şükela:  tümü | bugün
  • yazmayacaktım ama tutamadım kendimi…

    yukarıda bir arkadaş, saturn boy ve diğerleri çeşitli örnekler verip herhangi bir bağlantı olmadığını ispatlamaya çalışmış ve hatta ne gaflettir ki akıllarınca alay etmişler.. binlerce örnek bulabileceğim halde sadece ilgili arkadaşların örneklerinden giderek konuya başka bir yorum getirmek isterim. sadece örnek verilen dil ve verilen örnekler üzerinden gideceğim. fin ve germen dillerindeki diğer benzerliklere girmiyorum bile. arzu edenler ile bu benzerlikleri özelden tartışabilirim.

    bu başlığa lehte veya aleyhte görüş yazanları tanımıyorum. ancak hiçbirinin kelimelerin etimolojik kökenleri konusunda ilgi ve bilgi sahibi olup en azından böylesi konularla ilgili eski türk kaynaklarına bakmak zahmetine bulunduklarını düşünmüyorum. misal bu yazılanları gördükten sonra ilk işim islamiyet etkisinde olsa da ilk türk sözlüklerinden biri olan divan-ı lügati’t – türk’e bakmak oldu. yazılanları bir de bu yönden değerlendireyim istedim. zira bir bağ kurulmak isteniyorsa ki ben tüm kalbimle bir bağ olduğunu düşünüyorum; elbette bugünün türkçesiyle bunları anlamlandırmak güç olurdu.

    öyleyse eski türk sözlüklerine bir göz atalım. (ne gariptir ki eski türk sözlüklerine ulaşabildiğimiz halde eski, m.s 1200 yılı öncesi yazılmış avrupa dillerine ait, germen, norman, fin, slav vs. sözlüklerine ulaşamıyoruz. ilginç değil mi?)

    daha binlerce örnek bulabileceğimiz halde arkadaşımızın yukarıda örnek verdiği bahsi geçen kelimelere bakalım.

    merhaba = hallå: merhaba türkçe bir sözcük değil. bu bizim ayıbımız. ancak al, allamak sözcüğü öz türkçe. anlamı, at sancaklarını selamlamak. dolayısıyla “ sen şu gelenleri alla!” dediğimiz zaman onları selamla, onlara merhaba de anlamı çıkıyor öz türkçe (kaşgarlı, mahmut, 1074: sf 137) ingilizce, germence, isveççe hello ya da halla kelimesinin kökeni bir nebze aydınlanıyor. türklerde “al” kavramına ilişkin yığınla literatür var. arzu eden araştırıp bulabilir. al kavramının dinsel temeline girmiyorum ki bu konu şu an itibariyle hepimizi aşar!

    nasılsın = hur mår du = turgardu (kaşgarlı, mahmut 1074: sf 592) turgarmak, bir adamı yerinden kaldırıp hal hatır sormak. e ben daha ne diyeyim? adam 1000 yıl önceki sözlüğünde yazmış!

    iyiyim = jag mår bra = yaq mar mak – yaq ur mak (kaşgarlı, mahmut 1074: sf 664) soluk alıp vermek, yaşamak, iyi olmak!

    teşekkür ederim = tack. teşekkür arapça bir kelimedir. şükran köküyle ilintilidir. tack ile teşk arasındaki benzerlik ilgi çekicidir. burada bir kelime daha ilgi çekicidir. taşak! öztürkçesi teşük (kaşgarlı, mahmut 1074: sf. 557) ilgili sayfa “teşüklemek” kelimesinin: “o onun erkek gibi davranmasından dolayı memnun oldu” anlamını vermektedir. yukarıdakiler kadar kesin olmasa da örneği sunmaya değer buldum. kelimenin batı dillerine ve arapçaya geçişindeki temelin kuvvetle muhtemel erkeklik ile ilgili bir çıkış kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

    barış = fred = bered, bred (kaşgarlı, mahmud, 1074: 183) beredmek, bredilmek: para yoluyla anlaşma sağlanması. berdel kelimesinin buradan geliyor olması olasıdır.

