şükela:  tümü | bugün
  • turkiyede yasayan turk vatandaslari ile yurtdisinda bulunan fakat kalbi turkiyede olan kisilerin olusturdugu toplum.
  • turk musun sorusuyla cokca karsilasan toplum
  • kendini pohpohlayarak yasayan, ahlak ve namus kavramini "kendi" kadinlarinin bacak arasina sabitleyen bir toplum haline gelmistir.
  • kafası olabildiğine karışık, ne istediğini bilmeyen, ortak değerler yaratamayan, var olan değerlerine sahip çıkamayan, bir kısmının yücelttiğini geri kalanının aşağıladığı, geçmişini doğru bilmediği için geleceğini çizemeyen, düzenli olarak kandırılan, yumurta kapıya dayanmadan çözüm üretemeyen, siyaseti halkın menfaatinden çok ideolojiler ve güç odaklarının menfaati üzerine kurulu olan, fikirleri doğru veya yanlış olarak değil bizden veya onlardan olarak değerlendiren, kurallar oluşturmayı bilmeyip oluşturulanlara uymayan, kendi kural tanımazlığına bahane olarak başkalarının kural tanımazlığını öne sürerek sürekli kaotik bir yaşam süren, maalesef son derece kötü eğitime mahkum edilen, hukuk kavramını subjektif menfaatlerinden ayıramayan, sadece nasırına basıldığında milliyetçiliğini hatırlayan, kendi yarattığı hikayelerle kendini uyutmayı seçmiş, fakir, kendi kendini devamlı olarak sabote etme çabasındaki bir organizma..

    zerre utanmıyorum.sadece izledikçe halini içten içe üzülüyorum.
  • samuel huntington'a göre rusya ile beraber sosyolojik olarak bölünmüş dünyadaki iki toplumdan biridir. (ukrayna ve diğer ex-sovyet toplumlar da bu kategoride yer alabilirlerse de, dünya konjoktüründe türkiye ya da rusya kadar önem arzetmedikleri açıktır) toplumsal uzlaşmanın yokluğu bu sözü geçen iki toplumun en karakteristik özelliklerinden biri olup, her iki ülkeninde kararlılığını tehlikeye atmaktadır. huntington bu noktada tezini bağlamak için türkiye'nin yüzünü doğuya dönmesi gerektiğini ileri sürerken; biz türkiye'nin varoluş sebebinin yüzünü batıya dönmesi, sırtını da doğu'nun enginliğine ve bilgeliğine dayaması olduğunu düşünüyoruz. her ne kadar günümüzde, doğuya 16. yy dan sonra hızla egemen olmuş olan bağnaz/skolastik düşünce, batıya dönük yüzümüze kendi yüzündeki kara çarşaf gibi bir çarşaf germek çabasında olsa da; değişim ve gelişimin arada düşüşler yaşansa da birikimsel olarak yukarı tırmanan ve yükselen bir trend izlediği tarihten bu yana değişmemiş tek olgudur...
  • kraldan çok kralcı olan şahane bir toplum*...

    misal, bir araştırma yapmak istersiniz, etliye sütlüye dokunan cinsten. bize dokunan cinsten. etli sütlü dediysek, komplo teorisi değil; bu toplumun içinde doğmuş büyümüş biri olarak kendinizi, kendimizi görmek amacı güden bir araştırma. biz kimiz sorusunu soran bir araştırma. methiyeler düzmeden önce, övgüye ihtiyaç duyacak kadar yaşlanmadan önce, gerçekte ne olduğunu bilmek isteyen birinin gençlik iştahıyla başlayan bir merak yani... bunu bir başkası için yapmadığınızın üstüne basa basa, evet.

