şükela:  tümü | bugün
  • terminolojisi şu kelimeleri içerir:

    (bkz: anahtar vermek)
    (bkz: arabis)
    (bkz: aynaz)
    (bkz: bakkalbazi)
    (bkz: bosko)
    (bkz: canlı karagöz)
    (bkz: cıdıroğlu)
    (bkz: curcuna)
    (bkz: curcunabaz)
    (bkz: cüce)
    (bkz: çene yarışı)
    (bkz: çıngal)
    (bkz: çifte kavuklu)
    (bkz: delikanlıbaşı)
    (bkz: delil)
    (bkz: denyo)
    (bkz: dilsiz oyunu)
    (bkz: dişi konuşmak)
    (bkz: dişi söz)
    (bkz: donanma)
    (bkz: dükkan)
    (bkz: elebaşı)
    (bkz: furi)
    (bkz: giriz)
    (bkz: gran komik)
    (bkz: hagaragort)
    (bkz: han kolu)
    (bkz: kadı)
    (bkz: kafes)
    (bkz: kahya)
    (bkz: kambur)
    (bkz: kartela)
    (bkz: kavuklu arkası)
    (bkz: kızılayak)
    (bkz: kol)
    (bkz: kolbaşı)
    (bkz: köse)
    (bkz: kumpo)
    (bkz: kuyuntu)
    (bkz: lal)
    (bkz: mevki)
    (bkz: meydan)
    (bkz: meydancı)
    (bkz: moloz)
    (bkz: muhavere)
    (bkz: nümayiş)
    (bkz: orta)
    (bkz: ortaoyunu)
    (bkz: ortaoyunu kolu)
    (bkz: oyun ağası)
    (bkz: palanga)
    (bkz: panola)
    (bkz: papara)
    (bkz: parçacı)
    (bkz: pastav)
    (bkz: peciz)
    (bkz: peyk)
    (bkz: pişekar)
    (bkz: piyav)
    (bkz: pusat)
    (bkz: pusat odası)
    (bkz: samıt)
    (bkz: sandık boşaltma)
    (bkz: sandık odası)
    (bkz: satmak)
    (bkz: sipar)
    (bkz: sirar)
    (bkz: soyguncu)
    (bkz: şakşak)
    (bkz: şano)
    (bkz: şorolo)
    (bkz: temih)
    (bkz: tiran)
    (bkz: tirit)
    (bkz: tongur)
    (bkz: yarenbaşı)
    (bkz: yeni dünya)
    (bkz: yeni dünya oyunu)
    (bkz: yüren)
    (bkz: zuhuri kolu)

    (kaynak: tdk yayınları, gösterim terimleri sözlüğü, ankara 1983)
  • seçkin selvi tarafından, 15.uluslararası istanbul tiyatro festivali vesilesiyle yazılan yazının muhatabı olan ülke tiyatrosu.

    _______________________________________

    şimdi yazının tam metnine buyrun; (tabii ki bu yazının eleştirilecek yanlarını da bu başlıkta zamanı gelince eleştireceğiz.... )

    türk tiyatrosu dünyanın neresinde

    4 mayıs 2006 perşembe

    seçkin selvi / milliyet sanat - seckinselvi@canyayinlari.com

    15.uluslararası istanbul tiyatro festivali’ndeki 38 oyun ve dans gösterisinden 22’si türk tiyatro topluluklarına ait. ayrıca 3 oyun da türkiye-abd ve türkiye-fransa ortak yapımı. peki, bu olumlu tabloya bakıp türk tiyatrosunun dünya tiyatrosunda tartışmasız bir yeri olduğunu söyleyebilir miyiz?

    11 mayıs-6 haziran tarihleri arasında gerçekleşecek 15.uluslararası istanbul tiyatro festivali ve 4.uluslararası tiyatro olimpiyatları’nın programı, tiyatro ve dans sanatları ile kuramlarına ilgi duyan herkesi coşturacak kadar zengin etkinlikler içeriyor. başta dikmen gürün uçarer olmak üzere, çok çetin bir sürecin üstesinden gelerek bu başarılı sonuca ulaşan iksv ekibini içtenlikle kutluyorum.