    aşk = älskar = alsqımak = yağma etmek, kurtarmak, sevmek; sahiplenmek… başka benzeyen bir sözcüğümüz daha var. halaskar= seven, kurtaran, kurtarıcı!

    korku = rädsla = röd, öd, ödü kopmak….

    nefret = hat =hate= eyt, eytmen = nefret eden (kaşgarlı, mahmut. 1074: sf:274) utanmak, cesaret edememek, kin gütmek, karşısına çıkamamak.

    tanrı = gudom = eski türklerde baş tanrı kutay, kuday… batı bilimcilerinin çok sevdiği indo aryan, hint avrupa dillerine "kuday" isimli tanrının “hüda” olarak geçmesi ve batı dillerinin “god” kelimesini buradan alması… ilk entry sahibi arkadaşın odin tespiti de bu noktada haklı çıkıyor. odin, wodin, wodanaz, od ana… ya da od iyesi…od= ateş...yani ateşin tanrısı veya perisi gibi. bu örnekler yel ana yani rüzgar tanrıçası örneği ile çoğaltılabilir ki hala slav ve helen coğrafyasında jelena, yelana, selena, helena gibi isimlere sıklıkla rastlanmaktadır. bu noktada tanrı kavramı ve eski türklerin inanışları ile dudak uçuklatan tespitler de yapılabilir lakin o da bu yazının konusu değil. daha ayrıntılı bilgi için (bkz: #48527108)

    (aryan kelimesi de ne garip ki öz türkçedir. germen ya da batı dillerine ait aryan kelimesini içeren kelimenin kendisi dışında tek bir sözcük yokken (ingilizce "air" hariç ki onun da doğrudan bir anlam bağlantısı yoktur.), türkçede aryan kelimesi ile ilgili onlarca sözcük vardır. arık kendi başına türkçede ırmak, nehir, su yolu demektir. arınmak, arıtmak:ayıklamak, arı, ari, ark, araklamak: en iyisini kendine almak gibi)

    ne garip ki batılılar hint avrupa dil ve etnisite teorileri ile medeniyete ait ne varsa kendilerine almayı, hindistan ile avrupa arasındaki koskoca türk dünyasını barbar sayarak itibarızlaştırmayı, yok saymayı gerek bilimsel gerekse politik olarak yüzyıllardır kendilerine şiar edinmişlerdir. bu, hem sosyal hem de bilimsel düzeyde açıkça görülmektedir. onlara göre hint avrupa coğrafyası arasındaki koca bir türk dünyası sanki yoktur. her şey hint çıkışlıdır, dolayısıyla antik avrupalıdır. türklüğe ilişkin her şey aslında moğoldur. - ki moğol eski türklerde aristokrat sınıfa verilen bir isimdir dolayısıyla ayrı bir etnik grubu tasvir etmez - ancak batılılıar down sendromu hastalığını betimleyen mongolism tabirini moğollara uygun görerek onlara da gerekli payeyi vermiştir. dolayısıyla türk yoktur. türk kültürü ise barbarlık ve nomadik(göçebe) bir takım etkiler dışında imkansızdır. lakin tarihleri boyunca göçebe olduklarını iddia ettikleri türklerin nasıl kuzey avrupalılardan önce rünik alfabe sistemi oluşturduğunu, göçebe bir toplumun neden anıtlar dikme gereği duyduğunu açıklayamazlar. daha doğrusu açıklamazlar. zira kimse bu soruyu onlara soramaz. hatta sorma gereği duymaz. biz de "hohoho isveçliler türk olur mu canım ahan da karılarına bak ihihihhi" diyerek kendilerine az yardımcı olmuyor değiliz. dolayısıyla batı bilimsel tarih anlayışına göre ne asya hunları, ne avrupayı kasıp kavuran avrupa hunları türk kökenli değildir. iskitler(sakalar), etrüskler, tarım basın havzasında inanılmaz bir kültürel değer ortaya koyan ve aşmış dil sistemleri bulunan tocharlar türk değildir. hint avrupalıdır. lakin dilleri türkçe esintiler taşır. bunu yadsıyamazlar. ama dediğim gibi kimse bu soruları onlara bilimsel olarak yöneltemediği için türklere ait her kültürel zenginliğin üstü örtülür. ne de olsa türkler barbardır!