    peki neyle karşılaşırsınız? bir olasılık, size şüpheyle bakan, niye ki, niye soruyosun ki, niye bana soruyosun, git başkasına sor, önce müdürümden izin al, ben bilmem beyim bilir(veya*), cekmesene kardesimdiyerek kendinizi yasadışı örgüt üyesi sanmanızı sağlayan ve eylemek istediğiniz işe masumca zarar veren insanlarla karşı karşıya kalırsınız.. onlar da kendilerince haklı, kızamazsınız, öfkeniz, engellenmeniz size patlar. muhtemelen geldikleri noktayı korumaya çalışıyorlardır. muhtemelen korkuyorlardır, sizden emin olamıyorlardır. bir başka ihtimal, yaptığınız işin ne olduğuyla değil, bunun kendi (kurumsal) kimliklerine getirisi ile ilgileniyorlardır. iyi reklam mı yapacaksın? kötü mü anlatacaksın? kurumsal itibarımıza zarar mı vereceksin? kurumsal demek ekonomik demek, finansal demek, piyasa demek, pazar payı demek. öyleyse, türk toplumu pazar mantığına zaten çoktan alışmıştır. adı sivil toplum olan örgütlenmelerin bu civara piyasa ekonomisinin işlerliğini kazandırmasına gerek yok kiii. buralar, piyasa mantığını gayet özümsemiş halde: yemezsen, yenilirsin. yersen, yediklerine üzülür, ama gece rahat uyursun. üç gün sonra yiyebilmek için, yarın da yemeyi unutmamalısın. bir gün aksatırsan, silinir gidersin. beni sizler var ettiniz demeyi asla unutmamalısın, piyasadakilerin değil, piyasayı gezmeye görmeye gelenlerin ruhunu okşamalısın, hoş sözler söylemelisin, turistik ve yaratıcı olmalısın. işte bu yüzden, sizin merakınız bunların dışındaysa, bir başka deyişle, güvensizliğin* devamını sağlamayacaksa, size güvenip açılacak çok fazla kimse bulamayabilirsiniz.

    bir başka olasılık, çocuksu bir telaşla sizin merakınıza ortak olacak kimseler çıkacaktır. yardım etmek isteyeceklerdir. statü endişesi az önceki gibi çokça olmayanların hevesiyle, aa ne kadar ilginç, haydi sor, haydi gör diyebilirler. sizi evine almakta sakınca görmeyen dostça tavırları olabilir. içtenliğinizi sezecek kadar güvenleri vardır...gerçi siz içten olmasanız da güvenleri vardır. mesele bu zaten. güvenleri var. (kaybedecek önemli bir şeyleri var yani) bu yeni ve ilginç deneyimin neye benzediğini anlamak için size yaklaşabilir, sizi kendi hayatlarına alabilirler, sonradan öğrenilmiş adab-ı muaşeret kurallarına başvurmadan. geceleri uykuları kaçıran bir bilinç yok burada, gelecekte pekçok şeyin daha iyi olacağını düşleyen ve umut eden bir halleri var. ne tuhaf ki, kötü giden bir şeyler varsa, ilk onlar sezer.

    bir de biz kimiz sorusunun muhatabı olmayanlar olabilir. onlar, bu soruyu bir başkasının değil cevaplamasına, sormasına bile mahal vermeden, güce karşı duydukları korkuyu güce yaslanarak kapamaya çalışabilirler. kim olduklarını zaten biliyorlardır. bu yüzden ortalarda gezinip kendilerini gerçekleştirmeye gerek duymayabilirler. merak ve kurumsal kaygıdan daha azad olmuşken, başka işlerle meşgul olabilirler. hatta böyle bir arayışın, merakın gereksizliği üzerine sizi saatlerce ikna etmeye çalışabilirler. asıl meselelerle uğraş, diyebilirler. ömürleri başkalarına ders vermekle geçmiş bile olabilir. öğretici değil de, didaktiksiniz dediğiniz için size didaktiğin ne kadar kötü bir sözcük olduğunu öğretme kısmına odaklanırlar hemen. oysa didaktiğin öğretildiği okullara gitmeniz için epeyce çaba harcamış da olabilirler. evet, burada mesele sizsiniz. doğru düzgün öğrenmeyen, bir yılan gibi boruya girip düzelmeyen...

    bunun dışında kalanlar mı? onlar da, genelleme yapanların gittiği yere gitmiş olabilirler... kral olma umutları da istekleri de, hatta belki şansları da olmadığına inandıklarından kralcı olmayabilirler. dışardan bakarlar. geçimsiz olabilirler, fazlasıyla iyi huylu olabilirler. hatta beni kategorize etme insanı olabilirler (bkz: bu ne yaman çelişki). belki hiçbir şey olmayabilirler. insan olabilirler, yaratık olabilirler. fakat zamanla bu triplerinden vazgeçip krallardan birini en kral yapma yarışına girmeleri beklenebilir. yaşamak için çalışmak çabalamak gerekir. ama ne için?

