şükela:  tümü | bugün
  • ilerleyememesinin en büyük sebebi, arkadaş kayırarak, "beş dakika oynayacak, söz verdi." tadında filmler yapılmasıdır.
    bugün çek bakalım'da, şafak sezer'in söylediği laflardan referans alarak söylüyorum bunu. "hülya hanım da söz verdi, onun da ufak bir rolü olacak filmde." buyurdu şafak beyefendi. ama sen hem sinema dalında bir iş yapıp hem de sanat eserine saygı falan dersen, adama sorarlar "bugüne kadar türk sineması için ne yaptın be adam?" diye. çok yazık. yaşım yirmi. ama oğlumun yaşı yirmi olana kadar, sanırım toplamda yirmi taneyi geçen güzel film çıkaramayacak bu sinema...
  • yakın dönemi için konuşmak gerekirse: en güzel filmlerin sessiz sedasız -üstelik az sayıda salonda- gösterime girdiği ve çok az kişi tarafından izlendikten sonra bir köşeye itildiği*, beş para etmez filmlerin ise tıklım tıklım dolu salonlarda izlendikten sonra sanat eseri ilan edildiği bir garip sinemadır. ne yazık ki kaderini de, en beğendiği film recep ivedik ya da ıssız adam / incir reçeli olan bir kitle belirler/belirleyecektir.*

    iyi örnekleri için aşağıdaki isimlerin birkaçına ya da hepsine birden bakmak yeter:

    (bkz: reha erdem)
    (bkz: özcan alper)
    (bkz: fatih akın)
    (bkz: nuri bilge ceylan)
    (bkz: zeki demirkubuz)
    (bkz: semih kaplanoğlu)
    (bkz: ahmet uluçay)*
  • 2010-2011 sezonunda, sinema ve dvd'de sırasıyla, memlekette demokrasi var, av mevsimi, eyvah eyvah 2, aşk tesadüfleri sever, kaybedenler kulübü, gişe memuru, 40, bizim büyük çaresizliğimiz, incir reçeli, iki dil bir bavul, mommo kız kardeşim isimli filmleri izlediğim ve müjdat gezen'in neden "memlekette demokrasi var" gibi bir film yaptığına akıl sır erdiremediğim; bunun dışında, birkaçı sabun köpüğü de olsa, gayet güzel işlerin yapıldığını düşündüğüm, umut vaadeden sinemadır. özellikle, zaten çok merak ettiğim, bizim büyük çaresizliğimiz'i çok beğendim.

    bir zamanlar anadolu'da ile yeni sezonu açıp, zeki demirkubuz'un yeni filmini beklemeye koyuluyoruz. umarım türk sineması adına dadından yinmez filmler çekilir ve çıta hep yükselir.

    edit: ümit ünal'ın ara ve seren yücel'in çoğunluk filmlerini yazmayı unutmuşum. ikisi de çok sıkı filmlerdi. popüler kültüre hizmet eden filmlerden ziyade, sessiz sedasız o kadar iyi işler çıkarılıyo ki!
  • 1914'te fuat uzkınay'ın yaptığı ilk türk filmiyle temeli atılmıştır. ilk sinema filmi paris'te 1895'te yapılan ilk gösteriyle başladığına göre tarihsel olarak çok farkı yoktur sinemayla tanışmamızın.
    ülkemizde 1960'lara kadar 100'e yakın film çekilmiş, 1970'te televizyonun hayatımıza girmesiyle türk sineması izleyicisini kaybetmiştir. durumu kurtarmak adına seks filmleri yapılmış ve türk sineması'nın neredeyse mevzusu bitmiştir. 1980' lerde ise arabesk sanatçılarının her çıkardığı yeni albümü tanıtmak uğruna yaptığı klip tadındaki filmler türk sinemasını ve türk milletini dumurdan dumura sürüklemiştir. (o dönemleri ufak sıyrıklarla atlatmış biri olarak söylüyorum)
    son yıllarda türk sinemasına yeni filmler ve yönetmenlerle renk geldiğini fakat şimdiler de dizi furyasıyla gerileme dönemine girdiğini düşünmekteyim.
    yinede türk sinemasını sadece sinema salonlarında gişe yapmak adına ticari kaygılarla yapılan filmlerle ve televizyonda gösterime giren filmlerle ele almamamız gerekir. yapılmış yada yapılması düşünülen mükemmel filmler ve yönetmenler vardır, olacaktır..
  • günümüz türkiye'sinde varmış gibi görünmeye çalışan sinemadır.ancak beni başka bir şekilde mutlu eden ülkemiz sinemasıdır.fakat bu nedeni söylemem arkadaş.

