şükela:  tümü | bugün
  • “hüma kuşu yedi kat göğün üzerinde dolaşır.”

    türk mitolojisinde öksökö, toğrul, konrul, hüma, merküt, bürküt, semrük, züzülö adıyla bilinen efsanevi kuşlar var.
    az buçuk internette araştırma yapan ya da konuya ilgi duyan herkes bunları biliyor zaten ama diğer yandan derinlemesine bir araştırmaya girişince acayip bir bilgi kirliliği ile de karşılaşıyorsunuz. hatta tarih, edebiyat, mitoloji alanlarında güvenilir bulup saygı duyduğunuz pek çok hocanın da birbiriyle çeliştiğini görüyorsunuz.
    mesela bu efsanevi figürlerin hangisi aynı hangisi farklı bunu bile çözemiyorsunuz.
    bahaeddin ögel hocanın türk mitolojisi kitabını satır satır okumuş ve konuyla ilgili çeşitli kaynaklardan araştırma yapmış biri olarak ben çözebildim mi, hayır, tam olarak çözdüm diyemem ama bütün bu karmaşanın nedeni hakkında bir şeyler söyleyebilirim.

    öncelikle eski türklerde kartal ve doğan önemli kuşlar. yüksekte uçmaları, vahşi olmaları gibi nedenlerle eski türk kavimleri kendi tözlerini, ruhlarını, boylarını, soylarını bu kuşlarla özdeşleştirmişler.

    bazı kağanların (bu kağan kelimesi bütün kavimlerde kullanılmasa da genel bir ifade olarak bakabiliriz) kartal yuvasında doğduğunu [çin kaynaklarında şato (türklerinin başkanı) bir kartal yuvasında doğdu diye belge görüyoruz], pek çok boyun (özellikle yakut, altay ve oğuz boylarının) ongunu olduğunu, şamanların ruhlarını bu kuşlarla betimlediğini vs görebiliyoruz.

    dolayısıyla çok yükseklerde uçup (gök tanrı'ya yakın), boylarını koruyan, kağanlarına ve boylarına talih getiren bu kuşlar zamanla efsanevî figürlere dönüşmüş.

    eski türklerde bürküt, büyük kartal anlamına geldiği için de farklı efsanelerde değişik varyasyonlarla karşımıza çıksa bile hepsi bürküt olarak adlandırılmış.

    bu kutsal kuş kavramı pek çok komşu mitolojide de olduğu için (iranlılann simurg'u, yunanlıların phoenix’i, arapların anka kuşu ve çin mitolojisinde geçen bir yığın efsanevî kuş gibi) hepsi birbirinin adıyla anılır olmuş,
    ama tabii ki orta asya mitolojilerinde görülen her büyük kartalı aynı zannetmek de büyük bir yanılgı olur.

    içlerinde en bilinen ve selçuklu devleti'nin bayrağında ve armalarında yer alan öksökö, çift başlı bir kartal figürüdür.

    "tanrı ülgen'in sembolü olan bu kuşun bakırdan tırnakları ve dev kanatları varmış . bu kanatlar o kadar büyükmüş o kadar büyükmüş ki sağ kanat güneşi, sol kanat ayı kaplarmış ve kendisi yaşam ağacının tepesinde yaşarmış."

    (çift başlı kartalı günümüzde divriği ulu camii kabartmasında, çifte minareli medrese'de, selçuk üniversitesi'nin ambleminde, egm logosunda vs görebiliriz)

    aydınlığı-karanlığı (yaruk-karank), geceyi-gündüzü vs kısacası evrendeki zıtlıkları sembolize ettiği için temsil ettiği değerleri bir çeşit çinlilerin yin yang öğretisine de benzetebiliriz aslında.
    işte bu çift başlı kartalın bizim dev ikiz kuşlar toğrul ve konrul'un birbirine kaynaşmış ve tek varlık haline gelmiş hali olduğu da pek çok bilim adamı tarafından dile getirilir.*

    gene öksökö'nün bazı kaynaklarda semrük (sîmurg) bazı kaynaklarda da hüma kuşu ile özdeşleştirildiğini görüyoruz.

    (bkz: toğrul/@ay hatun)
    (bkz: konrul/@ay hatun)

