şükela:  tümü | bugün
  • içinde bulunduğu temel açmaz şudur: kendisini "temsil eden" partilerin ikisi (chp ve iyi) "herkesi kucaklayacağız" deyip kendilerine bir kimlik veremez, üçüncü partiyse (hdp) herkesi kucaklayacağız derken kürt kimliğinin baskınlığından çık(a)maz.

    erdoğan nasıl %30-35 adamı illa ki elinde tutar? elli milyon kere yazdık: kimlik vererek.

    http://siyasetanaliz.com/…kiye-baskanlik-secimleri/
    http://siyasetanaliz.com/…i-abdullah-gul-ve-dahasi/
    http://siyasetanaliz.com/…ti-olarak-din-ve-siyaset/

    karşımızda dünyayı carl schmitt gibi okuyan bir kitle var: siyasette dost ve düşman ayrımı vardır ve yepyeni türkiye'de her şey politiktir. yani cola turka içmeyen nasıl vatan hainiydi coca cola içtiği için, bugün de selam yerine merhaba diyen vatan haini. bakınız bu bir kere baskın olduğu zaman bu kimliği liberallikle filan kıramazsınız. ancak eş derece faşistlikle kırarsınız. zira every norm presupposes a normal. normal varsa norm vardır. normal anormalse normlarınızı anormal hale getirmek zorundasınız.

    bunu nasıl yaparsınız?

    basitçe "sen osun, ben de buyum" dersiniz. sonra sunduğunuz kimliği ısrarla tekrarlarsınız. bu sayede hem muhalifleri organize etme/örgütleme şansına sahip olursunuz, hem de bir güç olarak var olabilirsiniz. amma siz çıkıp basın özgürlüğü diye orospu çocukluğu buradan mars'a ulaşan zaman'ı savunursanız hem muhalifi kimliksiz, kişiliksiz ve boşlukta bırakırsınız, hem güç olma şansını elinizin tersiyle itersiniz, hem de insanların bir şey yapabilme ihtimalini ortadan kaldırırsınız.

    uzun uzun yazsam da ne burada okunur, ne de okunsa da bir karşılığı olur. amma ki işin özeti andığım gibi işte. bu kılıştar'la, bu akşener'le, ortaya çıkmayan alternatifleriyle ve ortaya çıkacak herhangi bir alternatifin gene kimliksiz ve kişiliksizliğiyle türk muhalifi anasının bellenmesini izlemekten başka çareye sahip değildir. yazıktır, günahtır ama durum budur.
  • türk muhalifinin ikinci, ve bence esas sorunuysa şu videonun başlığında:

    https://www.youtube.com/watch?v=qvp35encm7m

    "ben ne öleceğim ya, başkası ölsün"

    ben susayım fatih portakal konuşsun. o'nun başına bir şey gelirse ben oturduğum koltuğumdan iki entri yazar, iki tivit atar, hayatıma kaldığım yerden devam ederim. başkaları ölüme koşsun, başkaları zarar görsün ama ben görmeyeyim. biri işsiz kalsın, öbürüne saldırılsın, başkası öldürülsün. ben o'nu kutsarım oturduğum yerde. ama benim kılıma zarar gelirse olmaz.

    neden? senin ne özelliğin var? sen kendini ne sanıyorsun lan sikik?

    bizi neden sikebiliyorlar ve neden daha fazla sikecekler diye soran olursa cevabı bundan başka bir şey değil. bunun bir sorumlusu, tamam, siyasetçilerdir de siyasetçilerin bok olma sebebi de sensin. sen adam olsan zaten seni "temsil eden" siyasetçiler de bu kadar bok olmazdı. kılıştar bahçeli'nin bir varyasyonu olmazdı, meral ana herkesin anasıyım diye ortaya çıkmazdı.

    sizden bir bok olmaz lan. sizden bir bok olmayacağından elden yazmaktan başka bir şey gelemiyor. cümlenizin amına koyim afedersin.
  • çomarların asla anlayamayacağı grup.

    bugün artık bir nevi ağlanacak halimize gülüyoruz. susmayı, korkmayı, saklanmayı internet ortamında ironi olarak yansıtıyoruz.
    biz zaten 17 yıldır korkmayın, saklanmayın, susmayın, "koyun" olmayın diyoruz. bunun neresini anlayamadın?