    kendimce bir gelişim tarihi belirtmem gerekirse durum şöyledir:

    1914 - 1950 arası bebeklik dönemi:

    fuat uzkınay'ın ayestefanostaki (yani bugünkü tahmini yeşilköy civarı)rus abidesinin dinamitle havaya uçurulması anını filme çekmesi türk sinemasının başlangıcıdır.fuat uzkınay hayatı boyunca çok önemsenecek bir film yapmasa da günümüzde belgesel film olarak anılan bu türle tarihe geçmeyi başarır.1950 ye kadar olan dönem muhsin ertuğrul tarafından büyük uğraşla devam ettirilir.ama kendisi tiyatrocu olduğundan ve sinemayı tiyatronun sinema filmine çekimi olarak gördüğünden olsa gerek.o da düz filmcilik yani sadece film çeken veya yaptıran kişi olarak kalmıştır.bu dönem zaten bebeklik dönemi olduğundan öyle efsane işler beklemekte tabiki doğru olmaz.

    1950 - 1965 arası dönem ben varım;

    sinema artık ülkede çok izlenen çok merak edilen ve yavaş yavaş soyu türk kendisi %100 avrupalı lümpenlerin yapımcılık ve yönetmenlik alanında ufaktan girmeye başladığı ama halka fazla yakın olamayan bir sinema olmuştur.çekilen filmlerin yüzde 90 ı sadece istanbulda geçmektedir.koca ülke sanki sadece istanbuldan ibarettir.bu dönemdeki filmler her ne kadar iyi niyetli ve güzel filmler olsada dünyadaki örneklerinden çok kötüdür.çünkü çok ihtiyaç olduğu o dönemki sinema emekçileri tarafından bilinen teknik kapasite ve bu kapasitenin gelişimi için kurulması gereken okullar ne oyuncular ne sözü geçen önemli set görevlileri (kameramanlar senaristler ışıkçılar ve dekorcular yani) tarafından oluşturulmamış veya işimi kaybederim yeniler gelirse korkusuyla hiç dile dahi getirilmemiştir.klasik bir söylemle kazanılan para hem yapımcı hem oyuncu hem de set görevileri tarafından har vurup harman savurulmuştur ve para sinemaya dönmemiştir.

    1965 - 1975 dönemi abi bir sorun var ama boşver biz paramıza bakalım dönemi;

    sinemada yeni unsurlar artık çıkmamaktadır anadolu insanına türk tarihine sosyal ve ekonomik sorunlara yönelik az da olsa film vardır ancak bunların hepsi devrini tamamlamış 1914 - 1950 dönemi 1950 - 1965 dönemi sinemacılar tarafından halka sunulmaktadır sinema artık renklidir ama içindeki doluluk eskisi gibi yoktur.artık sahte sinemacılar türk sinemasına hakim olmuştur.mümkün olduğu kadar ucuza çekelim çok para kazanalım anlayışı tüm sinema yapımcılarına bulaşır.zerre yeni eleman yetişmez figüranlar oyuncular yönetmenler hatta set ekibi bile hala aynıdır.hikayeler hep çok güzeldir ama onu hem görüntü hem akış olarak iyi işleyecek ekip yoktur.halk yavaş yavaş sinemadan uzaklaşmaya başlar artık izlenen ve iş yapan iki film türü kalmıştır nerdeyse birbirinin aynısı komedi ve aşk filmleri sinema can çekişmektedir ama sinemayı yapan insanlar umursamazdır artık.abi bir sorun var ama boşver biz paramıza bakalım denmektedir artık.hatta suçluda hemen bulunmuştur televizyon.

