şükela:  tümü | bugün
824 entry daha
  • türk silahlı kuvvetleri'nin ne denli profesyonel ve verimli çalışan bir kurum olduğunu anlama adına, iç organizasyonu hakkında bir fikir veren şu yazı okunabilir:

    yorgun hükümet, yorgun ordu / namık çınar / 7 eylül 2012 / taraf

    --- alıntı ---

    yorgun hükümet, yorgun ordu
    namık çınar

    terör nedeniyle her gün evlerine bayraklara onar onar sarılarak gönderilmeleri yetmezmiş gibi, şimdi onlara bir de kimbilir hangi ihmâller yüzünden şehit cenazeleri de eklendi ki; son olaylarla, son gelişmelerle bu hükümet de bu ordu da iyice yorgun düşmüş görünüyor.

    kuvvet komutanı “istihkâm”, ordu komutanı da “ordudonatım” sınıfından gelmesine rağmen bu ordu mühimmatını korkarım ki karpuz gibi sayıyor, istifliyor ve depoluyorsa; meselâ muhafaza ederken el bombalarını fünyeleriyle birarada tutuyorsa; yirmi beş şehit verildiğine göre, ne bahane uydurulursa uydurulsun patlayıcı madde nizamnamelerinin hiçe sayıldığı gün gibi aşikârsa; artık sözün de aklın da bittiği yerdeyiz demektir.

    gecenin o karanlığında kışla mutfağında patates soymak için bile vakit artık çok geç iken, mühimmat depolarında herhangi bir çalışmanın yapılıyor olması asla izah edilemez.

    türk ordusu’nun şimdi aklıma gelen “ister misin o olsun” diye korktuğum “zimmet hastalığı” depreşmiş olmasın sakın!

    çünkü gerçekten de, silahlı kuvvetler’de askerî malzemeleri “tam ve sağlam” olarak korumak üzere teslim alıp imzasıyla zimmet yükümü altına giren, görevi bitince yeni burnundan soluyana aynıyla teslim eden, edemediği takdirde de maaşından kesile kesile ödeyen ordunun tüm bölük komutanları, depo sorumluları ve saymanlar, say allah say, günlerini ömrü billâh zimmetlerindeki bu malzemeleri sayarak geçirirler.

    eğer herhangi bir eksiklikleri var ise, punduna getirip birbirlerinden çalmak, o nedenle mubah sayılmıştır. buna hırsızlıktan ziyade muzipçe “askerî malzemenin yer değiştirmesi”, yahut “kalk gidelim yapmak” denerek, davranışa birazcık olsun hafiflik getirmeye çalışılmıştır. o yüzden bölük komutanları depocularını seçerken, “uyanık”lardan olmalarına çok dikkat ederler.

    ayrıca, kışla içindeki nöbetlerin çoğunu da aslında “düşmana karşı” değil, bölükler zimmetli malzemeleri çalınmasın diye “birbirlerine karşı” tutarlar. bitişik nizamda olarak yan yana dizilmiş depoların her birinin kapısına her bölük yirmi dört saat esasına göre ayrı ayrı nöbetçi dikmiş; böylece binanın önünde aynı anda meselâ altı depo var da orada altı tane nöbetçi birikmişse, bu durum hiç kimseyi rahatsız etmez.

    bunun sebeplerinden bir tanesi de, insani değer olarak erlerin “sınırsız surette bir kullanım kaynağı” olarak görülebilmeleridir. insan haklarıyla ilgili mevzuatın, henüz kışla kapılarından geçmiş olduğu söylenemez.

    fakat hakların ihlâli sadece erlere özgü bir kader değildir. hiyerarşik kademelenme yolu ile haksızlıklardan herkesin nasip alacağı bir düzenin, seneler içinde başarıyla(!) gerçekleştirilmiş olduğu söylenebilir.

    örneğin en zor aşamalardan biri bölük komutanlığıdır. türk ordusu’nda bütün işleri bölük komutanları yaparlar. herkesler de bütün işleri bölük komutanlarından beklerler. çünkü somut olarak “erat” bir tek onlarda vardır. türk ordusu’nda bölük özne olup, gerisi teferruattır. yeri gelmişken hatırlatalım ki, çoğu general doğru dürüst bölük komutanlığı yapamadan kurmay, sonra da general olmuşlardır. o yüzden askerlikleri daha ziyade kâğıt üstünde temayüz eder.

    netice olarak bölük komutanları dışında kalanlar, şöyle dişe dokunur hiçbir halt yemezler. ama her işe karışırlar. işte bu süreci atlattın mı, yani yüzbaşılıktan sonrasında artık işi kolayladın demektir. böylece iki elini arkanda bağlayarak, zamanında bana da yapmışlardı deyip sağa sola zart-zurtlar da çekerek, nihayet soyut bir askerlik safhasına geçebileceğin yıllar başlamıştır senin için.

    üst birliklerdeki ikmal ve dağıtım hiyerarşisi, ast birliklerin “zimmet korkuları”nı kullanarak onlar üzerinde bir tür emtia tahakkümü kurmak istedikleri için, aslında çoğu sarf malzemesi olduğu hâlde, işte o bölük komutanlarını bu yolla istim üstünde tutarlar. onlar da hizmeti dahi umursamadan, çürütme pahasına, malzemeleri mümkünse depolardan çıkarmayıp habire sayım yaparlar.

    ben, kıbrıs harekâtı’na katılıp da sarf edilmiş mermilerin boş kovanlarını eksiksiz toplatamadığı için bedelini maaşından ödeyen bölük komutanı tanıyorum. tümenin saymanlığı, harekâtta yer almış bölüğün üç beş tane matara kapağı noksan çıktı diye hiç unutmuyorum kuruşlandırma belgesi düzenlemişti.

    ayrıca o depolar da derme çatma yerlerdir. kaldı ki, bir piyade bölüğünün deposu da neyin nesidir? muharip bir birliğin üstünde taşıyabileceği hafiflikteki teçhizatın dışında kalan ne varsa ona ayak bağı değil midir?

    siz tv’de, intikâlleri sırasında taşıdıkları ağırlığın altında ezildikleri her hâllerinden belli olan mehmetçiklerinki gibi 30-40 kiloluk yükleri, pkk militanlarının da sırtında gördünüz mü hiç?

    mayın ve mühimmat depolarına gelince... inşaat-emlâk’ın her türlü şaibeye açık usullerle yaptırdığı o binalar da farklı değildir.

    afyon’da neler oldu, bilmiyorum. gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkar mı, sanmıyorum.

    ama ben türk ordusu’nun ruhunu bellemişim, onu tanıyorum. silahlı kuvvetler’deki en basit hususların bile yeniden ele alınmalarının vakti çoktan geldi de geçti, diyorum.

    ama erdoğan her şeyin yolunda gittiğini söylememi istiyor, aksi hâlde hiddetleniyor.

    --- alıntı sonu ---

    tema:
    (bkz: türk silahlı kuvvetleri/@derinsular)

    ana tema:
    (bkz: türkiye politikaları/@derinsular)
1167 entry daha