    demokrasiden uzaklaşmayın diyoruz hapse atılıyoruz,
    hırsızlık yapmayın diyoruz hapse atılıyoruz,
    vatandaşın derdini anlatıyoruz ceza yiyoruz,
    teröristlerle masaya oturmayın diyoruz fetöcü ilan ediliyoruz...
    daha ne yapalım, idrak edin diye kafanıza mı sıkalım?
  • zerrece güvenilmezdir zira, aynı toprağı paylaştığı muhalif olmayanlar gibi, her on tanesinin dokuz nokta bilmem kaçı ahlaksızdır, kişiliksizdir, kaypaktır.

    döneklik, ikiyüzlülük, fırsatçılık, boşvermişlik... bir özelliği dahi taşımaz değildir. bu boklukla, bu karaktersizlikle arada yazık olan üç beş tanenin kanına girilir, ben onlara acırım, onlar için yapabilirsem bir şey yaparım. yoksa bunlar da içinde olacak şekilde türkiye yansın umrumda değil. o üç beş tane yazık adam vardır ya hani, tüm derdim o. başkasının ahlaksızlığının doğal sonucu olarak kendi ahlaklı duruşlarının acısını çekenler. o kadar.
  • canım sıkıldıkça yazacağım buraya. siteye de yazdım, aşağı kopipeysliyorum:

    http://siyasetanaliz.com/…nin-ikiyuzlu-muhalifleri/

    her gün etrafımda “abi neden x çıkıp konuşmuyor yææ, o da yavşak çıktı yææ, adam değil yææ” diyen tipleri görmekten bıktım usandım. genellemeye imkan veren kahir ekseriyetinin hükümet icraatlarına ağzını açmayı geçtim iki satır yazmaya korktuğu; es kaza yazanların yine kahir ekseriyetinin yurt dışında, bir takma ad arkasında, birkaç kat vpn ile kendini korumaya almış olduğu bir memleketteyiz. hal buyken paşalar çıkıyor, başlarına akbaba gibi çökmeye hazır bekleyen bir devlete karşı başkalarının neden ses çıkarmadığını soruyor.

    elli milyon korumayla gezen, yanına yaklaşmaya yeltenecek kuşu geçtim sineğin dahi havada imha edildiği fakat “biz şehadet elbisesiyle yola çıktık” diye atıp tutan erdoğan’dan zerrece farkı olmayan bu güruhtan tiksinmekteyim. “adamlığı” arda turan’dan mı öğrendi bu ülkenin büyük çoğunluğu, anlamıyorum ki? eğer o’ndan öğrendiyseniz biraz ortalığı boşaltın, kenarıya çekilin de gerçek adamlar bulunsun sahnede biraz.

    türkiye’de ağır bir istibdat rejiminin var olduğunu gözardı edemeyiz. bu istibdattan insanların korkmasına bir şey de diyemeyiz. aynı şekilde kişilerin gençliğini ya da yaşlılığını başkaları için demir parmaklıklar arkasında geçirmelerini de isteyemeyiz – tek bir şart haricinde. nedir o şart?

    bir kişi çıkar, rahatsızlığını haykırır. sonra çevresine döner ve “siz de bana katılmıyor musunuz?” diye sorar. işte başkalarından konuşmalarını, harekete geçmelerini bekleme hakkı ancak o kişide olur – ki o kişi dahi kimseyi herhangi bir eyleme zorlama hakkına sahip değildir. fakat o kişi “neden susuyorsun?” diye sorma hakkına, tekrar ediyorum, sahiptir.

    şimdi iki gerçeği kısaca söyleyelim: türkiye’de iğrenç bir dönemden geçiyoruz. “burası fransa değil, burası hollanda değil” denirken bize sadece protesto hakkımızın olmadığını değil, belki daha da fazla bizim muhalifler olarak insan olmadığımızı söylemekteler. bu yüzden korkuyoruz. “gün gelecek devran dönecek”, “siz gidince göreceğiz” gibi saçma sapan ve temelsiz hayallerle yaşıyoruz. peki nasıl devran dönecek? bilmiyoruz, o kadar önemli de değil zaten. birileri o devranı döndürecek.