    1975 - 1982 arası dönem sinemanın ölümüne giden ince uzun yol.

    artık sahte sinemacılar türk sinemasının gerçek hakimidir.yılmaz güney gibi çok büyük umut vadeden bir sinemacı tamamen politik işlere kendini kaptırır.filmlerini bu yönde çeker.silahlı sol gruplara destek verecem onları koruyup kollayacam derken yetmişli yılların ortasında kendini hapiste bulur.bu durum onu dahada marjinelleştirir.artık filmleri sorunlar üzerine değil türkiyeye karşıdır.biz nerede yanlış yapıyoruz demez artık ne var ne yok yok edilmeli der ve türk sineması en büyük umudunu siyasete kurban verir.bu dönem artık ahlak denen kavramı kaybetmiş oyuncu ve yapımcı bozmalarının da dönemidir artık.türk sinemasında sex filmleri vardır.hemde akla hayale gelmeyecek sapıklıklarla dolu bir dönemdir bu.evet köyünden kasabasından oyuncu olmak için çıkıp gelen genç kızlar bu sapık insanların kucağına düşer resmen. kimi zaman aç kalmamak için bu filmlerde oynarlar kimi zaman sosyetenin sex partilerinde hazır fahişe olarak bulunurlar.ne teknik ne senaryo kalmıştır artık topla ekibi bul figuranları başrol kadın belli erkekte belli.binin minibüse hadi film yapmaya gidiyoruz denir artık.

    1982 - 1996 dönemi ölüm böyle birşeymiş demekki;

    bu dönem çoğumuzun bildiği dönemdir beş para etmez video filmleri becolar hababam sınıfı sulandırmaları toplumsal film çekiyoruz yalanıyla yapılan namus bekçilikleri ama artık ortada film yoktur çekilen birşeyler vardır ibrahim tatlıses falan vardır hülya avşar falan bıyıklı tarık akan ama boştur hepsi.birileri yeni birşeyler denemek ister türk sinemsını kurtacak birşeyler ama bu deneyciler kuzey avrupa sinemasından veya avrupa da ödül alıp duran filmleri izleyen kendi sinemasının ne olduğu veya ne olması gerektiğini bilmeyen bir grup andavaldır.1965 - 1975 arası sinemacılığa girmiş sosyetik çakalların ya çocuklarıdır ya da tanıdığını tanıdığır hepsi.ölmüş sinemanın üstüne işenmektedir artık. hayırlı olsun sanat filmleri ölü türk sinemasına girmiştir.

    1996 ve günümüz

    sanarsınız ki bu dönemde sinema dirildi derim.hayır herhangi bir dirilme yoktur artık bir yeniden doğuş vardır.1. türk sineması hakkı rahmetine zaten kavuştu klasik değil gerçek olan şey eşkiya filmidir.2. türk sinemasının en güzel başlangıcıdır bu film. ama sonrası sonrası gene aynı.bir kaç güzel ve kaliteli ama bağımsız sinema denemesi biraz uğraş birkaç sempozyum sonrası gene fıs.2.türk sinemasında durum şudur.

    bağımsız yönetmenler bu sinemanın tek temsilcisidir.gerzekçede olsa güzelde olsa 2.türk sineması kesinlikle bu gruptur.(bkz: nuri bilge ceylan)(bkz: çağan ırmak) şimdi aklıma gelmeyen niceleri.

    diğer grup reklam dizi grubudur.bu sektörden gelmiş para kazanmış yapımcılar veya oyuncular diğer grubu oluşturur.filmlerinde teknik var gibi görünür ama yoktur.abzürt komediler yavan aşk filmerleri dizilerin film uyarlaması akşam barda götünü parmaklatıp ertesi gün dizide ev kızını oynayan mı dersiniz ben büyük sinemacıyım deyip sadece kokteyllerde sinema hakkında viski eşliğinde ahkam kesen mi dersiniz.aptalca filmi tutmayınca korkup reklam işine dönen mi (bkz: sinan çetin)(bkz: abdullah oğuz) kimse tarafından kaale alınmayıp devri geçince ben yılmaz güneyin varisiyim kürdüm şuyum buyum diyen mi (bkz: yılmaz erdoğan)(bkz: mahsun kırmızıgül)(bkz: gani şavata) komiğim ay çok komiğim bir de iyi oyuncuyum filmde osursam güldürürüm diyen mi (bkz: cem yılmaz)(bkz: okan bayülgen)(bkz: mehmet ali erbil)(bkz: şahan gökbakar) 2.türk sineması adına ne saçmalık kendini beğenmişlik ve izlenmeyen film ararsanız bu gruptadır.