    programımızın son dakikalarına geliyoruz, lütfen toparlayın! bu tür tali sorularla meşgul olmayalım, şöyle hemen iki cümleyle toparlarsak... reklama geçicez, lütfen acele edin. peki. kral diyorduk, kral olmak güzeldir. sağlıklı bir genelleme için gereken sayıya ulaşmak hiçbir zaman kolay değildir, çünkü kimi dışarıda bıraktığınızı, onu dışarıdan bıraktıktan sonra anlarsınız. ama kral veya kralcıysanız, yüksek tempolu bir yarışta kendinizi dışarıda bıraktığınızı bile fark etmezsiniz. genellemeden kaçmaya kasmış meraklının biri için bu da böyle bir türk toplumu hikayesidir. (bkz: genellemenin allahı)
  • nasıl bir toplum olduğunu dünya çözememiştir.
    her seçimde mandacı sağcılara muhafazakarlara oy verirler padişahlık yetkisi verir((bkz: recep tayyip erdoğan)...

    dinle ilgli herşeye kanan bir toplumdur... ve bu toplumun cumhuriyete sahip çıkacağını düşünmek abesle iştigal... dursun uyarın komik ötesi vaadine peygamberlerin uzaydan gelen seslerini dinleme ve izleme vaadine tam 2 milyar euro veren toplumdur...(bkz: yimpaş)

    yani camide ölen adamı kurtarmayıp namaza devam eden adam "namazımızı bırakmadık" diyebiliyor gururla... sokakta belki de ölmek üzere olan kıvranan birisine yardım etmezler... çocuklarını daha türkçeyi sökmeden 4-5 yaşında kuran ve arapça kursuna gönderirler... yine sokakta ölmek üzere olan bir türbanlı veya karaçarşaflı kadına dokundurmazlar günah diye...

    iki tane siyasetçi düşünün biri recep tayyip erdoğan gibi bilgisiz bir siyasetçi hiçbir bilgisi olmayan siyasetçi olsun ve bu recep kürsüde allahtan peygamberden türbandan başka birşey konuşmasın ki zaten recep abimiz başka şey konuşmamıştır kürsüde... diğer siyasetçimiz ise kitapları yalamış yutmuş üstün ekonomik ve siyaset bilgisi ve tecrübesi olsun ve sorunlara yapıcı yaklaşımlar getirsin...

    sizde yukardaki iki siyasetçiden hangisini seçer milletimiz tabii ki recep tayyip erdoğan'ı seçer çünkü bir tek dinden anlar bu toplum ve bu yüzden de anladığı şeyden konuşan tayyip'e verir oyunu.
  • çok tepki çekecektir, çok da kötülenecektir belki ama,
    ne? nasıl? olursa olsun, sahip olduğum fikirlerimi değiştirmeme yetmeyecektir,
    gördüklerim yaşadıklarım maalesef bana ispatlamıştır ki;
    sözüne asla güvenilmeyecek insanlara, sözle, yeminle billahla iş götürülemeyecek millettir,
    "gavur" dediğimiz onlarca milletten insan tanımış bir adam olarak, maalesef farkettim ki;
    çok risklidir bizim topluma mensup insana inanmak güvenmek, fecii durumdadır,
    daha da fecisi, gitgite daha daha kök salmaktadır bu su kurnazlıklarına, çolukların çocukların üzerine edilen yeminler,
    sözü çek senet olan, yukardaki allahını kefil gösteren insanlar, referans gösterdikleri sahte dostlukları,
    şimdi tamam, yarın dansözlükler, imza altına alınmamış sözlerin vaatlerin, sürmenanj salgınına kurban gitmesi,
    eskiden mecaz olduğundan adım gibi emin olduğum bir dönemin bu devirde babana bile güvenmesini hızla ispat çabasına girmiş toplum,
    yok kardeşim imzalı olsun alınanlar verilenler, noterler dolsun taşsın,
    babana bile dna testi yapacaksın, 3 ayda bir yenileteceksin öyle toplum olmuştur, olmuşuzdur maalesef.
  • tatlı su kurnazı olmayı marifet sayanların hızla arttığı toplum.