şükela:  tümü | bugün
  • tutmayan programların tekrar tekrar yapıldığı, gittikçe kalitesi düşen ve diğer ülkelerden format çalan televizyonculuktur.
  • show tv nin doksanlardaki jeneriklerinin bazılarını içeren bir video izledim geçenlerde. hoşuma gitti, duygulandım ama bir detay farkettim sonra. o kaydedilmiş birkaçının arasında belgesel jeneriği de vardı. hafızamı zorlayınca da hatırladım o günlerde denk geldiğimi. ardından, şu anki belgesel jeneriği neydi lan acaba derken "x sayılı kanunun, y. maddesinin..." şeklinde devam eden siyah arkaplan üzerine beyaz yazıların kayarak geçtiği görüntüler geldi aklıma. işte böyle bir güzergahta ilerlemektedir türk televizyonculuğu.
  • seyrettigim eski bolumlerin ve cem yilmaz'in hatrina avrupa yakasi'nin final bolumunu indirip izledim.

    kotuydu gercekten ama bi hadiseye ozellikle takildim. sondaki dugunde bi acik hava havuz partisi dekoru hazirlanmis. dekorun fonuna da gece acik havada cati kati ambiyansi vermesi icin devasa bir "gece isiklari gozuken binalar - sehir silueti" posteri konulmus. oyle berbat olmus ki sanki gerceklik hissiyatini tamamen yerle bir etmek, seyirciyi olabildigince yabancilastirmak icin hususi hazirlanmis gibi.

    bunu yapan da anli $anli plato film. bu adamlar bunun icin studyo da kiralamiyor. yer kendi yerleri, set, set iscileri, malzeme, kil yun hepsi kendilerinin. ve neticede bu azotlu urun meydana cikiyor.

    simdi ben bizim yapimcilarindan bir battlestar galactica ihtisami beklemiyorum tabi ki. sonucta turkiye pazarinin, hadi genisletelim, turkce konusulan (turkiye+gurbetciler+azerbaycan vb) pazarin eti belli budu belli. yani o ihtisami yakalarsin belki ama 20 bolum sonra her halukarda batarsin. turkcell gelse sponsor olsa kurtarmaz.

    fakat sanmiyorum ki bu kadar kotusu de bu pazara yakisan bir is olsun.

    the o.c. namli dizide o evin, o havuzun* bilmemnenin gercek olmadigini kamera arkasini izleyene kadar farketmemistim, suphelenmemistim bile.

    sonra gittim bizzat gordum de warner bros lot'taki soundstageleri. wallaha bizde yapilamacayacak bi olay degil. malzemeyse ayni malzeme. isiksa ayni isik. o da yeri gelince cekiyor yesil perdeyi** bizimkiler de.

    belki isi bilen adam eksikligi vardir ama o plato film studyolari yillardir ordayken, o yesilcam yillardir ordayken.. o adamlari da bulacaksin bi yerden, bulamiyorsan yetistireceksin
  • hersey bi tarafa ilac reklamlari yayinlanamadigi icin yine de ovguyu hakeder.
  • 9 kasım 2010 itibariyle yeni bir çığır mı açmıştır, yoksa adamakıllı çığrından mı çıkmıştır, karar veremediğim. bir tarafta* gotik mi, emo mu anlaşılmayan estetik faciası bir kadının ilkokula giden kızların da başörtü takabileceği yönündeki zirvaları, diğer tarafta, devletin kanalında* bir katilin, işlediği faşist cinayet yerine, papa, fatima, satanist komünizm tarzı sayıklamalarına, bir diğer tarafta ise* yüksek iq'su nedeniyle spermlerinin çalındığını iddia eden elvis bozması bir şarkıcının naralarına tanık olmuyor, resmen olduruluyoruz. eh, bu ortamda gözler adnan hocayı aramıyor da değil hani.

