deyin, evet, neticede her şeyin ruhu olduğuna inanıyorlar)

    pek çok türk topluluğunda ant içilirken kılıcı yanlamasına önlerine koyarlar ve "gök girsin kızıl çıksın" derlerdi. bu ifade "gök renkli kılıç sözünde durmayanın kanına bulansın" şeklinde anlaşılabilecek bir anlam içerir çünkü demirin gökten indirilmiş bir metal olduğuna inanılırdı.

    hatta bu kısmı divanü lugati’t-türk’ten olduğu gibi alıntılayalım:
    (temür: ‘kök temur keru turmas’ savında dahi gelmiştir ‘gök demir boş durmaz’ (dokunduğu şeyi yaralar) demektir.
    bu savın başka bir anlamı daha vardır; kırgız, yabaku, kıpçak ve daha başka boyların halkı, and içtiklerinde veya sözleştiklerinde, demiri ululamak için (demire saygı göstermek için), kılıcı çıkararak yanlamasına öne korlar. ‘bu kök kirsün, kızıl çıksun’ derler, ‘sözünde durmazsan, kılıç kanına bulansın; demir senden öcünü alsın’ demektir. çünkü onlar (türkler) demiri büyük sayarlar)
    divanü lugati’t-türk, 1.cilt, s. 362

    erlik’in oğullarından birinin adı temir/demir han’dır. tepegöz gibi bu da tek gözlü tarif edilir.

    şimdi diyeceksiniz ki erlik’in demir han adında oğlu var ve erlik’in oğlu olduğuna göre de çok kötü bir tanrı/ruh ama bir de katay var ve o da iyi bir tanrı/ruh, nasıl oluyor? çünkü demirciler de kendi içlerinde ak demirciler ve kara demirciler diye ikiye ayrılırdı. tahmin edeceğiniz gibi de ak olanlara iyi ruhlar, kara olanlara kötü ruhlar yardım ederdi...

    kaynaklar:
    bahattin uslu - türk mitolojisi
    yaşar çoruhlu - türk mitolojisinin ana hatları
    celal beydili - türk-mitolojisi-ansiklopedik sözlük
    deniz karakurt - türk mitoloji sözlüğü
1 entry daha