şükela:  tümü | bugün
  • hem içeriden hem dışarıdan konuya vakıf olmuş, sicil denen şeytan icadı şeyin nelere kadir olduğunu diğer ülke ordularının uygulamalarıyla karşılaştırmış ve kendince sonuçlara varmış biri olarak türk silahlı kuvvetlerindeki sicil müessesesinin içini dışını anlatmak gerekiyor. zira kimse türk silahlı kuvvetlerinde bir subay nasıl yükseliyor, nasıl terfi ediyor nasıl paşa oluyor gördüğüm kadarıyla bilmiyor. aramaya inandım mamafih bulamadım.

    sicil nedir? ile başlayalım. introduction to sicil sc 101 en basit tanımıyla şöyledir. muvazzaf (veya sözleşmeli) teğmen olduğunuz andan itibaren sicil üstü denen rütbece üstünüz olan üç subay tarafından hakkınızda her yıl yazılan kanaat notudur.

    * en aşağı bir bölük komutanı (havacılarda filo, denizcilerde bölüm kom sanırım) üsteğmen tarafından astları hakkında yazılabilir. sicil vermeye yetkili subay, sicil vereceği subayla bir müddet (3 ay fiilen) beraber çalışmıştır. bu genellikle alay komutanı bir albay olur. aynı kıt'ada diğer üst rütbeli subaylar ikinci ve üçüncü sicil üstü olarak atanabilirler.

    * sicil bir puanlama sistemidir. 100-90 arasında üstün başarılı subay olarak sicil alırsınız. merdiven daha aşağıya doğru başarılı (89-75), yeterli (74-60) ve yetersiz/başarısız (59-0) olarak gider.

    * puanın yanında sicil kağıdında kanaat için ayrılmış kutucuklar ve görüş bildirmek için boş alanlar bulunur. bir üst göreve devam edip edemeyeceğiniz, eğitime ihtiyacınızın olup olmadığı da kanaat puanıyla beraber sicilinize eklenir. binbaşı ve yarbay iseniz müstakil görev yapıp yapamayacağınız da işaretlenebilir. kendi taburunuzu sicil ile alabilirsiniz.

    * neden vardır böyle bir şey? mevzuat "personelin yeteneklerini, görevdeki başarı derecelerini saptamaya ve dolayısıyla her işi yeterli olana verebilmeye; yüksek seviyedeki işleri yapacak yetenekte olanları meydana çıkarmaya ve bu suretle silâhlı kuvvetlerin komuta zincirini düzenlemeye yarar." demektedir. ancak uygulamada iş bundan çok daha fazlasıdır.

    * fazla olan kısım nedir? ne değildir ki. öncelikle sicil bir kez verildi mi o artık taşa kazınmış yazı gibidir. kariyeriniz boyunca sizi ses çıkarmadan izler. üsteğmenliğinizde aldığınız üstün başarılı olmayan bir sicil paşa olurken karşınıza dikilecektir. askerliğe daha sonradan ısınsanız da kıtaya ilk çıktığınız günden itibaren kümülatif olarak incelenmiş olacaksınızdır. bu sene bir hareketle vatan kurtarmış olsanız, üsteğmenliğinizde bölüğünüzde açık veren kantin kasası da ortalamaya dahil olacaktır.

    * misal binbaşı için sicil şu şekilde hesaplanır: "üsteğmenliğe nasıptan itibaren her rütbede alınan muteber sicil not ortalamalarının, binbaşı rütbesindeki sicil notu ortalamasının % 100’ü, yüzbaşı rütbesindeki sicil notu ortalamasının % 90’ı, üsteğmen rütbesindeki sicil notu ortalamasının % 70’i" bunların ortalaması binbaşının o dönemki sicili olarak kaydedilir.

    * öncelikle sicil terfinin baş aktörüdür*. teğmen olunca 3 yıl bekleyip default üsteğmen olunuyor gibi bir durum varmış gibi görünse de aslında basit bir hesaplama ile o dönem en yüksek başarıyı göstermiş subaylar sicil puanlarına göre sıralanıyorlar. 60% ve üstü terfiye hak kazanıyor. çok çok abartı bir şey yapmamışsanız terfi genellikle albaylığa kadar rutin bir şekilde sürüyor. yani 3 yıl beklediğiniz için değil, 3 yıl üstlerinizle ters düşmediğiniz, bölük kazanından eve tencereyle yemek götürmediğiniz, benzin çeklerinden kendi arabanıza açıklanamayan dolumlar yapmadığınız için terfi etmiş oluyorsunuz.