    ve her iki grupta tanıdığının tanıdığını işe alma veya torpille adam çalıştırma inanılmaz boyutlardadır.sinemacılığı çok isteyipte bu iğrenç çark yüzünden sinemacılık yapamayan bu iki grubun toplamından fazla .çok iyi niyetli ve yaratıcı genç vardır bu ülkede.

    sonuç;yeni türk sinemasında yeni çağcı ve paracı olarak iki grup var.halkımız bunların savaşına her gün tanık olur ama neye baktığını anlamaz.bu savaşın galibi gelecekte türk sinemasını yönlendirecektir.ama ne yazıkki paracılar çok önde.
  • son dönemlerde film afişlerinde bir kelle sevdası olan sinemadır. istisnalar dışında geneli böyle gibi...

    örneklemek gerekirse:

    http://upload.wikimedia.org/…e/devrim_arabaları.jpg

    http://upload.wikimedia.org/…/25/anlat_istanbul.jpg

    http://upload.wikimedia.org/…/e5/babam_ve_oğlum.jpg

    http://upload.wikimedia.org/…a/tr/6/64/kabadayi.jpg

    http://upload.wikimedia.org/…tr/9/9f/av_mevsimi.jpg

    http://upload.wikimedia.org/…/tr/9/9a/gora_afiş.jpg

    e elin oğlu da film çekiyor, afişinde bu kadar kelle yok be arkadaşım!?!?
  • son dönemdeki filmlerin afişlerinin yarısından fazlası aynıdır. önümüzdeki bir 4-5 sene daha böyle gider.
  • müjde. artık ailece gidilecek kendisine:

    http://www.imc-tv.com/…iyacimiz-var%23ixzz1iixcvgtu

    pardon "ailecek"
  • 80 darbesiyle ağır yara almıştır. o darbeden sonra kendisine gelmesi uzun sürdü ama pek kendine geldiğini de düşünmüyorum. tüm "türk sineması gelişti", "yok bizimki gibi bir sinema", "her şey süper" çığırtkanlıklarından fırsat bulunup son on yıldaki filmler göz önüne alındığında pek de gelişmediği görülür. çok sağlam on yönetmeni bile yok, iddia ediyorum. o sağlam yönetmenler de olmasa işimiz işti. aslında gelişememesinin nedeni belli: işi sinema olmayan aç gözlü insanlar "yapımcı" elbisesini giyip (ama yanlış giyip) sektöre bodoslama dalıyorlar. çok azı gerçekten bu pazardan pay kapmayı başarıyor. genelde bu tek filmlik maceradan sonra sinemaya lanet edip köşelerine çekiliyorlar ya da başka pazarlara dadanıyorlar. çok az yapımcı parayı değil de kaliteyi önemsemekte. hal böyle olunca, yani kaliteyi önemsemeyip parayı önemseyince gelişmiyor sinema.

    şu da bir gerçek: belli türlere karşı her zaman bir talep var. herkesin bildiği gibi komedi, romantik, aşk, romantik komedi (bu isimde bir film bile çekildi, film denemez ya, neyse), dram, aksiyon. diğer türler deneniyorsa da başarılı işler çıkmıyor, gayet de normal başarılı işlerin çıkmaması. daha önce o türlerde film çekilmediğinden yönetmen-senaristlerin bocalaması normal ama en azından insan özgün olmaya, kendi toprağını/milletini işlemeye çalışır bu filmlerde. örneğin korku filmleri ya da polisiye. hepsi hollywood'tan arak sahneler, hollywood'tan arak karakterlerle dolu. bari karakteri türkleştir be. bu filmleri çekenler de büyük ihtimal para sıkıntısı çekmeyen, film tutmazsa bile başka sektörlere geçebilecek, bu tutulmamadan etkilenmeyecek kişilerdir. e böyle kişiler tabi ki çakma filmler çekerler. çünkü onlarda "başarılı olmalıyım" kaygısı olmaz. başarılı olmazsa bile diğer işi hazırdır. böyle kişilerle yeni türlerde sağlam filmler yapmak ütopyadır. sinemanın usta isimleri bile (uğur yücel, yavuz turgul, mustafa altıoklar) yeni türlerde bocalamakta, en sonunda da çareyi hollywood'a sarılmakta bulmaktadırlar.

