şükela:  tümü | bugün
  • şubat 2017'de alfa yayınlarından çıkan hasan aksakal kitabı. kitabın arka kapağındaki şu paragraf tüm kitabın oldukça sağlıklı özeti niteliğindedir:

    "aksakal, özgün değerlendirmelerle türk muhafazakarlığının tarihsel gelişimini adeta gergef gibi işlerken, bir yandan da 'karşı-aydınlanma', 'garbiyat', 'türkosentrik tarihselcilik' ve 'nihilizm' gibi kavramları türkiye'deki muhafazakarlık çalışmaları repertuarına kazandırıyor."

    zengin kaynak kullanımı içeren, ufuk açıcı tespitlerle dolu, çok titiz bir çalışma. ilgililerinin mutlaka okuması gerekir.

    aşağıdaki adresten kitabın ilk yedi sayfası incelenecek olursa (kitapyurdu sağ olsun buna imkan sağlıyor her kitap için) ne derece kıymetli bir çalışma olduğu da anlaşılacaktır:

    hasan aksakal-türk muhafazakarlığı
  • tam ismi "türk muhafazakarlığı: terennüm, tereddüt, tahakküm" olan ve harikulade analizler içeren hasan aksakal kitabı.

    "taksim'den büyük kazlıçeşme var." cümlesinin temel refaransı peyami safa'nın fatih-haribiye'sine dayanan, okudukları her mısra necip fazıl'dan öteye geç-e-meyen, cemil meriç sevdalarına anlam getirilemeyen muhafazakar yapının dinamiklerini incelemede fazlasıyla taşı gediğine koyan bir kitap.

    "soğuk savaşın sona ermesinden bu yana, türkiye’de büyük bir kültür kavgası yaşanıyor. son zamanlarda dünyanın hayretle izlediği ve hiçbir estetik kaygı güdülmeksizin icat edilen geleneklerin (savaşçı kostümlü ak saray korumaları), popülerleşen tarihi figürlerin (abdülhamid), metalaştırılan sembollerin (tuğra) enflasyonu yaşanıyor. bu, doksanlarda çok yaygın kullanılan atatürk rozetlerinin, cumhuriyetin 75.yılı logosunun ve onuncu yıl marşının boyutlarını çoktan aşmış olan bir toplumsal deneyim. tarih, 1930’lardaki resmi tez tartışmalarından bu yana ilk defa ve aşırı ideolojik bir amaçla her yere bulaşmış bulunuyor. her şeyi çok tehlikeli bir biçimde ortadan ikiye ayırmayı huy edinen yeni bir muhafazakâr dünya görüşü, karşılaştığı sert direnişe rağmen resmi ideoloji olarak iktidar odaklarınca inşa edilmeye çalışılıyor. 2007 cumhurbaşkanlığı seçiminin arifesinden bu yana yaşadığımız şu uzun on yıl zarfında muhafazakâr okur-yazar çevreler için günlük politik gelişmelere ilişkin köşe yazıları osmanlı’da bir vezirin başına gelenlere değinmeden, günlük hadiseler ahmet hamdi tanpınar’ın roman karakterlerine atıf yapılmadan, bayramlar yahya kemal beyatlı’nın bir şiiri okunmadan konuşulamaz oldu. siyasetçiler olur olmaz yerlerde necip fazıl ve mehmet âkif’ten mısralar okuyup mevlânâ’nın büsbütün turistikleşen şeb-i aruz merasiminde saf tutmakta yarış ediyor. diyanet çocuklara tecavüzü, kadınlara sistematik şiddeti, doğa katliamlarını, kul hakkını, iş ve işçi güvenliğini konuşamaz hâle ge(tiri)lirken, her cuma camilerde alp arslan’dan, yavuz selim’den tarih dersleri vaaz etmekte. son birkaç yılda milli eğitim bakanlığının ders kitapları steinbeck’i, pir sultan abdal’ı, yunus emre’yi sansürlerken, ortalık ebru ve ney kurslarıyla doldu. tiyatro sahnelerinden hamlet, faust, sefiller gibi en temel klasikler dahi çıkarılırken, tartışmaların seviyesi, shakespeare’in aslında müslüman olup olmadığına kadar indi(rildi). orta öğretimde skolastikleştirilen bir yapı yükseliyor ve –üniversiteye giriş sınavlarındaki başarı oranlarından da anlaşıldığı üzere- buralarda dilekçe yazabilecek ölçüde bile türkçe öğretilemiyorken, üstüne osmanlıcanın müfredata girmesi tartışmaları başka sahalara da taşıyor. futbol maçları mehter takımıyla, tribün grupları 1453 referansıyla, kulüpler osmanlıspor, halide edip adıvar spor gibi adlar almakla muhafazakârlığın kötü bir karikatürüne dönüşmeye başladı. mafyavâri şiddet eylemleriyle maalesef tanımış olduğumuz osmanlı ocakları gibi “sivil toplum” örgütleri, topluma ne vaat ettiğini henüz öngöremediğimiz osmanlı partisi gibi politik oluşumlar, bu zihniyeti besleyen tarihi diziler derken ‘şimdiki zaman’, muhayyel bir ‘geçmiş’in kuşatması altına alınmış görünüyor."
  • bugüne kadar edindiğim tecrübeler, tanıdığım insanlar arasında kendimce yaptığım çıkarımlar sonucu söyleyebilirim ki, ırkından bağımsız olarak muhafakarlığı savunan insanlar, toplumun hep en kirli kesimini oluştururlar. masumiyete en uzak olanlar onlardır. istisnaları da vardır tabii ki ama (bkz: en ahlaksız kesimin muhafazakarlar olması)
  • esasen karin (sapkali a) muhafazasina odaklanmis bir guruh tarafindan temsil edilmektedir.

    zaman ileri yonlu hareket ettigi surece muhafazakarlik ihanettir. kultur erozyonuna direnmekle tarih tekerlegini tersine cevirmeye calismak farkli seylerdir. bu sebeple kati muhafazakarlarin cem-i cumlesi zarar vermeye mahkumdur.

    foti benlisoy'un bir tweet'inde okumustum: devrim gecen yuzlyilda yasanan felaketlerin musebbibi degildir. musebbip, devrimin ideallerine ulasamadan akamete ugramasidir diyordu. kendisi bunu bolsevik devrimi icin demis ama bence turk devriminde de gecerli. turk muhafazakarliginin akametine ugrayan ulusal kalkinmaci devrimin sancilarini cekiyoruz.
  • muhafazakarların türklüğü mü kaldı, hepsi ya arapperest oldu ya vahabi. bu ikisine dönüşmeyenler de muhafazakarlığı bıraktılar zaten.
  • sevap-günah kavramları şekle dayalıdır. örnek verelim: karı-koca olmak üzere iki tane akrabamız var. şimdi, bir kadın ne kadar kapanıyorsa o kadar dindar bunlar için, tipik şekilci yobaz işte. lakin bu kadın olanı öyle bir karaktersiz ki, insanlara çatır çatır iftira atmaktan zerre çekinmez suratına tükürdüğüm. şimdi bu günah değil mi? kapı gibi günah. bunun kocası da babama dinsiz demişti, arkasından tabi, yüzüne söyleyecek yürek yok. şimdi bu günah değil mi? kapı gibi günah, aleni gıybet. bunları hayatımızdan def ettik çok şükür...