    * zurna nerede zırt der bu sistemde? sicilinizi kimin yazdığı konusunda der. zort der hatta orada. iyi bir subaysanız ancak üstünüz çok geçimsiz biriyse, onu sinirlendirecek bir şeyler yapmışsanız, sizden görev tanımınız dışında yapmanızı istediği şeyler oluyorsa, ve üstüne 5.5kg doşşağınız varsa ve alay komutanına gidip tekmil verip, "bunlar benim görev tanımımda değil / bu kanunsuz emir bu suretle emri yazılı vermenizi arz ederim" dediyseniz. zurna size artık trombon olur. hatta 32 koltuklu bir brass section bile olabilir. siciliniz o dönem quantum fluctuations denen evrenin karanlık kuvvetleri tarafından mutlaka etkilenecektir.

    * doşşağınız 5.5 kg değil 120 gram mı. hiç dert etmeyin ortamda herkesin aslında o kadar. o yüzden hiçbir subay gelecek endişesiyle ve dahası bir gün bir yerde kurmay çıkma paşa olma umuduyla alay komutanına hayat memat meselesi olmadan tekmil vermeye gitmez. gitse de sadece "başka bir emriniz var mıydı komutanım" diyebilir. hatta şener şen bu olayı sultan filminde şöyle özetlemiştir.

    * bu durum olası bir savaşta individual courage denen şahsi cesaretin (yani ordudaki total doşşağın) bir yerde bitirilmesi anlamına gelmektedir. insiyatif alma, yanlışı herkese karşı söyleyebilme gibi subaylığın ruhuna paralel şeyler sicil müessesesinin bir numaralı etkisiyle sinmektedir. alt subayların gelecekleri (hatta kümülatif gelecekleri) üst subayın ve sicil amirinin parmağının ucundadır. bu da harp okulunun idealist tedrisatına büyük tezat teşkil eder. kıt'aya çıkan idealist teğmenin idealist fikirleri öyle törpülenmeye başlanır ki yüzbaşılığına geldiğinde bir zamanlar fikirlerle ve insiyatifle dolu olan subay bürokrata dönüşmeye başlamış olur. idealist albay gören varsa yeşillendirsin, soyu 1930'larda tükendi diyorlar.

    * peki üstün asta sicil vererek onu 1 no'lu harici elbiseli bir kunta kinte'ye dönüştürmesi sürecinde denetim mekanizması yok mudur? alay tabur komutanlarının keyfi kasıtlı veya art niyetli sicil vererek subayın geleceğini karartmasının önünü kim alır? en önemlisi buna karşın sicil verilen kişi bir şey yapabilir mi?

    * teoride bu mevzu ikinci ve üçüncü sicil üstleri tarafından yerine gelir. pratikte ise gelmez. zira ikinci ve üçüncü sicil üstleri de aynı kıtada birincinin altında görev ifa eden rütbelilerdir. onların sicilleri de birinci sicil üstü tarafından kaleme alınacağı ve sicil dokümantasyonunu okuma selahiyeti bu birincinin elinden alınamayacağı için (ve dahi binbaşı ve yarbay sicilleri çok daha hassas konular olduğu için) bir üsteğmenin sicili için ikinciler üçüncüler kendilerini yakmaya meyilli değildirler. bir üsteğmene insiyatif alması gereken doşşak 5.5 kg ise, bir ikinci sicil üstü yarbayın bu konuda üsteğmeni kurtarması için sicile şerh düşmesi, veya birinci sicil veren albayla papaz olması gondorda falan belki olmaktadır. pratikte bir yeri vardıysa bile artık yoktur.

    * diyelim ki ikinci sicil üstü gerçekten de muhteşem bir insan, baba bir yarbay ve doğruluk peşinde kariyerini tehlikeye atmaktan da çekinmiyor. albayla ters düşmüş ancak haklı bir üsteğmeni kollamak istiyor. albayın 59 (yetersiz) verdiği kendi sicil notunu 100 verdi. arasında 20 puandan fazla bir fark oldu. bu durumda sicil dosyası doğrudan kuvvet komutanlığının oluşturacağı sicil denetleme ve değerlendirme kurulunda incelenir. burada da kimse bir numaralı sicil üstünü ezemez. onun verdiği kararı doğrudan etkileyemezler. eğer cidden mevzuata aykırı veya "kötü kokan" bir sicil verme durumu söz konusuysa bu durumu genel komutan orgenerale veya olay sahil güvenlik subayları arasında yaşanıyorsa sahil güv. komutanı tümamirale iletirler. o da şahsen bir şey yapmak istiyorsa yapar, sicili iptal eder veya etmez. astın sesi pek çıkamayacağı için genelde etmez. zaten önüne öyle bir kağıt gelse şok olur bence, oraya kadar nasıl geldiğini sorgular.