    talep yaratılmamaktadır. bu büyük bir sorun bence. tüm pazarlar incelendiğinde bazı güçlü markaların çıkardıkları diğer markalarla kendilerine talep yaratabildikleri görülür. bir örnek vermek gerekirse nescafe üçü bir arada ya da lipton ice tea. daha önce pazarlarımızda bulunmayan bu ürünler şimdilerde bolca tüketilmektedirler. yani markalar talebi yaratabilmişlerdir ama yapımcılarımız nedense (para hevesiyle) bunu yapmıyorlar. var olan talebe uygun filmler çekiyorlar. sürekli komedi çekilmesi bundandır. mesela en son çekilen sümela'nın şifresi: temel bile bir milyon izlendi. şimdi başka bir yapımcı bunu görünce özgün işleri sinemaya taşımak yerine dandik komedileri sinemaya taşımayı daha uygun görüyor. genelde de kaybetmiyor. millet komediyi istiyor olabilir ama biraz kafayı çalıştırarak, emek sarf ederek pekala bir talep yaratılabilir. korku filmlerimiz dandik de olsalar mesela bu türe dönük bir talep yaratıldı. bilim-kurgu, gerilim, aksiyon, neo noir ve diğer bütün janrlar denenmeli bence.

    klasik yapımcı kafası (bir koy on al) yıkılmalı. ancak bu şekilde bir türk sinemasından söz edebiliriz. bir de sinema ne zamanki bir kaç yönetmene dayalı olmaktan vazgeçerse o zaman gelişir. yurtdışında bizleri nuri bilge ceylan temsil ediyor. o adam türk sinemasıyla özdeşleşti. halbuki sadece nbc ile olmaz bir iş. karşılaştırmıyorum tabi ama mesela hollywood denince herkesin aklına farklı isimler gelir. geçmişte çekilmiş filmleri sevenlerin aklına alfred hitchcock, michael curtiz, fred zinnemann, sidney lumet, sam peckinpah gelir. yenileri takip edenlerin aklına christopher nolan, david fincher, darren aronofsky, ridley scott vs gelir. yurtdışında türk sineması denince akla bir tek nuri bilge ceylan gelir, o da festivalleri takip edenlerin aklına gelir. zorlarsan belki yılmaz güney'i de söylerler. işin kötüsü "gerçek türk sinemacısı" deyince bizim de aklımıza nuri bilge ceylan, reha erdem, zeki demirkubuz, özcan alper, ümit ünal (az daha o da gişe filmlerine teslim oluyordu, nar'la paçasını kurtardı, serdar akar mesela kurtaramadı, eriyip gitti gişe filmlerinde, kendi filmlerine yabancılaştı) ve şimdi aklıma gelmeyen diğer usta isimler. bunlar olmasa yeminle bu sinemanın durumu çok daha acıklı olacak. iyi ki varlar, filmlerini sıkıcı bulabiliriz, sevmeyebiliriz ama desteklemeliyiz. komedi filmlerine desteği verdik de n'oldu, ne hayrını gördü bu sinema?