    neyse. dediğim gibi yazmayacaktım ama tutamadım kendimi. ne demiş yukarıdaki arkadaş?: “lakin ben dil bağlamında bir benzerlik göremedim. diğer bağlamları siz düşünün.”

    ben biraz düşündüm. biraz araştırdım ve bu köhne bilgim ve köhne becerimle bu kadar benzerliğe ulaşabildim. hadi diyelim ben birkaç benzerliği bir tarafımdan uydurdum. kalanları bile bu konuda bilimsel çalışmaları aslanlar gibi hak eder. ki dediğim gibi daha milyonlarcasını buldum bu bağlantıların ve daha bulabilirim.

    güneş dil teorisinin itibarsızlaştırılması da işte tam bu noktaya denk düşer. ha her şeyi türk yapmak adına anlamsız ve zorlama bir çaba var mıdır? elbette mantık dışı örneklerle trajikomik çıkarımlar yapılmıştır. lakin bu tarihteki türk kültür ve dil izlerini itibarsızlaştırmaya yetmez. emin olun ki bu izler sandıklarınızdan kat ve kat daha fazladır. ve sizi temin ederim ki günümüz avrupa medeniyetinin gerek toplumsal, gerekse de dinsel kökeninin büyük çoğunluğu türk kökenlidir. hele ki kuzey avrupa özellikle iskandinav ve germen coğrafyasının. bunu ne onlar bilir ne de maalesef biz biliyoruz!

    abarttım mı sizce? daha da abartayım o halde...

    bizlerin ağzımız açık bir şekilde okuduğumuz kuzey avrupa mitleri, odin, thor (demirciler hanı - thar han yani bildiğimiz tarkan: kendisi bir şimşek tanrısıdır ancak ne hikmetse bir demirci gibi çekice sahiptir. (bkz: manas destanı)) ya da tolkien eserleri, bu eserlerde veya başka mitlerde geçen cüceler, kurtadamlar (itbarak), vampirler (ubir: ki kelimenin etimolojik kökeninin türkçe olduğunu batılılar da kabul eder), orklar ( ogrı: hırsız, kambur kötü kimse - kaşgarlı, mahmut, 1074: sf 352) elfler, (alpler - kutsal, kahraman savaşçılar - ), eski türk hikaye ve mitolojilerinin derlenip kuzey mitleri diye sunulmasından başka bir şey değildir.

    hint avrupa dil ve etnisite teorisi türklere ait kültür ve medeniyet unsurlarının büyük bir kısmını yağmalamış ve kendisine mal etmiştir. kalanları da tahrif edip üstünü örtmüştür. bu yine hiçbirimizin haberdar olmadığı bir gerçektir ki ne acı, aslında kendi öz kültürünü ondan habersiz, başkalarınınmış gibi ağzı açık, imrenerek izleyen, okuyan ve maalesef kendi elinde kalan kültürü de yerin dibine sokup onunla dalga geçen bir toplum ortaya çıkmıştır.

    bundan daha acı ne olabilir?
  • sadece dilimiz değil; kadim bilgilerimiz ve efsanelerimiz de benziyormuş.

