şükela:  tümü | bugün
  • özellikle yaş ilerlemesi, emeklilik ve iş güç bakımından türklerle avrupalıların farkları daha belirgin oluyor.

    bizde mesela çalışma hayatı, gündelik hayat, yaşam şartları filan çok zor olduğu gibi, emeklilik de zorlaştırılıyor ve ödenen paralar, yaşam standartları düşük olunca insanlar galiba otomatik olarak hemen emekli olayım da göt büyüteyim derdine düşüyor. mesela aile içinde biri, erken yaşta emekli oluyor ve yıllardır emekli hayatı sürdürüyor, kendisine bir katkısı var mı bilmiyorum, fakat topluma veya dünyaya da bir katkısı yok. olması gerekir mi? orası tartışılır.

    avrupalının emekli olma kriterleri biraz daha rahat olduğu için, emekli olduktan sonra bile çalışıyor, devamlı bir şeyler üretiyor. bizdeki mantık şu; emekli olana kadar para biriktir, ev al, araba al, hayat kur; emekli olduktan sonra var olanı ye, aileyle vakit geçir... bu bağlamda avrupalı devamlı üretmeye odaklı benim gözümde.

    ne kadar doğru bir kıyastır bilemem, fakat mesela benim babaannem 90 yaşında ve çok hasta. alzheimer'dan tut, o yaştaki bir insanın olabileceği bütün hastalıklara sahip. kimi zaman, "sizi bu kadar uğraştıracağıma ölsem de kurtulsam..." deyip durduğu oluyor. kraliçe elizabeth de 90 yaşında. tabii kendisinin elindeki maddi ve manevi güç çok daha fazla, ancak bunlar olduğu için mi bu kadın bu kadar güçlü gözüküyor, hâlâ kendi başına yürüyüp hayatını yaşayabiliyor?

    https://i.ytimg.com/…/r_0ilxvbq9o/maxresdefault.jpg

    şu teyzemiz 102 yaşına giriyor ve hâlâ pastasını üfleyip, doğum gününü kutlayıp hayatını yaşıyor. türkiye'de bir türk'ten böylesini zor bekleriz. neden? işte onu bilmiyorum. kendine bakan, dikkat eden, 60'ında da 70'inde de zinde olanlar var tabii ki; fakat genele kıyaslandığında ortalama çok çok düşük. (bkz: kaynak kıçım) yahu sokağa çıkın bakın, kaynağın nerede olduğunu göreceksiniz.

    insan istiyor ki kendi ülkesindeki vatandaşların da tek derdi emeklilik, bir an önce işten güçten eli eteği çekip ölene kadar rahat etmek olmasın; dünya üzerindeki iyi ve kötü birtakım şeyler insanı gersin, onu bir şeyler yapmaya, üretmeye itsin. mesele sadece, "60'ıma geldim, ayda 1200 emekli maaşı alıyorum, nerede bu devlet?!" olmasın. (not: çocuk veya aile geçindirmek zorunda olup, emekli maaşının üzerine ekstra iş yapan insanlara saygım sonsuz, ama mecburiyet değil keyif olsun bu.)
  • türk'ün çok para kazanan zengini illâ göt göbeği açar, bi' gerinir, karşısındakine, "seni paramla ezerim, biçerim, rütbem mevkiim var benim, ayağını denk al!" izlenimi verir.

    avrupalının zengini daha mütevazıdır. kazandığı yüz binlerce dolar'lar/euro'lar olsa da, hatta milyonlarcası olsa da, mütevazılığı elden bırakmaz.

    birkaç ay önce bir arkadaşımın tanıdığı emlakçı bir adama ev göstertmek için çağırdım. adamın kazancı hayli iyi, giyimden kuşamdan bile anlaşılıyor. ama arkadaş, adamın suratta nasıl gevşek bir gülümseme var, nasıl "koca dağları ben yarattım!" havası var, anlatamam! "ben böyle gubidik ev görmedim, bu ne biçim eski ev?" filan demeler, "işiniz rast gitsin bol kazançlar" deyince, "biz zaten kazanıyoruz merak etmeyin" demeler filan... adamın aylık kazancı da belki 100-200 bin liradır tam bilmiyorum.

    facebook'ta bir bill gates videosu izliyorum, youtube'da tim cook videosu bakıyorum, mark zuckerberg izliyorum; her birinin en aşağı 500-600 milyon dolar serveti var, bill gates dediğimiz zibilyon kez dünyanın en zengini oldu. adamın videolarda filan gram bir böbürlenme, gerinme, şişme, göt göbek ortaya çıkarma yok; son derece mütevazı. cook için de, zuckerberg için de aynısı. ki bu herifler, üst paragrafta belirttiğim emlakçı adamdan kaç kat fazla kazanan herifler.

    burada tabii belli bir kesim zengin türkleri tenzih ederim. mesela rahmi koç; yine bir burnu havadalık vardır ama burjuva olduğunu da gösterir, elittir, bilgili ve kültürlüdür ve naziktir/kibardır. ama onun dışında, üzülerek söylemeliyim ki, zenginlik konusunda türkler hâlâ avrupalılara yaklaşabilmiş değil. yine bir arkadaşımın spor dersi verdiği bir adam var, ultra zengin, avm'si filan var adamın, altına en son 385 bin euro'luk araba filan çekmiş. starbucks'a gittik hep beraber kahve içmeye, adam verdi parasını. ben de, "teşekkür ederim, size zahmet oldu," dedim. adamda bir yayvan gülümsemeler, bir rahatlıklar, "nedir ki? ne oldu ki yani?" demeler, "o paranın zibilyon misli cebimde var," der gibi. ulan, "aman ne demek estağfurullah, kahvenin lafı mı olur?" demek yok! "nedir ki yani?!", tavır bu...