    * sicil alan şahsın ise kendiliğinden itiraz/temyiz mekanizması bulunmamaktadır. yani bildiğim kadarıyla yoktur, daha iyi bilen askeri idare mahkemesi üyesi sözlük yazarı varsa yeşillendirin komutanım*. - tepecikli yeşillendirdi. sicil iptal davası askeri yüksek idare mahkemesine açılabiliyormuş. ancak verilen sicilin subjektifliğini ispat gibi yükümlülükler yüzünden işlem kolay görünmüyor. hele ki 10 puandan az bir sicil düşüşü davaya konu olmazken paşalık sırasında sizi cayır cayır yakması işten bile değilken oldukça zor işler.

    * yani bir birlik komutanının astına verdiği sicil kendisine asla dönmez. bu kimsenin kıtada gösterdiği başarı tarafsız bir subay tarafından denetlenmez, sicil ancak verildikten sonra denetime tabi olur ancak bunda da birlik komutanının mutlak güce yakın gücü vardır. bu da alt rütbeli subayın gün geçtikçe el pençe divan durmayı öğrenmesine yarar. kendisinden bir süre sonra yanlış yapsa da bunu göstermemek için kusurları örtmeyi öğrenir. ardından kendisine sicil veren üstlerinin de aynı yollardan geçtiğini farkeder. sonra bakar ki dünyayı o mu kurtaracaktır. boşver der ve işine bakar. idealist bir subayın ideali işte böyle ölür.

    * karşılaştırma yapacak olursak amerikan ordusunda da bir evaluasyon programı (subaylar için oer enlisted nco için ncoer) vardır ve bu da türk akranı gibi belirli periyodlar arasında (genelde yıllık) verilir. amerikan ordusunda sicilin türke oranla farkı sicil formunu, yapılan görevleri, remarkları personelin kendisi doldurur ve doğrudan bağlı olduğu veya en yakın üst rütbelisi tarafından onaylanarak veya şerh düşülerek senior rater önüne gelir. birliğin en kıdemlisi olan subay da formu imza ederek oer dosyasını saklar, gereken düzeltmeler varsa yapar. dil din ırka ve aile yaşamına dair yorum varsa siler ve process eder.

    * amerikan ordusunda oer ortalaması ve dolayısıyla terfi sistemi çok absürd de görünse (aynı gün doğmuş aynı rütbedeki iki subayın sosyal güvenlik numaralarının tersten okunması suretiyle ast üst bulma gibi) de sicil alacak subaya oldukça geniş bir temyiz yetkisi verir. subay "alay komutanı bana taktı o yüzden sicil alamıyorum" dediği anda bunu bizdeki gibi en üst komutanlığın bir kuruluna komutan tarafından yan gözle bakılmak üzere göndermez. birliğin bir üstüne şahsen başvurarak iletir. o da denetleme amacıyla personel göndermekle yeni rater atamak gibi sayısız opsiyonla konuya eğilir. komutanı kendi birliğinde ezdirmezler ama haksızlık yapmasına da izin vermezler. yine de söylemek gerekir ki amerikan ordu kademesinde bu ölçüde şahsi çekememezlikten ötürü sıkıntı çıkmıyorsa bunda ordu geleneğinin de payı çok büyüktür. amerikan ordusunda insiyatif, lider olma falan gibi kavramlar aşırı popülerdir ve bu zaten bu adamlar terfi olarak sicil verecek konuma gelmektedir.

    * alman ordusu ise uygulamada türk ordusuna çok daha yakındır. osmanlı imp zamanında modernizasyona gelmiş alman subayları ve generallerinin bıraktığı kalıntıları çok rahatça görebilirsiniz. onlarda da üçlü sicil, yıllık puantaj ve bunun terfiye etkisinden bahsedilebilir. üstüne komutana koşulsuz biat kültürünün kitabını almanlar yazmıştır. ancak görevini kötüye kullanan üste karşı astın yine sayısız mekanizmayla korunumu vardır. parlak bir alman yüzbaşı sesini her türlü duyurur. uygulamada gördüğüm kadarıyla öyle bir şey vukua geldiği anda ikisini birbirlerinden hemen ayırırlar. zaten bundeswehr wehrmacht'ın binde biri kadar bir şey kaldığı için herkes herkesi tanıyor bir hava da yok değildir.