    kaynak:
    begüm'ün isveççe evi

    edit:
    ne türkler isvecli ne isveçliler türk. arastırılan sadece kadim dünya tarihi, mitoloji ve filoloji bazında ipuçları arayarak aynı toplumdan fi tarihinde kollara ayrıldı isek ne ara ayrıldık ne yöne gittik vs. gibi konular. yoksa isveçliye özenip ay ne hoş dimi belki akrabayızdır falan diyen yok zaten rahat olun bi.
  • konu sadece dil bağlamında olmayıp, isveçlilerin atalarının türkler olduğunu prof. sven lagerbring (bkz: sven lagerbring)yaptığı araştırmalar neticesinde ortaya koymuştur.

    isveççenin viking tanrısı oden tarafından getirildiğini ve oden'in tirkiar ( türkler ) denilen bir kabilenin lideri olduğunu da lagerbring tarafından tespit edilmiştir.

    özcümle de, türk ve iskandinav halklarının yakınlığı yerliler olan laponlardır. üstelik laponlar şamandırlar. laponların şarkıları, ninni ve ağıtları çok benzer olup, fiziksel görünümleri de çok benzerdir.

    edit: laponlar; iskandinavya yarımadasının kuzey bölgelerinde yaşamaktadırlar.

    edit: sessizlerde d - t, k - g, b - p, f - v, f - b, kelimelerin anlamları değişmeden birbirine dönüşebilirler. kısaca istendiği gibi kullanılabilir. bu durum türkçe için de geçerlidir.

    edit: tarafıma yeşillendirme, harf dönüşümleri akustik olup, her dilde vardır. konu akustik (bkz: akustik) değildir ki gerçek olgusu dahilinde konu ses bilgisi dahilinde fonetik (bkz: fonetik) ve ses bilimi olarakta fonoloji (bkz: fonoloji) olarak ele alınabilir. zira akustik bağlamda, katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerde dalga yayılımının fiziksel özelliklerinin incelenmesidir.

    edit: kökenbilimi (bkz: etimoloji)

    edit: iskandinavya mensubu finler. bu dilde ural altay içerisinde yer alır ve bir çok kelime mevcuttur. sine:sen, olla:olmak gibi. türkçe'de kullanılan vay bu dilde voy olmuştur.

    edit: laponya bir ülkeye değil bir bölgeye verilen isim ve finlandiya ile isveç’in en kuzeyindeki ortak bölgeyi kapsıyor. isveçliler “lapland”, finler ise “lappi” adını vermişler bu bölgeye. bölgenin barents denizi ve norveç denizi’ne kıyısı bulunmaktadır. (bkz: laponya)
  • türkler ve akrabalık tezini yazan sven lagerbring 1769'da asalet ünvanı almıştır.

    isveçte hakan ismi de yaygın olarak kullanılmaktadır.

    büdüt : håkan olarak yazildigini hatirlatanlar oldu .
  • iskandinavya'da bulunan runik yazılar genelde 2 kategoride ele alınır.
    birinci kategoridekilere 24 sembollü eski "oldest runik" yazı denir.

    ikinci kategoridekilere 16 sembollü viking çağı " viking age" runik yazısı
    denir.
    yani iki farklı alfabe ve yazı söz konusudur.

    futhark diye de adlandırılan 3500 civarında yazılı kaya vardır . bunlardan
    çok azı (%10) civarında eski kategoriye girmektedir.

    viking çağı yazıtları yani 16 sembollü alfabeyle yazılanlar soldan sağa
    doğru mükemmel bir şekilde nordik dilde okunmakta ve bu yazının 17.
    yy la kadar iskandinavya'da kullanılmakta olduğu bilinmektedir.

    en belirgin farklardan biride eski (24 sembollü ) denen yazıların sağdan
    sola yazılmış olmasıdır.
    eskilere tanrı odin zamanından kalma büyü yazısı denmektedir. çünkü
    bunların iskandinav dillerinde okunması mümkün olmamıştır.