    38 oyun ve dans gösterisi, 1 lorca sergisi, 12 sempozyum ve konferans, dile kolay. bir başka sevindirici nokta da, bu oyun ve dans gösterilerinden 22’sinin türk tiyatro topluluklarının çalışmaları olması. ayrıca 3 oyun da türkiye - abd (“mutlu günler” ve “wall”) ve türkiye-fransa (“oyun sonu”) ortak yapımı. bu oyunlar ilk kez festivalde perde açacak olsalar da, hemen hepsinin belirli bir nitelik çizgisinin üstünde olacağını şimdiden söyleyebiliriz diye umuyorum.
    peki, bu olumlu tabloya bakıp türk tiyatrosunun dünya tiyatrosunda tartışmasız bir yeri olduğunu söyleyebilir miyiz? işte burada işler karışıyor. türkiye’den festivale katılan topluluklar arasında istanbul devlet tiyatrosu, istanbul büyükşehir belediyesi şehir tiyatroları, izmit şehir tiyatroları gibi ödenekli kurumların ve dostlar tiyatrosu, oyun atölyesi gibi başarılarını yıllardır kanıtlamış deneyimli tiyatroların yanı sıra, yerli-yabancı çeşitli festivallerde ödül almış, adını duyurmuş, o festivallerin katılımcıları ve izleyicileri tarafından deneysel çalışmalarıyla tanınan genç topluluklar öne çıkıyor: studio oyuncuları, 5. sokak tiyatrosu, tiyatro oyunevi, bilsak tiyatro atölyesi, semaver kumpanya, tiyatro boyalı kuş, altıdan sonra tiyatro.

    ne var ki, bu grupların büyük çoğunluğu ya yabancı yazarların oyunlarını oynuyorlar ya da antik çağ yazarlarından esinlenerek yapılan çalışmaları sunuyorlar. bu durumda, türk tiyatrosunun dünyadaki konumunu iki farklı göstergeye bağlamak gerekir: yazarlar ve yorumcular/icracılar.

    kim önce gelir?
    hiç kuşkusuz, tiyatro öncelikle bir icra sanatıdır; izleyiciye sahneden sunulmak için yapılan bir çalışmadır. tiyatro, opera, bale, müzik gibi icra sanatlarını, edebiyattan ve plastik sanatlardan ayıran en büyük özellik de aynı yapıtın farklı yorumcuların elinde, çok farklı biçemlere, anlamlara bürünebilmesidir. sanatçıları geliştiren, tiyatronun çağına tanıklığını pekiştiren de bu sürekli yenilenen, yinelenen yorum çeşitlilikleridir.

    pek geliştirilmemiş bir ülke olarak bilim ve teknoloji alanlarında çok parlak buluşlara sahip değilsek de, farklı sanat dallarında başka ülkelerle boy ölçüşecek sanatçılarımız var. “dâhi çocuklar” diye sıradan çocuklardan ayırıp yetiştirdiklerimizin dışında, sıradan olmayan yeteneklerini sıradan koşullarda geliştirmiş tiyatro yönetmenlerimiz ve oyuncularımız olduğu için övünebiliriz. burada isim saymak istemiyorum. kim olduklarını, kendileri de bizler de biliyoruz. içlerinden kimi yönetmen ya da oyuncu olarak yabancı ülkelerde de çalıştılar, çalışıyorlar ve ayakta alkışlanıyorlar.

    ancak, bir ülkenin tiyatrosunu evrensel platforma taşıyan, dünya tiyatrosunun içinde yer edinmesini sağlayan yönetmenler ve oyuncular mıdır? çok bilinen bir örnekle yetinmek istiyorum. peter brook, müthiş bir yönetmendir. laurence olivier müthiş bir aktördür. ama ingiliz tiyatrosu, ne brook’la ne de olivier ile başlar ya da biter. hamlet, olivier’nin üstün yorumuyla mı hamlet olmuştur; yoksa olivier, hamlet’teki üstün yorumuyla mı unutulmazlar arasına girmiştir?