    * sonuç olarak türk silahlı kuvvetlerini bürokratik kuvvetlere dönüştürmede en etkili metodun sürekli yenilenen ama hiç köklü değişim görmeyen sicil yönetmeliği olduğunu söyleyebiliriz. astın gelecek korkusuyla elini taşın altına sokamadığı, kötü sicil buhranıyla doğru olanı yapmaktan imtina ettiği ve göz önünde fazla olmak istemediği çok tehlikeli bir ordu kültürü yaratmıştır.

    * sahsi kanaatimce de sicil sisteminde dusuk rutbeli subaylar lehine yapilacak bir calisma onlari orta vadede ideallerini koruyabilir bir hale getirebilecektir. ancak uzun vadede insiyatif alan ve lider olan subayin iyi sicil almasi, yanlislari soylemekten cekinmeyenin kotu sicil almamasi ("dilin pabuc kadar olmus ustegmenim" sorunsali) gibi gorus bicimlerinin orduya kazandirilmasi gerekmektedir. kotu sicil veren ustu denetleyerek sorunu bir yere kadar cozebiliriz.

    tsk'nın akranlarına oranla yine çok zayıf ve geri kalmış olduğu ve acil reformun gerektiği (ve vakit olduğunda yazacağım) diğer iki kanseri için

    (bkz: türk silahlı kuvvetleri'nde astsubay sorunu)
    (bkz: türk silahlı kuvvetleri'nde kurmaylık sorunu)

    ---------

    edit : çaylaklar bu başlık subayların sicil sorunu diye değişsin demiş. astsb sicil yönetmeliğinin abartı bir değişikliği olmadığı için tsk'da astsb.lar ile ilgili tüm aklıma gelen sıkıntıları yukarıda verdiğim başlığa yığacağım. bizde ayrı gayrı yok.
  • aslanı kediye boğdurur..
  • iyi iş çıkaranı değil, en az kötü iş çıkaranı terfi ettirmeye yarayan sorundur. "icat çıkarma başımıza" anlayışının tezahürüdür. liderlik, sevk ve idarede başarı değil, üstüne atılan en mülayim bakış, emrindeki astlara yaşatılan kabir azabı ödüllendirilir. orduda adeta atasözü gibi dolanan "astına sikecek gibi, üstüne verecek gibi bakacaksın" lafının kaynağıdır.

    peki bunun sonucunda ne olur? kariyerinde bir orduya komuta etmemiş adam, genelkurmay başkanı olur. daha ne olsun?

    edit: imla

    edit-2: "daha ne olsun?" dedik, bu sistemle terfi eden mülayimi, yaverinin rehin alacağı aklımıza gelmezdi. o kadar mülayimler ki.
  • tak şak paşa üretmek üzere kurulmuş bir sistemin yol açtığı sorunlardır. bu sistem sayesinde kıta subayları değil salon subayları emir komuta zincirinin tepesine çıkmaktadır. bugün ülkenin içine düştüğü büyük sıkıntıda bu sistemin payı çok ama çok büyüktür. kamuoyunun çok yakından bildiği isimlerden olan osman pamukoğlu'nun en verimli olacağı çağda terfi ettirilmeyip emekliye sevk edilmesinin sebebini düşünün.
  • tsk sicili arslanın kediye boğdurulduğu sistemdir, üstleri ile sorun yaşamayan geçimlik subaylar terfi alırken askerlik onurunu çiğnetmemek adına komutanını karşısına alan subaylar elenir. astlarına karşı aslan kesilen subay bir üstü karşısında süt dökmüş kediye döner. bir subayın çilesi askeri liseden emekli oluncaya kadar sürer. son olarak komutanını kandırabilirsin askerini asla.
  • balkan savaşı dönemi osmanlı subayları ve paşaları ne durumdaysa ona evrilen bir sistem var. aranız iyiyse komutanla bir rakı sofrası kurmuşsanız siciliniz 100. sadece kendi işinde gücündeysen verilecek bir 95 seni sıralamada geriye atıyor. her şeyin fason olduğu son yıllarda kışlalarda eğitim bile yapılmayan anca ot bok temizliği vs ile uğraşılan, denetlemeden denetlemeye eğitim yapılan bir kurum haline gelmiş silahlı kuvvetleri mevcut. bu işin sonu nereye varacak hep birlikte göreceğiz. yunan ordusu istese 15 yılda bir orduya bu kadar zarar veremezdi.