    iskandinav
    dillerinde okuma çalışmaları yapılmışsa da kabul görmemiştir.
    okunamadığı için bu yazıtlara mistik bir anlam yüklenmiş, bu yazıların
    büyü amacıyla yazıldığı düşünülmüştür.
    run kelimesinin iskandinav dilinde esas anlamı da "büyü yazısı"
    demektir.

    iskandinavya-ve almanya'da bulunan taşınabilir ev eşyalarında (kap-
    kacak, tarak kandil vs.) bulunan runik yazılardan bazısının üzerindeki
    yazılar iskandinav dilleri ile okunamayınca türk runik alfabesiyle başarılı
    okuma çalışmaları yapılmış, ancak bunların ticaretle buraya geldiği
    düşünülmüştür.

    orhun yazıtları ilk bulunduğunda bilim dünyası yaklaşık 100 yıl bu
    yazıtların orta asya'ya giden vikingler tarafından yazıldığına inanmış,
    thomsen tarafından bu yazıtlar türkçe okununca bu sefer her iki yazının
    birbiriyle ilişkisinin olmadığı düşünülmüş ve savunulmuş.

    tarihi ve yukarıda saydığım diğer bulgulardan da anlaşılacağı gibi her iki
    toplum da avrasya’da tarihin bir döneminde bir arada olmuşlar.
    birbirlerinden etkilenmişler ve birbirlerine karışmışlar.

    iskandinavlar
    hristiyanlığı uzun yıllar kabul etmemiş pagan inançlarını korumuşlar ve
    yazı olarak da hristiyan bizans’ın çok daha önceden alınıp geliştirilmiş
    bir tür runik yazı ve alfabe olan greek-latin alfabesini değil şaman iskit
    bakiyeleri ve hun’ların runik yazısını alarak kendilerine 16 sembollü
    alfabe yapıp kullanmışlar.

    iskandinavya’da bulunan 24 harfli denen
    (aslında 24 ten fazla sembol mevcut ) az sayıdaki yazıtların da hun
    merkezi otoritesine baş kaldırıp gotlara katılan veya hun hakimiyet alanı
    olan iskandinavya da yerleştirilmiş ve belki de hun imparatorluğu
    yıkıldıktan sonra oraya göçen, bugün türkçe dediğimiz dilin belki de
    unutulmuş, yok olmuş bir kolunu kullanan kabilelere ait olması hiç de
    düşük bir olasılık değildir. bu bölgelerde bu kabilelerin özellikle de
    hristiyanlık yaygınlaşınca zamanla asimile olup yok olması da
    kaçınılmazdır. >
  • imdi, sven lagerbring'in bu benzerliği konu alan kitabı kaynak yayınlarından çıktı. yunan filozoflarına ilham veren kürtler temalı bir (bkz: cemşid bender) kitabını da bunlar basmıştı.

    biraz okumak lazım. ben okudum. lagerbring, evvela, dil ailesinden habersiz. benzerlik diye öne sürdüğü kelimelerin hemen hepsi farsça. ve şunu diyor mealen: "kardeşim bu kelimeler farsça'da da var. farsları türkler yönetti. e efendiler kölelerin dilinden kelime alacak değil ya, bu kelimeler kesin türkçe'den farsça'ya geçmiştir." halbuki olay tam tersi, farsça'dan türkçe'ye kelime geçiyor ve lagerbring'in tespiti yanlış. belki yakaladığı bir kelime "edel" yani "asil" (edel, aethel, athal) sözcüğünün türkçe "adlu" yani adlı, isimli, şanlı, namlı anlamındaki sözcükten geliyor olabileceği ki, bunun için attila dönemini iyi tanımak lazım. boş atmış dolu tutmuş da olabilir, böyle bir şey hiç olmayabilir de.