    ben açıkçası gelecekten umutsuzum. daha kötüye gitmemesi tek dileğim. ilk filmlerini çeken çok az kişi ikinci filmlerini çekebiliyorlar. bu da diğer kişileri ürkütüyor. farklı bir film yapıp gişede çuvallayıp unutulmak yerine klişe bir film yapıp daha fazla film çekmeyi tercih ediyorlar, bir yerde de haklılar. yenilerden özcan alper farklı bir film yapıp başarılı olanlardan. çok az kişi özcan alper kadar başarılı oluyorlar. bunun da nedenleri var tabi. kaliteli filmler çekmiş kişilerin filmleri para getirmez diye gösterilmiyorlar. bu da onların ünlenmesi ve daha sağlam filmler çekmelerini engelliyor. böyle bir ortamda, çok az yetenekli yönetmenin ortaya çıkıp desteklendiği, tüm yükün hep belli isimlerin üstünde olduğu, hap yap para kap mantığının çökmediği, hep belli türlere yönelik talebin olduğu, sinemaya dahil olan gençlerin çoğunun abilerini ya da hollywood'u taklit ettikleri bir dönemde/ortamda geleceğin türk sinemasının olaylar olaylar yaratacağını düşünmüyorum açıkçası.

    bir de kültür bakanlığı'na değinmeden geçmemek gerek. kimilerine göre sanat, bakanlıktan destek almamalı. gerçek sanatçı çoğu usta author yönetmene göre bakanlıklar gibi yerlerden destek almayan, kendi imkanlarıyla filmlerini kotaran kişi. lakin ülkemizde bakanlıktan destek almadan film çekmek zordur. dolayısıyla bakanlıklardan destek alanları suçlamamak gerek. lakin bakanlığa da iki çift laf etmek gerek. söz de kültür bakanlığı ama şimdiye dek yaptıkları kültürsüzlüklerin ve cahilliklerin haddi hesabı yok. gerçekten kaliteli ve söyleyecek sözü olan, sorunlara değinenen filmleri/belgeselleri diğer ülkelerdeki karizmayı çizdirmemek adına diğer ülkelerde gösterilmemesi için kırk takla atıyor bu bakanlık. tabi böylesi filmleri kendi topraklarında da izlettirmiyor. sansüre tabi tutuyor. son marifetiyse sinemanın çok sesliliğini kısıp tek sesliliğe indirmekten başka bir şey değildir. ailecek gidilebilecek filmlere daha fazla para verecek oluşu "farklı" filmlerin çekilmesini engelleyebilir. bu da sinemanın gelişmesini engeller.

    yeşilçam'a değinip bitireyim. tv'de gösterildiğinde dalga geçiliyor yeşilçam'la. dalga geçilecek yönleri var gerçi, kabul etmek gerek. lakin bana göre yeşilçam, modern türk sinemasından çok daha kaliteli, özgün, orijinal yapımlar ortaya koydu. yılda 300 film üretilen bir sektördü. hangi ülke sinemasının tarihinde yılda 300 film üretiliyordu? hollywood sadece. ama şimdi 71 filmi rekor olarak görüyoruz. gerçi bu üretilen 300 filmin çoğu kaliteli olmuyordu ama en azından bilim-kurgu olsun, aksiyon olsun, macera olsun hep deneniyordu. o dönemdeyse çok daha kaliteli genç yönetmenler vardı. o dönemlerin filmlerini aşacak filmlere hala imza atılamadı. demek ki gelişmemiş bu sinema. komedi filmlerini baz alırsak bu gerilemeyi de görürüz. o eski komedileri bile çekemiyoruz. komik olmayan, izlendikten sonra unutulan, hiçbir sıcaklığı olmayan, bu toprakları yansıtmayan, cinselliğe, küfre boğulmuş bir komedi şimdiki komedi.

    darbe her şeyi geriye götürdü. amerika'nın oyuncağı generaller bu ülkeyi telafisi imkansız zararlar verdiler. birisi de sinema oldu.
  • izlemeye doyulamayan pek çok yapıtın yer aldığı sinemadır.
    evde oturup siyah beyaz filmlerden zeki müren dinlemek de doyumsuzdur; sadri alışık izlemek de.
    hangi birinin adını saymalı ki? bir kaç ucube örneği dışında, katlanılabilirdir kötü olanlarının çoğu bile.
    vahdet vurallı, gökhan güneyli, müslüm gürsesli, ferdi tayfurlu, küçük ceylanlı olanlar ve benzerleri dışındakiler son derece keyifli izlenir.
    çok seviyorum, elimde değil.