    bu, yumurta-tavuk ikilemi kadar karmaşık bir durum değil. bir ülke tiyatrosunun evrensel değerinden ve gücünden söz edebilmek için öncelikle o ölçütlerde oyun yazarlarının gerekli olduğu su götürmez bir gerçek. dünyanın her yerinde yapıtları sahnelenen bir shakespeare, bir moliere, bir çehov, bir ibsen, bir goldoni, bir pinter, bir ionesco, bir miller olduğu için o ülkelerin dünya tiyatrosunda yerleri var. yazarlarımızın oyunları, (şu ya da bu biçimde hısım ülkeleri hesaba katmadan) çeşitli ülkelerde oynandığı, defalarca talep bulduğu, o ülkelerin seyircileri tarafından beğenilip benimsendiği zaman, evet ancak o zaman türk tiyatrosunun dünyadaki yerini konuşabiliriz.

    düşüncem ve niyetim, yazarlarımızın değerini bilmezlik değil. geçmiş kuşaklarda da, genç oyun yazarları arasında da çıtayı yükseltenler olduğu yadsınamaz. doğrusu istenirse, dünya tiyatrosunda da son yıllarda bir yazar bunalımı görülüyor. onu, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, sahne teknolojisinin günümüzde çok gelişmesine karşılık yazarların henüz o teknolojiye uygun oyunlar üretmeye başlamamış olmasına bağlıyorum. o yüzden ister istemez biçim ön plana çıkıyor, öz geriye düşüyor. dünya tiyatrosunda on - on beş yıl içinde o tekniği kullanarak özü de yansıtabilecek oyunlar çıkacaktır diye umuyorum.

    türkçe mazereti
    yine de, geleneksel tiyatro kalıpları içinde bile yazarlarımızın oyunları evrensel boyuta ulaşamıyor. bu noktada, her zaman sığınılan “türkçenin dünyada çok yaygın dil olmadığı” mazeretine pek itibar etmiyorum. üstelik, yukarda sözünü ettiğim yabancı festivallerde beğenilen topluluklarımız, oyunlarını yabancı dillerde oynamıyorlar. ama izleyici, dili anlamasa da oyunculuk ve yorum kalitesini algılıyor. o oyunlar yabancı yazarların yapıtları olduğu için, izleyicinin zaten oyun hakkında bilgisi var denilebilir; buna da katılmıyorum. başka ülkelerde yerli oyun yazarlarımızın, üstelik türkçe oynanan oyunlarının da başarılarının örnekleri var.

    dionisos şenliklerinin topraklarımızda başlamış olmasını, geleneksel tiyatromuz diye nitelendirilen seyirlik köy oyunlarıyla ortaoyunu ve karagöz gibi kentsel, ama belirli yazılı metinlere bağlı olmayan oyunları şimdilik bir yana bırakalım. batı dünyasında sahneye ikinci oyuncunun çıkışıyla başlayan gerçek anlamdaki tiyatro, thespis’le i.ö. 6. yüzyıla kadar gidiyor.

    aiskhylos, sophocles, euripides, aristophanes, bugün hâlâ oynanagelen oyunlarını i.ö. 5. yüzyılda yazıyorlar. corneille’in “le cid”i 1637, shakespeare’in “romeo ve juliet”i 1596, “hamlet”i 1600, moliere’in “tartuffe”ü 1664, “cimri”si 1668, john gay’in “dilenciler operası” 1728 tarihlerini taşıyor. ilk türk oyunu olan şinasi’nin “şair evlenmesi” ise 1860.

    kısacası, isa ile muhammed arasındaki 600 yıllık fark, son dönemlerde daha hızlı kapansa da süregidiyor. batı’da kilisenin en güçlü olduğu ortaçağda bile, dinsel temalı olsa da tiyatro, “gizem oyunları”, “mucize oyunları”, “ibret oyunları” biçemlerinde varlığını sürdürdü. oyun yazarlığının gelişim sürecinde kopukluk olmadı. burada değerli dostum ceyhun atuf kansu’nun “istanbul’un fethi” şiirinden dünümüzü ve bugünümüzü en iyi anlatan dizeleri anmadan geçemeyeceğim:

    “ve surlarda açılan gedikten
    onlar çıktı orta çağdan
    bizler girdik orta çağa...” ( tartışılır!! : - o lekeler silinmez - )

    ilk oyun metninin yazılışından bugüne yalnızca 146 yıl geçmiş olması, oyun yazarlığımızın bugünkü durumu için yine de çok hayıflanılacak bir panorama sergilemiyor. onlarla bizim aramızdaki süreç farkını göz ardı etmememiz gerekir. ne var ki, bu da sığınılacak bir mazeret olmamalı. sevgi gibi, ölüm gibi, savaş gibi, politika gibi çok evrensel temaları işlerken bile, yazarlarımız yerellikten ve yavanlıktan bir türlü kurtulamıyorlar. bu sorunun üstesinden gelindiği zaman, türk tiyatrosunun dünyadaki yerini rahatça konuşabiliriz.
  • kişilğini bulmak için ruhunu reddetmekten artık vazgeçmesi gereken tiyatro. renk, cümbüş, taklit ve en önemlisi ,birisi artık, "oyun!" demeli. yani tiyatronun özüne, türk tiyatrosunun da özüne dönmek için; öz "perde!" değildir; "oyun!" dur.türk tiyatrosu için ne tekst sorunu, ne genç oyun yazarı sorunu, ne yeni oyuncu sorunu, ne de yönetmen sorunu... bunlar inandırıcı değil. sorunu teke indirmek, sonuç olarak sadece o teke , yönetmene ya da oyuncuya ya da yazara bağlı kısır bir anlayış yaratacaktır. tiyatro, ne dekorla ne metinle başlamadı. tiyatro, oyunla başladı. türk tiyatrosu için gerçek sorun, bir sitil sorunu. hala oturmayan bir şey varsa o da bir çekirdek yaratamamış olmaktır. oysa çekirdek var. onu kabul etmek gerek.
  • tiyatrodan "yapmacık" bulduğu için nefret edenlere, henüz tiyatroyu sevdirememiş kurumdur.
  • interaktif oyun olsun diye seyirciye tokat atıp, seyirci aynen karşılık verince "terbiyesizlik, saygısızlık!" diye çığıran birtakım beceriksiz vodvilcilerin çöplüğü.
  • hakkında bilgi edinmek icin ozdemir nutkunun şu eserine bakılması yararlı olacaktır (bkz: dunya tiyatrosu tarihi)
  • muhsin ertuğruldan bugüne kadar birçok sorunlarla karşılaşmış ve savaşmaya da devam eden en eski sanatın * türkiye ayağıdır..

    saygı ve rahmetle andığımız ertuğrul hocamızın vakt-i zamanında verdiği emeği *, harcadığı zamanı malesef şimdilerde göremiyoruz.. o zamanların yarısı kadar bile destek göremeyen türk tiyatrosu, seyirci dahil herkesin sırtını dönmesiyle birlikte sızılı bir devre girmiştir.. ki bizler, tiyatro okumuş, tiyatro ile yoğrulmuş ve tüm kalbiyle baglanmış kişiler bile artık titreyen dizler ve tüketilmiş umutlarla bakakalıyoruz sadece...

    zamanında, osmanlıdan cumhuriyete gecerken yaşanan sancıları, brechtten esinlenerek sahneye konan ve birçok işçimize, halk tabakamızın derdine derman olmaya çalışan türk tiyatrosu şimdilerde standup tadında oyunların eline teslim olmuş durumda... ve her yıl onlarca mezun veren metin yazarlığı bölümü gelecege tiyatro yazarı yetiştirmek için çırpınırken, mezunlar anlamsız işlerin içinde buluveriyorlar kendilerini...