    burada ikinci noktaya geliyoruz. türkiye’de muhalifler oportunist yavşaklar gibi davranmaktalar. bu sözümün ağır olduğunun farkındayım fakat daha hafif bir şekilde tanımlayabilir değilim. sözde muhalif milyonlar sıcak evinde otururken birilerinin sokakta olmasını, o evinde oturanların haklarını savunmasını bekliyor. resmen “ben ne öleceğim ya, o ölsün” tavrındalar. e iyi de bu kendi ölmeye gitmezken beni ölmeye gönderenler için ben neden öleyim ki? alemin enayisi ben miyim?

    not düşmem gerekli. böylesi bir ortamda örgütlenmeye, örgütlülük sayesinde güç sahibi olmaya ve o güçle hakları geri almaya ihtiyaç vardır. gel gelelim insanları örgütlemesi gereken siyasi partilerde zerrece hareket bulunmamakta. dahası, bu partiler kendi rahatları için yalnızca milyonlarca beş para etmez sözde muhalifin değil kendini ortaya atmaya, yanmaya hazır insanların da, başkalarının hatalarının cezasını çeken insanların da kanına girmektedirler. bundandır senelerdir mecliste bulunan her parti ve kişiye, istisna tanımaksızın, haindir demem. 2013’te çocuklar öldürülünce, 2015’te iç güvenlik yasası geçince, 2016’da, 2017’de… “bu meclis çalışmıyor, ülkenin yarısı gözden çıkarılmış durumda” demeyen partilerin ve mensuplarının iktidardan ne kadar farklı olduğunu söyleyebiliriz?

    eh, burada giriyoruz çıkmaza: insanlar beş para eder olmadığından partiler de beş para etmiyor. partiler beş para etmez olunca insanlar beş para etmez olmaya devam ediyor ve bu döngü sürüp gidiyor. halbuki bir anlasak ancak örgütlü olunca bir güç sahibi olabileceğimizi, bir anlasak her halükarda yazık olduğumuzu ve ancak bu döngüyü kırmak için güçlendiğimizde yazık olmaktan kurtulma ihtimalimizin olduğunu, belki işler değişir, dönüşür ya, hayalden öteye gidesi değil bu.

    ne diyelim, sağda solda salak salak “neden şener şen konuşmadı, neden müjdat gezen sözünü yumuşattı” filan deyin siz. siz insan olsaydınız zaten çok insan konuşmuş olurdu. ama biliyorlar, ama biliyoruz sizin beş para etmediğinizi. ondan hepimizin anası bellenirken bizimki daha fazla bellenmesin diye kenarda duruyoruz. yoksa siz insan olun biraz, iş yapacak çok insan var. yeter ki siz “muhalifler” biraz insan olun.
  • onda dokuz buçuğunu tanımlayacak kelimeyi buldum sonunda:

    götveren.

    daha azı değildir, daha fazlasıdır. götveren, onda dokuz buçuğunu tanımlayacak asgari kelimedir.

    kalan buçuğun da yarısına saygılarımı sunuyorum. biz de en azından malız işte.
  • kendilerinden bir ricam var. gerek babacan'ın partisi gerek davutoğlu ahmet hocanın partisi ne yaparsa yapsın sizler gelip sağda solda onların söylemlerini çürütmeyin. akp'ye durduk yere yardımcı olmayın. zaten think thank alanında seta gibi ahsen tv'nin kurumsallaşmışı olan bir akıl dünyaları var. söyleyecekleri söz bitti. bırakın yesinler birbirlerini üç-beş like alacaksınız diye boşuna halk arenasında şakşak peşinde koşan yılmaz özdil moduna girmeyin. bırakın sağ bölünsün. parça parça olsunlar. chp+iyi parti tek bir blok olarak dağılmayalım ve safları sıklaştıralım (hdp sen de geniş al)

    o adamlar sizden zaten oy istemeyecek. emin olun sizin kadar siyaseti biliyorlar. hatta 17 yıllık sürecin başlarında alayınızı ters yatırıp düz siktiler. bunu söylüyorum çünkü hala içinizde metin feyzioğlu'nun chp'nin başına geçmesini, bahçeli'nin rte'ye qandırdım xd.swf izletmesini ve perinçek'in orduyu ele geçirmesi şeklinde hayaller kuranlar var. çok da uzatmak istemiyorum yesinler birbirlerini ama siz gaza gelmeyin yeter.