şükela:  tümü | bugün
  • nihat sami banarlının edebi tarzda yazdığı dil bilgisi kitabı. insan dil bilgisini bile sevebilirmiş bunu gördüm kitapta. türkçe öğrenmek için okumak lazım. bu kitabı okumayanları liseden mezun etmezdim ben olsam. tabi kimse bana sormuyor, neden sorsun zaten dimi?*
  • kubbealtı neşriyat, bu kitap çerez niyetine okunsun, hatta insanlar birbirine sürekli hediye ededursun diye, fiyatını 2,5 liraya indirmişti bi zamanlar. ancak fiyat kapak baskısında olduğu için hediye etmekte zorlanıyorduk. şimdi de 5 lira zaten ama yine fiyat kapakta basılı. kitabın genel fikriyatı şu adres te incelenebilir. aynı amaç etrafında yazılmış makaleler ve yer yer seminer konuşmalarından oluştuğu için kendini çok tekrar etse de, kesinlikle çok dolu, türkçe'yi farkettiren bir kitaptır. bir kenara koyup arada bir, bir fasıl okunmalı, mümkünse her sene okunarak türkçe hassasiyeti arttırılmalıdır.
  • (bkz: lastik)
  • hayâl kelimesinin, türk dili ve edebiyatında var oluşunun tarihi tam bin yıllıktır. bunun gibi birçok kelimenin benimseniş hikayeleri vardır eserde. mesela vatan kelimesi, türk boylarının sürekli yer değiştirmesinin sonucunda anadolu'da mesken tutmaya başlamaları ve bu hadiseye "vatan tutmak" demeleri üzerine vatan kelimesi hemen benimsenmiş ve istenilen ifadeyi vermiştir.

    kitapta, günümüzde kullandığımız o kadar çok kelime şapkalıdır ki birçoğundan haberimiz yoktur. kullanışta, genelde ince ünlüleri/ünsüzleri, uzatmalı ünlü/ünsüzleri duyarak öğrenmiş olsak da bazı kelime okunuşlarında sıkça yapılan yanlışların nedenini daha iyi anlıyor insan okuyunca. çünkü kimse okulun dışında türk dili ile ilgilenmiyor.
  • edebiyat tarihçisi ve yazar nihad sami banarlı'nın türk dili üzerine kaleme aldığı araştırma kitabı. 1971 yılında ilk basımı yapılan kitapta, yazarın türkçe'nin güzelliklerini, inceliklerini ve ahengini ele aldığı makaleler bulunmaktadır. nihad sami banarlı, kitapta "imparatorluk dili" adını verdiği kavrama değinmiş, ingilizce, arapça, latince ve türkçe'nin imparatorluk dili olduğunu belirtmiştir. bu dört dilin kelimelerinin kendine özgü bir musikiye ve ahenge sahip olduklarını öne sürmüş, ingilizce, arapça, latince ve türkçe'nin diğer dillerden aldıkları kelimeleri bile bu ahenge uygun olarak dönüştürdüğünü örneklerle açıklamıştır. banarlı, türkçenin sırları kitabında öztürkçecilik akımına karşı çıkmış, türkçe'deki binlerce yıldır var olan arapça ve farsça kökenli kelimelerin yerine uydurulan öztürkçe sözleri hilkat garibesi olarak nitelendirmiştir.

    kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/türkçenin_sırları

    kitap hakkında bir özet - http://ziranbula.blogcu.com/…kitabinin-ozet/1198149

    satın almak için;

    http://www.idefix.com/…imoloji/urunno=0000000162528

    http://www.kitapyurdu.com/…kcenin-sirlari/5125.html
  • nihad sami banarlı'nın en popüler eseri, kendisini ölümsüz yapan güzide eser.
    ortaokulda türkçe öğretmenlerimiz bu eseri okumamızı isteyip, sınavda soracaklarını söylerlerdi. biz de okurduk tabi. hani okuduğunuz bazı eserler vardır, okumanızın üzerinden yıllar geçse de günlük hayatınızda ara sıra karşınıza çıkar. işte "türkçe'nin sırları" da bu kabildendir.
    "örneğin" kelimesi. insanların bu kelimeyi kullanıp kullanmadığına çok dikkat ederim. türkçe'nin sırları eserini okuyan (layıkıyla) kimse ise bu kelimeyi asla kullanmaz.
  • merhum (bkz: nihad sami banarlı)hoca'nın başarılı eserlerinden biri.

    yüksek lisans derslerinde hocaların "zorlaması" üzerine okusam da son derece güzel anlatımı ve "insanın konuştuğu dilin özelliklerini anlamasının önemini anlatabilmesi" sebebiyle oldukça beğendim. (çocuğuma okutacağım kitaplar listesine bile ekledim)

    hoca, kitabında dönemindeki dilcileri sert bir dille eleştirirken güzel bir hikaye anlatır, burada da bulunsun istedim:

    "bolulu bir ağa istanbul'a gideceği zaman yanındakiler ağam istanbullular çok ince konuşurlar aman bizi orada rezil etme demişler. ağa istanbul'a gittiğinde kendisine nereli olduğunu soran birine 'bölülüyüm' demiş. işte bizim dilcilerin hikayesi de böyledir."
  • kitap güzel, okuyana faydalı olur. solun öcü olduğu dönemde muhafazakar biri tarafından yazılmış olduğunu unutmamak gerekir. üstelik stalin'in türki cumhuriyetlerde alfabe ve dil dahil yaptığı baskıların hatıralarda taze sayılabileceği yıllarda yazıldığı düşünürse dış mihrak kötü moskova yaklaşımı daha anlaşılır oluyor.

    dilin tabii gelişiminden dem vurarak öztürkçeleştirme akımının verdiği tahribatı anlatıyor. üzerinden yıllar geçtiği için verdiği örneklerden hangisinin (aslında tam da doğal olarak) vatandaşlar (millet dememizi isterdi sanırım) tarafından kabul gördüğünü, hangisinin kaybolup gittiğini görebiliyorsunuz. bu kısımlar eğlenceli bile sayılabilir.

    ben en çok son bölümde yer alan atatürk'ün dil inkılabı ile giriştiği sadeleştirme yolunun işgüzar ve kraldan çok kralcı tipler nedeniyle çıkmaza girmesi, bunun üzerine atatürk'ün sadeleştirilirken fakirleştirilmeye başlanan türkçe'nin tekrar zenginleştirilmesini sağlamak üzere güneş-dil teoremini ortaya atması kısmını beğendim. nihad sami güneş-dil teoreminin amaç değil araç olarak kullanıldığını anlamayan, anlamazlıktan gelenler atatürk gibi büyük bir lideri anlamaktan çok uzaktır, kötü niyetlidir diyor.
    üzerinde çok düşünmemiş olmakla birlikte aklıma takılan bir soruyu giderdiği için en öğretici kısmı bu oldu.

    bu arada kitabı eşimin kitapları arasından bulup okudum. elimde görünce "aaa, sen bunu okumadın mı orta sonda x hoca herkese aldırmıştı, sınavda sormuştu" dedi. ulan ne tembelmişim diye düşünüp ya işte falan filan diye kıvırdım.
    bitirdikten sonra da "kızım, siz şuursuz tiplermişsiniz, x hocanın sizi mecbur tutup, beni muaf tutması ondanmış" dedim. gözlerini devirip git çay koy dedi. şuursuz işte peh.