    peki neden?
    çünkü, ödenek yok...
    çünkü, insanlar doğru bir tiyatro eseri seyretmek yerine ne oldugu yavaş yavaş su yüzüne çıkan kişi ve kuruluşların cebindeki kelimelerle uğraşmaktan daha çok keyif alıyor...
    çünkü, iş beyni boşaltıp kendini 3. kişi olarak görüp olaylardan ders çıkartmak yerine, iki küfür duyayım rahatlayayım düşüncesiyle yanıp tutuşuyor..

    hal böyle olunca da;
    türkiye için değer sayılabilecek oyuncularımız ekmek parası ugruna abuk sabuk sitcomlarda oynamak zorunda kalıyor...
    ve yine muhteşem oyunlar yazacak ve sahneye koyabilecek eğitimli yazarlarımız ya reklam ajanslarında metin yazarı oluyorlar ya da gazetelerde...

    sonuç olarak...
    vakt-i zamanında korumaya kollamaya çalışılan, yüceltmek ve çoğaltmak için birçok kişinin tırnaklarıyla kazıyarak biryerlere getirmeye çalıştığı türk tiyatrosu, dipsiz bir kuyuda sürüklenmeye başladı... sahip çıkmak, desteklemek yerine gitmemek, seyretmemek ve yermek kolay geldi... oysa kimse bilmez ki; ödeneksizlikten bir önceki oyunlardan toparlanmış dekor parçaları kullanılıyor hep... boş salonlara oynamak zorunda kalan oyuncularımız senaryo bekler oluyor evlerinde... bir ucundan tutsaydık, toplum ve devlet olarak.. bir sahip çıksaydık...

    saygıyla;
    muhsin ertuğrul
    reşat nuri
    aziz nesin
    haldun taner
    güngör dilmen
    necati cumalı
    turgut özakman
    orhan asena
    ve hatta
    güllü agop
    şinasi
    namık kemal
    ve akla gelmeyen birçokları...

    hayatta olanları yumsun gözlerini görmesin... kaybettiklerimiz, daha şanslı.
  • içine kapalı bir kültür oluşumunun adıdır...

    oyun yazarları, yönetmenler, tiyatro yöneticileri; kendi yüreğimizi, dramımızı, dramamızı, anadolunun büyük kültür kazanımlarını ıskaladıkları ve kaliteli yeni yazarlara geçit vermedikleri için kendine özgü bir tiyatro dili oluşturamayan, kendi içine kapalı bir kurumdur, türk tiyatrosu....

    halkını tiyatroya getiremeyen ve genellikle sıkıcı, iyi yazılmamış, iyi yönetilmemiş oyunlarıyla onu tiyatrodan soğutan bir oluşumdur. üstelik seyirci azlığını, halktaki "cahillik ve kültürsüzlükle" izah eden insanların tiyatro yaptığı çatıdır, hiç dönüp de "nerde hata yapıyoruz" diye sormazlar kendilerine... bu soruları soranları ve gerçekleri yazanları da ya dışlar, ya görmezden gelir ya da onu tiyatroyu sevdiğine, tiyatro düşündüğüne ve tiyatro oyunu ya da eleştiri yazdığına pişman ederler.

    sadece; seyircinin bugüne dek yoğun ilgi gösterdiği oyunların kodlarını, nedenini, niçinini araştırsalar, büyük bir teatral değişime ilk adımlarını atacaklar..

    ama nafile! kendi aralarında "al gülüm, ver gülüm" diyerek top çeviriyor, türk tiyatro esnafı !! olan da ben seyirciye oluyor !!!
  • "iyi oyun yazarımız yok, bu yüzden tiyatoramız geri kaldı maalesef!" diyerek
    aslında "iyi oyunları" ve "iyi yazarları"
    klasik "adam kayırma" ve "ayak kaydırma" yöntemleriyle "yokeden/yokvarsayan" bir tiyatrodur da aynı zamanda..

    işte bu konuya örnek, ibretlik bir tartışma: (bkz: coskun buktel ve ozdemir nutku nun theope polemigi)