    “ sibirya'da ve altay bölgelerinde, şehirlerin veya yurtların yanında dikilmiş uzun bir sırık bulunur ve bu sırığın üzerinde de ağaçtan yontulmuş bir kuş resmi görülürdü. bu kuşlara bilhassa yakut türklerinde ve onlann komşuları dolganlarda çok rastlanırdı. sırığın tepesindeki bu kuşa, genel olarak 'gök kuşu' derlerdi. yakutlar ise bu kuşa, kendi lehçelerinde öksökö adını verirlerdi. onlara göre bu sırık da, 'göğün direği' idi. genel olarak bu kuş, 'çift başlı bir kartal' şeklinde yapılırdı. kartalın niçin çift başlı olduğu da, efsanelerden pek anlaşılmıyor. dünyanın direği dört köşe yontulmuş bir ağaçtı. bu sınk göğe kadar uzanıyor ve gökte tanrının kuvvet ve kudretini temsil eden büyük kartala kadar ulaşıyordu. onlar bu basit sırığı, sembolik olarak öyle tasavvur ediyorlardı. yakutların komşuları olan dolganlara göre bu gök kuşu, büyük kanatlan ile yere açılan göğün kapısını insanlara kapamıştı. bu kuşlar genel olarak koyu kırmızı bir boya ile de boyanmışlardı. yakutlarda da, bu gök sınklarının başında, çift başlı bir kartal bulunurdu. sembolik olarak yapılan 7 veya sekiz dallı gök sırıklarının her dalı, göğün bir katını gösterirdi. çift başlı kartalın oturduğu katta artık, tanrının çocuklarının ruhları dolaşırdı. çoğu zaman bu ruhlar, bir kuş şeklinde uçar dururlardı. bir çocuk doğacağı zaman, bu kuşlardan biri inerek çocuğun ağzından ona ruh verirdi (öyle anlaşılıyor ki, çift başlı kartalda, bu kuş şeklindeki kuşların koruyucusu ve belki de atası idi)."

    gelelim hüma kuşuna, 'kumay', 'umay', 'devlet kuşu' adlarıyla bilinen bu kuş öncelikle çok çok yükseklerde uçmasıyla ve yere ayak basmamasıyla bilinir öyle ki bazı varyasyonlarla ayakları olmadığı bile rivayet edilir.
    gücün, kudretin, egemenliğin, bahtın, devletin bolluğun, bereketin sembolüdür.
    türk mitolojisindeki bereket ve doğum tanrıçası umay'la olan isim bağlantısindan ötürü hüma kuşu'nun da dişi olduğu kabul edilir.
    gene başka bir rivayette de başına konduğu kişinin hükümdar olduğu söylenir ki bugün kullandığımız 'başına talih kuşu konmak' deyimindeki kuş da kendisi oluyor.
    belli aralıklarla kendini yakarak yok ettiği ve küllerinden yeniden doğduğu için de (tamamen yok olmaz çünkü hayat suyundan içmiştir) sık sık iran mitolojisindeki sîmurg'la, yunan mitolojisindeki phoenix'le ya da zumrüdüanka'yla özdeşleştirilmiş.
    (hangi seçimdi hatırlamıyorum ama akp'nin reklam filminde yana yana uçan bir kuş vardı ya hani, heh işte o kuş)

    "hayat ağacı ile hayat suyu, yeryüzünde en çok yayılmış inançlardır. hayat ağacı ile hayat suyunun yanında üçüncü önemli bir motif daha vardır ki, o da hüma kuşu'dur."

    orta asya’da kartalın adı bürküt'dür ki birçok türü vardır. merküt deyişi de bu sözden gelmektedir. bürküt ata ve bürküt ana diye iki şekilde çıkar karşımıza. eski türklerde ilk şamanın bürküt'ün çocuğu olduğuna inanılır. (macarlarda da ilk macar kralının bir doğanın soyundan geldiği inanışı vardır. evet evet, biliyorum, her şey birbirine benziyor. işte bunlar hep zeitgeist)

    “altaylardaki teleüt türkleri arasında, merküt soyundan gelen bir boy (sök) vardır. bunlara göre de merküt, efsanevî ve kutsal bir 'gök kuşu' idi. bu kuş o kadar büyüktü ki, ay onun sol kanadını, güneş de sağ kanadını ancak kapayabiliyordu."
    tarif tıpkı öksökö'ye benziyor değil mi?

    "yakut türklerinin şamanlarına göre, kendi ruhlarını temsil eden birer hayvanlan vardı. ruhlarının dolaştığı bu hayvana ise iya-kul
    derlerdi. şaman olgunlaştıkça ruhu da kâmilleşir ve daha iyi hayvanlarda görünmeğe başlardı. yakut şamanlarına göre en kötü hayvanlar kurt ile köpek idi. en yüksek ruhları taşıyan hayvan ise kartal idi.
    görülüyor ki yakutlarda kurt önemini kaybetmiş ve yerini kuşlara bırakmıştı, öyle anlaşılıyor ki yüksek seviyedeki türk toplumları, sembol olarak daha ziyade avcı kuşlara doğru meyletmişlerdi. içtimaî seviye yükseldikçe kurt v.s. gibi hayvanlar unutuluyor ve onların yerlerini av avlayan yırtıcı kuşlar alıyordu. altay ve yakut kabileleri ile oğuz boylarının sembollerinin kuş olması, bunu bize açıklayan bir delil olsa gerekir. altaylardaki teleüt türklerinin merküt adlı kabilesi bir kara kartaldan (berkut) ; yurtas kabilesi ise beyaz başlı bir kartaldan türemişti."

    not: tabii ki hepsi bu kadar değil, efsanevi bucu kuşundan, züzülö'den ya da kaz, baykuş, kuğu gibi mitolojide sık sık karşılaştığımız diğer türlerden bahsetmedik bile, onlar da sonraya kalsın, aklıma geldikçe editleyecegim...

    not 2: bahaeddin ögel hocanın türk mitolojisi kitabından alıntılar içerir.