    yanılmıyorsam "sik" ile "dik" arasında da ilişki kuruyordu lagerbring. halbuki ilişki yok, işemek anlamında "siymek"ten geliyor. böyle böyle birazcık türkçe yahut linguistik bilen herkesin yanlış olduğunu ilk görüşte anlayacağı, 18. yüzyılda dil ailesi kuramları henüz gelişmediği için anlayışla karşılanabilecek fakat bugün hala ileri sürülmesi basitçe kafasızlık olan benzerliklerdir.
  • mümkün olduğunca çok boyutlu olarak incelenmesi gereken iddia:

    1-lagerbring isveç dilbiliminin atası falan filan olarak kabul ediliyor.
    2-o devrin bilimsel yöntemlerinin bugün metodolojik açıdan kabul edilebilir olmadığı da gayet açık.
    3- demirbaş şarl, 1711 prut savaşının müsebbibidir bir yönden. poltava'da ruslara kaybetti. onu himayesine alan osmanlı devleti ile ruslar savaşa tutuştu. prut sonrası uzun süre osmanlı türkiyesi'nde kaldı, hatta esnafa borç takıp kaçtığı rivayet olunuyor. ciddiyim, murat bardakçı'nın bir programı bunun üzerineydi epeycene.
    4- dolayısıyla bu olayların hatırası taze iken lagerbring denen amcanın türkçe ile isveççe arası benzerlikler bulmasının altında gayet net siyasi bir amaç vardır.

    bakın sevgili romalılar -----burası önemli-----

    benzerlikler vardır ya da yoktur demiyorum. o apayrı bir mesele. bu konuda kendi fikrimi de en sona yazacağım zaten. asıl önemli olan osmanlı türkiyesi'nin o devirde bir cins süper güç, hadi süper güç olmadı, rusya'yı dizginleyip iskandinavya'dan ve isveç'in çıkarlarından uzaklaştırabilecek bir önemli devlet, başat bir avrupa devleti olmasıdır. çünkü devir, deli ya da büyük her ne haltsa petro'nun baltık'a açılıp saint petersburg'u kurduğu, isveç'in çıkarlarına, ekonomik hinterlandına dalmaya başladığı devirdir. dolayısıyla isveçliler "ben de sendenim ağam" gibisinden bir psikolojiyle türkler'le bir yakınlıkları var mı yok mu diye araştırıp, o kanaldan "zaten çok eskiden biz akrabaydık, destek olun bize bu totti rusya'ya karşı" demek istemişlerdir. bu da gayet normaldir. bir enteresan bilgi de eski focus dergilerinden gelsin. hatta sözlükte başlığı da var.(bkz: jarramas) (bkz: jilderim)

    günümüze dek uzanan son 200 yılda da çaptan düşmemiz devam etmiş, gittikçe de koyu muhafazakar, saçmasapan ikinci sınıf ( ki böyle giderse bu ligden de düşeriz ) bir ülke haline gelmişiz. şimdi isveç gibi oldukça gelişmiş, burnu havada bir ülke ve toplum olsa bizimki gibi bir ülkeyle herhangi bir tarihsel bağı gerçekten var olsa bile, bunun ortaya çıkmasını ister mi?

    dilbilim dediğin alan ve dahi dilbilimciler de aktüel dünya ahvalinden, siyasetten, ülkelerinin genel politikalarından münezzeh, akademik açıdan kesin bir objektiviteye sahip, stereotype'lardan asla etkilenemez konumda değil. nasıl ki lagerbring'in siyaseten verileri eğip bükmesi ya da seçici bir dikkatle işine gelen verileri kullanma ihtimali varsa; bugün de aynı durum var. bunu da "ural-altay dil ailesi diye bir şey yoktur, ural dilleri, hint-avrupa dillerinin oldukça uzak bir alt dalıdır." demeye getiren modern avrupalı dilbilimcilerin söyledikleri bağlamında makul şüphe için söylüyorum.