    (bkz: benim yalnız ve kafası güzel ülkem)
  • dipsiz bir uçurumdan aşağı doğru düşerken rakım çok da mühim değildir ya... mütemadiyen stabil(!) bir düşüş içinde...
    http://www.kadinnews.com/…_view=14119&ctgr_id=13663
  • bu sezonun sonunda, yani 2010-2011 sezonunun son aylarında muhteşem bir korkaklık örneği sergilemiştir. türkiye'de bir şekilde televizyonda program yapmaya mütemayil tipler var. amaçları da adına "show programı" denilen gece yarısı eğlence programı yapmak. işte tüm bu tipler sezonun başlangıcında bir varlık gösteremediler. ve ne ilginçtir ki bu tiplerin televizyon programları okan bayülgen ve beyazıt öztürk'ün tatile girmesinin hemen ardından başladı. yani bu tipler, andığım isimlerin programları cuma ve cumartesi geceleri yayınlanırken hiçbir varlık gösteremeyeceklerini biliyorlar. o yüzden bu iki ismin tatile girmesini beklediler başarısız programlarını yayınlamak için. muhtemelen yapım şirketlerinin politikasıdır bu, bilemeyeceğim.

    bu isimler ise şunlar:

    zeki kayahan coşkun (star tv'de, cuma geceleri yayınlanan matrax adlı programı var),

    hakan yılmaz (atv'de, cumartesi geceleri yayınlanan hakan bey adlı programı var),

    serdar gökalp (cine 5'te, cumartesi geceleri yayınlanan serdar gökalp show adlı programı var).

    işte bu isimler okan bayülgen ve beyazıt öztürk sezon sonu tatile girdikten hemen sonra program yapmaya başladılar. başarısızlığı o kadar kabullenmiş ve benimsemişler ki programlarının başlama tarihini andığım isimlere göre belirliyorlar. bunlardan zeki kayahan coşkun o kadar başarısız programlar yapıyor ki kendisini radyodan takip eden kişiler bile "zeki tv'yi bırak, çok başarısızsın," diyorlar. hakan yılmaz ise tamamen beyazıt öztürk'ün etkisinde program yapıyor. programını 5-10 dakika izledim ve her an beyazıt öztürk'ü taklit ettiğini tespit ettim. gerçekten çok başarısız. serdar gökalp ise nispeten daha özgün ve kendi halinde bir iş yapıyor. yaşı ve samimiyeti gereği içlerindeki en başarılı isim o. ancak programının başlama tarihi bu trend içinde yer almasına yetiyor.

    kısacası okan bayülgen ve beyazıt öztürk'ün türk televizyonculuğunda gece yarısı "show programı" pazarını domine ettiği kesin. alternatifler ancak andığım isimler tatildeyken varlık göstermeye başlıyor. gerçi çok etkili değiller ama durum bu. keşke daha güçlü ve farklı bir televizyonculuğu besleyebilecek yetenekli programcılarımız olsa.

    bu akım içine ceyhun yılmaz da dahil edilebilir. ancak benim gördüğüm bir süredir tv'den uzak. o yüzden burada ismini anmadım.

    yaz aylarında yukarıda bahsettiğim eğilimi gösteren televizyonculuktur.

    "şans tanımak lazım," denilebilir ama başarısız bir programı sırf yaz gecesi başka alternatif yok diye izlemek de absürt olur.
  • (bkz: #29957120)
  • dünyanın en boş habercilerinin toplandığı son derece kalitesiz bir yapılanma. boş olmalarının en büyük sebebi gerçek gündemi asla yansıtmadıkları gerçeğidir, bütün gün şişme gündemleri izlemek zorunda bunca insan. tabi aklı başında kanallarda var lakin medya patronlarının kanallarının yanında sönük kalıyorlar ne yazık ki.

    bir de genel yayın yönetmenleri film nedir bilmiyorlar her halde, yahu haftanın 5 günü dizi 2 günü yarışma veriyor kanallar. dizilere bakıyorum acı ve stres ile resmen uyuşturuyorlar beyinleri. başarılı oldukları tek olayda bu zaten, insanların beynini uyuşturmak ve diledikleri gibi şekillendirmek.
  • en son trendi;

    aynı diziyi aynı gün içinde tekrar tekrar "yeni bölüm" diye prime time öncesi sonrasında da yayınlamak olan genelde ab'yi pek takmayan üstün televizyonculuktur.

    adeta bir tuttu mu iki bilemedin üç kez izletmeden bırakmadığı yapımlarla göz doldurur, yapımların hepsi de zaten defalarca izlenilesi güzide eserlerdir.