    sonuç niyetine: benim bugüne kadarki okumalarımdan çıkardığım şahsi görüşüm uzak geçmişte sonradan türkçe(ler) haline alacak dili konuşan halklarla sonradan özelinde isveç genelinde iskandinav dil(ler)ini oluşturan halkların arasında, avrasya bozkırlarında yan yana yaşamaktan, alış verişten kaynaklanan bir bağlantı ve dolayısıyla kelimeler, efsaneler, mitler, kavramlar anlamında belirli düzeyde bir geçişkenlik var olabilir. bu kültürel açıdan önemli tabii. ama ne abartılacak ne de azımsanacak bir bağ, o kadar. bir almanya kadar etkili, güçlü ve zengin bir devlet ve toplum olsaydık bu bağlantıları yine isveçliler araştırıp bulup çıkarmaya uğraşırdı. soğuk gerçek budur, gerisi goygoydur, aksini iddia eden de dombilidir, taocudur.

    edit: imla
  • sadece dilleri değil tipleri de bildiğin orta asya türkü.

    kanıt
  • sözlüğün şu hali gerçekten can sıkıcı olmaya başladı. her başlıkta bir espri yapma kaygısı, beyni yok fikri var insanların anlamsız lafları gerçekten seviyenin nerede olduğu hakkında bilgi veriyor. herif merhaba yazmış aaa bak hiç benzemiyor diyor, öteki başka bir şey saçmalıyor. 40 küsür girdi var ama 1-2 tanesi bilgi verir tarzda.

    neyse konuya gelecek olursak, dil ailelerinin ayrımı artık tartışılır bir boyuta ulaştı. türkçe'nin de dahil olduğu ural altay dil ailesi bu noktada tartışmaların başını çekmekte. daha eski tarihli yazılı kaynaklar bulundukça tartışmaların şiddeti de artmakta. buradan hareketle dil ailelerinin kutsal bilgiymişçesine değişmez ve kati olduğunu düşünmek anlamsız.

    türkler ve türkçe asya ve avrupa coğrafyasında tarihselden günümüze müthiş bir yayılma alanına sahip olmuştur. bu yayılma sonucu dil ve kültür de aynı yayılımı sergilemiştir. buradan hareketle kültür tarihine bakmak dil açısından önemli bir veri verir bize. iskandinavlar ve türkler birbirine benzeyen kültürel ögelere sahiptir. bunların başında inanışlar gelmekte. bunun dışında mitolojik ögeler de birbirine yakınlık göstermekte. bu farklı şekillerde yorumlanabilir. burada şöyle bir tahminde bulunabiliriz belki de kuzey milletleri orta asya kökenli boyların bölgeye yerleşmesi sonucu var olmuş olabilirler. daha sonra germenler ve diğer avrupa milletleriyle girilen ilişki sonucu hem dil hem de kültür değişikliklere uğramış olabilir ancak dediğim gibi bu sadece tahmin.

    önümüzde bir fin örneği var. finlerin izlediği göç sürecine benzer bir süreç yaşamış olabilirler bu da iki dil arasındaki benzerlikleri açıklama imkanı verir. gerçek manada çalışılmaya muhtaç bir konu olduğunı düşünüyorum.

    benim tahmini yorumlarımda ziyade daha akademiş şeyler umanlar için bu linkler bir ipucu olabilir.

    history of the suiones
    burada bir tartışma variçinde bir takım bilgi kırıntıları mevcut.

    kısaca isveç tarihi

    burada da bir takım bilgiler mevcut. her iki kaynakta da zikredilen bir eser var romalı tacitusun yazdığı de origine et situ germanorum adlı eser.
  • bu baslik bana cocukken ben sarisindim diyen ezikleri hatirlatmistir. nedense hep guzel, medeni, gelismis irklarla akrabaligimiz var.
    o kadar benzememize ragmen hic kimse kendini pakistanlilara benzetmez.
    bunun tek aciklamasi var o da eziklik ve kompleksli bir toplum oldugumuz gercegidir.
hesabın var mı? giriş yap